• BIST 1.409,560
  • Altın 526,14
  • Dolar 9,1900
  • Euro 10,6400
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 7 °C
  • Aydın 17 °C
  • İzmir 19 °C
  • Denizli 15 °C
  • Muğla 14 °C

Cevriye

Mehmet EROĞLU

Cevriye bir hayat kadınıdır. Her gün bir veya birkaç adamla birlikte olup, hayatını kazanmaktadır. Yine böyle bir gün birlikte olduğu adam tarafından çok kötü dövülerek gecenin bir yarısında sokağa atılır.

Baygın bir vaziyette kaldırımda yatarken bir adam bunu fark eder ve yardımcı olmak için kaldırmaya çalışır. Cevriye baygındır, her yeri yara bere içindedir, adam Cevriye’yi kucağına alır evine götürür.

Adamın evi tek oda ve bir mutfak ve banyolu ufak bir bekar evidir. Odanın bir köşesinde tek kişilik bir yatak, pencere kenarında küçük bir çalışma masası ve sandalye, masanın üzerinde kitaplar, kalemler birde daktilo ve kâğıtlar bulunmaktadır.

Adam kendi yatağına Cevriye yi yatırır kendisi de masada uyuklar.

Sabah olur adam kalkar bir çorba yapar eczaneden ilaçla merhem alır Cevriye yi kaldırır. Cevriye uyanıp kendine gelir tanımadığı bir adam ve bilmediği bir evde bulmuştur kendini.

Adam lütfen rahat olun, korkmayın der.

Ben sizi dün gece kaldırımda yatarken buldum, durumunuz iyi değildi alıp evime getirdim çorba pişirdim, çorbanızı için sonrada yaralarınıza merhem sürelim der.

Cevriye birçok erkek tanımıştır hiç bir erkek, babası ve erkek kardeşleri dahi kendisine böyle sevecen ve kibar davranmamıştır. Adamdan etkilenmeye başlamıştır.

Birkaç gün daha o evde adamla kalmış, adam kendisine yemekler pişirmiş yaralarına merhem sürüp ilaçlar içirip iyileşmesini sağlamıştır.

Bir gün adam dışarı çıkmış Cevriye evde kalmıştır. Masanın üzerindeki kitaplara bakar, daktilo ile yazılanları okur, yazılanlar çok hoşuna gider bayağı etkilenir. Bunları o yazmış olmalı, ne kadar duygulu şeyler yazmış, ne kadar ince ruhlu birisi diye düşünür.

Bugüne kadar tanıdığı erkeklerden çok farklı üstelikte baya yakışıklı ve çekici diye düşünür.

Cevriye içinden kendi kendine ne o adama aşık mı oluyorum yoksa der. Aşık olsam da oda beni sever mi ki der.

Böyle düşünceler içinde iken akşam olmak üzeredir adam hala gelmemiştir, adamı merak etmeye başlamıştır.

Kendi kendine mırıldanarak ilk defa bir erkeği böyle merak ediyorum, aşk bu mu acaba der.

Cevriye bu duygular içinde iken kapı açılır gelen o adamdır. Telaşlı bir şekilde selam verip içeri giren adam valizini çıkarıp eşyalarını içine koymaya başlar.

Cevriye sorar ne o acilen bir yere mi gideceksin nedir bu telaşın

Adam evet gidiyorum bir daha görüşemeyiz belki der.

Cevriye nereye diye sorar

Adam çok uzaklara diye cevap verir.

Cevriye ya ben ne olacağım diye sorar.

Adam ben bu evin bir aylık kirasını vermiştim istersen bir ay burada kalabilirsin der.

Adam valizin toplamıştır telaşlı bir şekilde kapıya doğru yönelir Cevriye ye hoşça kal küçüğüm kendine iyi bak der ve kapıda çıkıp merdivenlerden hızla inerek sokağa çıkar, Cevriye pencereden adamın arkasından sokaktan kaybolana kadar üzgün gözlerle bakar.

Cevriye hiç bu kadar kendin yalnız hissetmemiştir, hayatında hiç bir erkek kendisini bu kadar etkilememiştir.

Böyle kederler içinde akşam yemeği bile yemeden yatağın içine ağlayarak sabahı zor etmiştir...

Cevriye artık iyileştiğini ait olduğu İstanbul sokaklarına geri dönmesi gerektiğini düşünerek evden çıkar Tarlabaşından Taksime doğru yürüyüp Emek sinemasın yanındaki kitapçının önünden geçerken gözü gazete tanlarına takılır. Gazetenin birinde o adamın kocaman bir resminin görüp tam sayfa Vatan Haini Nazım Hikmet Rusya’ya firar etti yazısını okur ve olduğu yere çöküp kalır...

Yukarıda yazılan bu yazıyı umarım çoğunuz okumuşsunuz. Bu yazıyı başlık alarak bir anımı yazmak istedim.

Bergama'da Arkeolojik araştırmalara XIX. yüzyılın ikinci yarısında başlanmıştır. Bergama'ya 1864-1865'te gelen Carl Humman aslında yol inşaat mühendisi olarak Anadolu'ya gelmiş rivayete göre yol inşaatı (İzmir-Dikili yolu) yapılırken döşeme taşına ihtiyaç duyuluyor. Yanında çalışan işçiler Bergama'da yukarı Akropol denen yerde çok taşın bulunduğunu söylüyorlar. Yol mühendisi Carl Humann Bergama akropolüne gider. Orada gördüğü manzara karşısında hayranlığını gizleyemez. Çünkü Zeus sunağı yıkılmış Heykeller kabartmalar sütun ve sütun başları olduğu gibi karşısında duruyor. Hemen Berlin müze müdürünü Bergama'ya çağırıyor. Bu müze müdürü ile birlikte yol inşaatını da bırakarak Zeus sunağındaki heykel ve kabartmaları iki sene hiç durmadan aşağıya, Dikili'ye veya Çandarlı'ya taşıyorlar, oradan da sallarla Almanya'ya gönderiliyor. Yalnız Zeus Sunağı ile kalmıyor Athena Mabedini ve Troyan Mabedini de yağmalıyor. Bu yağmalama iki yıl devam eder. Heykellerin ve kabartmaların Almanya'ya taşınmasına yurt sever bazı Bergamalılar bu yağmalamayı zamanın yetkililerine şikâyet ediyorlar. Osmanlı devleti bu konunun incelenmesi için bir yetkili görevlendiriyor. Gelen yetkili Almanların misafiri olarak gerekli şekilde konuk edildikten sonra şikâyetçileri huzuruna çağırıyor. Şikâyetçilere neden şikâyet ettiklerini soruyor. Şikâyetçilerde, “Almanların yukarı Akropolden taşları ve heykelleri götürdüklerini anlatıyorlar” Bunun üzerine tahkikata gelen yetkili fena halde kızıyor. "Sizin yaptığınız ayıp koskoca devleti humayının memuru iki taş için avara bırakılır mı ?" diye vatandaşlara kızıyor. Bu yetmezmiş gibi Almanların eline bir de belge veriyor. Belge de ”Taş bulursanız sizin altın bulursanız bizim” diye. Bu belge üzerine Zeus sunağını devletin izni ile aldık diye soygunlarına yasal kılıf hazırlıyorlar.

Bu belge üzerine Carl Humman daha da serbest hareket ederek soymaya devam ediyor. Öyle ki Zeus Sunağının temellerine kadar ne var ne yoksa bulduğu eserleri Almanya'ya taşıyor.

Bergama'dan götürülen bu eserler Berlin'de Pergamon Muzeum isminde 1930 yılında sergilenerek ziyarete açılıyor.

r-1-039.jpg

Almanlar, İngilizler ve Fransızlar bir açık hava müzesi olan Anadolu'da tam manasıyla kültür emperyalizmi yapmışlar. Kendi ülkelerine ne kadar eser kaçırırsalar ganimet saymışlar Shiliman Truva'yı soymuş çıkardığı bütün eserleri Yunanistan üzerinden Almanya'ya kaçırmış.

Üç katlı olan ve her katı heykellerle dolu olan Milet güney agora kapısını olduğu gibi Almanya'ya kaçırılmış,

İngilizler hem Efes Artemis mabedini hem de Bodrum Mozeleumu'nda bulunan kabartmaları British müzesine götürmüşler.

Bunlar sadece kaçırılan eserlerin çok azı.

Zeus sunağından kalan utanç çukuru

Didim Miletos Antik kentinden kaçırılan güney agora kapısı ve bazıları.

didim-miletos-antik-kentinden-kacirilan-guney-agora-kapisi.jpg

Neyse konumuza dönelim.

Yol mühendisi olan Carl Humman Bergama'yı gördükten ve iki yıl oradaki eserleri kaçırdıktan sonra (Zeus sunağı, Athena mabedi ve Troyan mabedindeki eserleri) bir de devletten Bergama'da kazı yapma izni alarak daha kolay yoldan Zeus sunağını temellerine kadar soymuş. Şimdi Zeus sunağının yerinde utanç çukurundan başka bir şey kalmamış. Hatta zamanın Bergama belediye başkanı olan Safa Taşkın, Zeus Sunağını tekrar Bergama'ya getirmek için Berlin'de bulunan Pergamon Müzesindeki Zeus sunağında üç gün açlık grevi yapmış sonunda Alman yetkilileri zorla uçağa bindirerek Türkiye'ye göndermişler.

Tahminen 1995 yılında bakanlık temsilcisi olarak Bergama kazı heyetine katıldım. Kalabalık bir Alman kazı heyeti ve kazı başkanı da Wolfgang Radt isminde birisi. Bergama Akropolünde iki çalışma yapılmakta. Heyetin birisi Troyan mabedinde bir diğer heyette Zeus mabedinde çalışıyor. Benim çok garibime giden ve acı acı düşünmeme neden olan olay Bergama'da uzun yıllar kazı yapan Carl Humman  “Ölürsem beni Zeus sunağının yanındaki çamın dibine gömün” diye vasiyet etmiş. Onun isteğini de yerine getirip oraya defini yapılmış.

Tabi ben ne zaman Akropole çıksam Carl Humman mezarının başında kendime göre dua ettikten sonra şu şiiri okumadan da kendimi alamazdım.

O günden önce ölürsem eğer

Öyle gibi de görünüyor

Anadolu'da bir köy mezarlığına

Gömün beni

Ve de uyarına gelirse

Tepemde bir de çınar olursa

Taş maş istemez hani

Yâd ellerde ülkesinin hasreti ile yanan milli şair ülkesine gelip bir köy mezarlığına da yatamazken Bergama'yı soyup soğana çeviren Carl Hummann'ın mezarı Bergama'da Zeus sunağının dibinde yatmaktadır.

Tanrım, ne çelişkiler ülkesiyiz... Bir soyguncuyu baş tacı yapmışız bir ulusal şairi vatan haini. Gerisini siz düşünün artık. Burası sözün bittiği yerdir artık. Fazla söze gerek yok sanırım.

Bu yazı toplam 1704 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0533 310 60 08