Amerikan Süt Tozu ve Tarhana Osman

Bizim nesil çok iyi bilir.                                                                                              

Şöyle yaşı 50 üzerinde olanlar…   

Birçok şey Marshall yardımları ile başladı derler.                                                                                             

ABD Başkanı Joe Biden bu işin neresindeydi bilmeyiz.                                                               

Amerikan Süt Tozu da, okula başladığımızda bize zorla içirilirdi.                               

Herkesin bardağı, kaşığı ve şekeri olacak, yoksa kovboy şapkalı, uzun suratlı, yamuk ağızlı, purolu Sam amcanın bu yardım tozundan içilmezse olmazdı.                                                                                           

İşin zoru; yolu, suyu, elektriği olmayan köyümüze çimento torbası gibi paketlenen ya da teneke kutulardaki süt tozları eşeklere sarılarak getirilirdi. Torbalar üzerinde toka yapan eller figürünü ve USA (United States of America) kelimesini o yıllarda böyle tanıdık.   Sam amcamız öylesine etkiliymiş yani. Özel talimat verilse gerek ki öğretmenimiz bizim içip içmediğimizi sorduğu gibi gelen müfettişler de ilk olarak bunu sorarlardı.                                                                                                         

“Entel, Dantel köy” filmindeki gibi bir “Aşırı” arıyorlardı belki…

Ertesi yıl “aşırı” geldi.                                                                                          

Köşklü, hümanist, Kemalist Çetin Yılmaz öğretmenimiz okulda bir düzen kurdu, köylülerle daha da kaynaştı. O yıllarda Ankara’da ki Töb-Der yürüyüşüne gitti, soruşturmada okulda biz, köyde Adalet Partili, muhtarımız ve bizler “öğretmen okulda” dedik. Bir gün okula müfettiş geldi, sobanın borusu eğri deyince öğretmenimiz, bu çocuklar karda kışta 3 mahalle öteden geliyorlar, haklısınız sobanın borusu eğri, sobamız çürümüş, bu okul ve ben, yolu, suyu olmayan dağın başındayız, haklısınız sobanın borusu eğri. İş sobanın borusuna kalsın deyince müfettiş çıktı, gitti.                                                                           

O yıllarda evimize Ecer dayılardan yavru bir kedi aldık, adını” Hasan” koyduk. Okuldan eve süt tozu taşımaya başladım. Kışın sobada güğümdeki sıcak sudan alüminyum ilaç kaplarına koyduğum süt tozu ile Hasan’ı besliyordum. Amerika bizi okulda, bende Hasan’ı evde besliyorum. Hasan Amerikan kedisi gibi azman bir şey oldu, o Mart ayı sevişmeleri için evden çekti, gitti. Biz Amerikan süt tozundan belki fazla etkilenmedik, bazılarımızın midesine dokundu.  Bizim Hasan duygularını yitirdi, sildi bizi hayatından...

O dağ köyündeki evimize haftada iki gün rahmetli babam, Hürriyet gazetesi alırdı. Anımsadığım kadarıyla çizgi hikâyeler Pırtık ve Hüdaverdi ile Bizimkiler, Memurin Fatoş ile Basri, Kapitalist Güngörmüşler, Detektif Nik ve Sezgin Burak Şaheseri Tarkan, baba kumandan Altar, ağabey Tan vardı.

Öte mahalledeki okula gidip gelirken, çantamı, azığımı zor taşıyordum. Az gelişmiş ülkenin az gelişmiş çocuğuyduk.  Okulda tek öğretmenli sınıfta, üst sınıflara harita üzerinde ders anlatan öğretmenimi dinliyordum. Eğitimin kalitesine bakın Coğrafya dersinde bütün kıtaları, ülkeleri, harita üzerinde, başkentlerini, yönetimlerini, geçim kaynaklarını, ovalarını, nehirlerini, iklim ve bitki örtülerini anlatıyordu öğretmenlerimiz.  Yurttaşlık Bilgisinde parti, seçim, Senato, TBMM oluşumu, askerlik olguları tek tek anlatılırdı.

Birinci sınıftayım, bir gün Veli öğretmen son sınıftaki Meryem ve Gülsüm ablayı tahtaya çağırdı.  “Çocuklar çizmeye benzeyen ülke hangisidir ve başkenti neresidir” diye sorunca düşünmeye başladılar, epey de uzayınca hatırlamadıkları belli oldu. Esneyip duruyordum, senin nene gerek değil mi? Parmak kaldırdım, öğretmen tuvalete gideceğimi filan düşündü herhalde ne var deyince ben biliyorum dedim. İtalya ve başkenti Roma deyince, sertçe gel buraya dedi, korktum ama beni kucaklayarak sandalye üzerine çıkardı, bunlara birer tokat at dedi, ben de ablaların yüzüne vurdum. Ertesi gün Sabahat abla da tahtaya çıktı, Milli Eğitim Bakanlığını hatırlamadı, öğretmen bana sordu, yine ben ablaya bir tokat attım.

İlahi adalet gecikmedi…

O gün ani bir yağmur bastırdı, göz gözü görmez, her yer göl oldu. Şimşek üstüne şimşek çakıyor, gök delinmişti adeta. Öte mahalledeki evimize gidemeyeceğimiz kesinleşti. Okulun olduğu mahalledeki evlere öğretmenimiz bizleri paylaştırdı. Halamın oğlu, kızı ve ben Sabahat ablaların evine gideceğiz. Akşam yemeğini yedik, biraz ders yaptık. Rahmetli Raşit amcave Durdu Teyze “kızım çocuklarla yatın” dedi. Yan odaya geçtik. Sabahat abla aldı sazı eline, sen bizi tokatladın ha! Öyle dövülmez, böyle dövülür diye 2-3 tane çaktı, sessizce ve suçlu gibi yatağa uzandım. Ertesi sabah, dünü unutan çocuklar olarak, kindarlıktan uzak, sevinçle, güle oynaya okula gittik. Ben o gün dersimi de almıştım. Öğretmenimize anlatmışlar ara sıra tahtaya çıkanların bilemediklerini bana soruyordu, ben önüme bakıp gülüyordum. Veli öğretmenim tayin oldu, tatillerde köye gelir, beni çağırtır, orta ve lise dönemimde uzun uzun konuşurdu.

Beni ilkokul günlerime götüren, ilham kaynağım 50 yıl sonra geçen haftalarda telefonla arayan, sürpriz yapan, beni mahcup eden, ilkokul öğretmenlerimden Bozdoğanlı Enver Pekel hocam, köyümüzde çok iyi bağlar kurdu, halen de sürdürmektedir. Kendisine sağlık dolu bir yaşam ve huzur diliyorum.                           **

Gelelim yine süt tozuna…                                                                                                

Haydi, biz 5-6 yaşında çocuktuk…                                                                               

İzmirli Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya hocalarından Osman Nuri Koçtürk (1918-1994) Amerikan gıda artığı dediği süt tozunda “aflatoksin mantarını” ortaya çıkararak yasaklanmasını sağladı. Sonrasında soya yağı zararlarını anlattı. Yaptığı radyo programlarında sürekli Tarhana içmemizi öğütlediğinden Osman Nuri Koçtürk hocanın adı “Tarhana Osman” olarak ünlenir. Bu konuda “Sessiz Savaş” ve “Açlık Korkusu” gibi birçok kitap yazdı. Rahmetli Osman Nuri hocanın İzmir Karşıyaka ve Bergama’ya heykeli dikildi.

Hiçbir iyilik karşılıksız kalmazmış…                                                                                 

Osman Nuri Hoca Profesör yapılmaz, Konya’da saldırıya uğrar, öldürülmekten kıl payı kurtulur. 12 Eylül’de gözaltına alındığı yazılır. CİA’nın hedefindeki gıda uzmanı olduğundan da söz edilir.

Aslında her şey Marshall yardımları ile başladı…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum