• BIST 1.409,560
  • Altın 526,14
  • Dolar 9,2050
  • Euro 10,6650
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 17 °C
  • Aydın 15 °C
  • İzmir 16 °C
  • Denizli 18 °C
  • Muğla 13 °C

Devletin Malı

Ahmet KELEŞOĞLU

Yetmişli yılların başlarında evimize de çok yakın olan Ünye İnönü İlkokulu'na gidiyorum. 
Şimdi olduğu gibi o zanamlarda da sınıf başkanı seçimle olurdu. Bir arkadaşımız ezici oy çokluğuyla sınıf başkanı seçilmiş adeta mazbatayı alır gibi sınıf defterini öğretmenler odasından almıştı. 

Okul zili çaldığında herkes Öğretmenin gözünün içine bakar, bir an önce dışarıya çıkmanın heyecanını yaşardık. Okulun tahta merdivenlerinin uğultu ile karışık ayak sesleri kulaklarımızda çınlıyor gibiydi. O ses, o gürültü, ya ders zili nin habercisi ya da tenefüs'ün müjdecisi gibiydi. 

O günlerdeki enerjimizi toplayan bir aygıt olsa, her halde uzaya yakıtsız gidebilirdik. Sınıf başkanının bir çok görevinin yanında kara tahtanın sağ üst köşesine yaramazlık yapanların ismini yazmak ta vardı. 

Sınıf başkanına torpilin işlemediği o günlerde, ciddiyet saygı ve sevginin neredeyse kitabı yazılırdı. 
Her zaman olduğu gibi kara tahta da adım ilk sıralarda yerini almış Öğretmenin sınıfa gelişini bekliyorduk. Öğretmen sınıf'a girdiğinde ortam neredeyse sinema salonundaki sessizliği anımsatıyordu. Artık öğretmenle sınıf başkanının diyaloglarından başka bir ses duyulmazdı. Cezalarımızın sonuçlarını bile bile, nasıl da korkmadan tepinirdik o sıraların üzerinde. İçimize yerleşen o başkaldırısı engellenemez, korkusuz anarşist ruhumuz nasıl da atmak isterdi kendisini dışarıya. Heyecanı ve mutluluğu karışık, o asiliğin verdiği cesaret mutlu ederdi beynimizi nedense.

Öğretmen'in "Keleşoğlu buraya gel" diye duyulan sesi adeta zindanlardan gelen yankı gibiydi. Suçum sabit cezamı çekmek ise kaçınılmazdı. Öğretmenin "söyle bakalım niçin sıraların üzerinde yürüdün" cümlesi daha bitmemişti ki, ojeli tırnaklarının kulağımı kıskaç gibi yakalayarak, bulunduğum yerde birkaç tur attırışı aklımı başıma getirmişti. Sanki o an ben değilde sınıf dönüyor gibiydi. Kafam bir kaç turu tamamlamıştı ki yanaklarımda bir patlama meydana geldi. 
Arkasından çığlık atar gibi bir ses "çıkar önlüğünü çabuk, çıkar" diyordu. Öğretmenin önlüğümü çıkarttırıp üzerine basarak çiğnememi isteyeceğini hemen anlamıştım. O anda beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Keşke yer yarılsa da yerin dibine girseydim. Çünkü fanilamın üst kısımları yırtık pırtık eskimiş ve yıpranmıştı. O görüntü benim utanç içinde kalmam için yeterde artardı bile. Çaresiz önlüğümü çıkartıp üzerinde gezinmiş, simsiyah olan önlüğümün neredeyse griye dönüştüğünü görmüştüm.

Zaten bu süre içerisinde sınıf adeta dönüyor öğretmenin sesi her yerde yankılanıyordu. Yanaklarımdan gelen sıcaklığın alevi ise gözlerimde su buharına dönüşmüş, tanecikler halinde damlıyordu.

"Devletin malının üzerinde yürümek neymiş göstericem sana" sözleri ise ikinci tokadın ayak sesleri gibiydi.
İşte o günden sonra, Devletin malına dokunmanın ne demek olduğunu çok iyi anlamıştım.

Bu yazı toplam 1574 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 310 60 08