• BIST 1.408
  • Altın 455,812
  • Dolar 8,0395
  • Euro 9,6202
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 18 °C
  • Aydın 20 °C
  • İzmir 18 °C
  • Denizli 21 °C
  • Muğla 16 °C

Eski kulağı kesiklerden misiniz?

Mehmet GENÇ

Sözcükler sadece deyim ve atasözlerinde ilk ve asıl anlamlarında kullanılır. Deyim, atasözleri ve kalıplaşmış cümlelerde sözcüklerin eşdeğerleri yazılamadığı gibi yerleri de değiştirilemez. “Ak akça karagün gün içindir” savsözümüzde ‘akça’ yerine ‘para’, ‘kara gün’ yerine ‘zor günler’ yazılamaz. Ya da ‘Eksik etek’ deyiminde ‘etek eksik“ etek eksik” diyemeyeceğiniz gibi.

“Eski kulağı kesiklerden” deyimini bu açıdan değerlendirirse, deyimi oluşturan, ya da destekleyen sözcüklerin o dönemindeki anlamlarını gözden geçirmekte fayda var:  “Dargāh” (Fars.) kapı, eşik demektir, ‘yer’ tanımından herhangi bir yer değil, kutsallığı olan yer akla gelmelidir.

“Post” İşlenmiş, kullanıma hazır hayvan derisinin dışında (özellikle Mevlevilikte) “makam, koltuk” demekti. Bu anlamından dolayı ‘post kavgası’ deyimini türetmek zorunda kalmışız.

Ayrıca, eskiden kurban edilen hayvanın derisi, bir ceket gibi vücuda sarılarak tanılara daha yakın olunacağı, kişi ile tanrı arasında bir köprü olarak algılandığından hor kullanılması, kaybedilmesi, kirletilmesi af kapsamına girmeyen suçtu. Uzun lâfın kısası ‘post’ namustu, en büyük kutsallıktı.

Mevlevilik tarikatında, her biri ayrı bir konumu ve kişiyi işaret eden on iki post / makam vardı. ( Baba postu, aşçı postu, ekmekçi postu, nakip postu, atacı postu, meydancı postu, türbedar postu, kilerci postu, kahveci postu, kurbancı postu, ayakçı postu, mihman evi postu).

bedri-noyan.jpgBunların en önemlisi ’postnişin / pir/ dede postu’ idi. Bu makamdaki post diğerlerinden daha üsttü durur ve asla postnişin dışında başkası tarafından el ve ayak sürülmez, çiğnenemez, dokunulamazdı.(Ek bilgi: Türkiye’nin ikinci kulak burun uzmanı olan, Aydınlı bir kızla evlenerek Aydın’a yerleşen ve Aydın’da ölen (1997) Doç. Dr. Bedri Noyan en yüksek mevki olan Dedebabalık/Pir makamında bulunabilmiş şair, besteci, ressam olan saygın bir kişilikti.

Anımsadığım kadarıyla çocukluğumda bugünkü Durak Optik olarak bilinen dükkânın üstünde bürosu vardı. Aydın Lisesi mezunu olan oğlu, Ateş’i trafik kazasında yitirdiğimizi anımsıyorum.

Dilimizden eksik etmediğimiz ‘Sevdim Bir Genç Kadını /
Ansam onun adını / Her şey beni ona bağlar / Kalbim durmadan ağlar’ şeklinde devam eden  şarkısının bestesi Şecaattin Tanyeri’ne, güftesi Bedri Noyan’a ait olduğunu bu arada anımsayalım)

Vehbi Baba’nın aşağıdaki şiiri o günlerden kalmadır:

Bir bir ayet yazılıdır postunda.

Yedi kral, yedi şah var destinde

Altın hilye örgülü üstünde,

Âlleri var Hacı Bektaş Veli’nin

“Post” sözcüğünün dilimizdeki izlerini say say bitmez, işte bir kaçı: Posta geçmek /  posta oturmak (Tekkeye şeyh olmak),  posta koymak / atmak (birini korkutmak, tehdit etmek, kabadayılık etmek, gözdağı vermek), postu deldirmek (ciddi darbe almak, saygınlığını yitirmek), postu dürmek (yolculuğa, makamı terk etmeye hazırlanmak), postu kurtarmak (ölümden kurtulmak, tehlikeden kurtulmak), postunu çıkarmak (dolaylı yolla gözdağı vermek), postu sermek ( bir yerde uzun süreli kalmak), postu vermek / kaptırmak  (makamı kaybetmek, eski saygınlığını yitirmek), ve daha niceleri

Gelelim ‘Eşik kavramına’: “Eşik” görünen ile görünmeyen dünyayı ayıran bir çizgi olarak algılanırdı. (İnanması zor olsa da) Eski Türkler, altıncı yüz yıla kadar, ölen atalarını evin eşiğine veya yanına gömerlerdi.

Eşiğe basmak, ölüyü çiğneyip geçmek olarak algılanırdı.  Anadolu köylerinin çoğunda eşik basılmadan sağ ayakla içeri girilir. Dolaysıyla her ocak / ev, yaşayan aile bireyleri ile ölenlerin ruhlarının barındığı kutsal bir yerdi. (Kaynak:’Türk Medeniyeti Tarihi’ Ziya Gökalp, Ötüken Yay)

Tekkelerde eşiklerin ayrı bir yeri vardı; birinci eşik (giriş) herkese açıktı, ikinci eşik, sadece belli kişilerin girebildiği bir yerdi.  Derin bir sevgi, saygı belirtisi olarak ikinci eşiğe gelindiğinde, eşiğe yüz sürülür ve öpülürdü.(Anımsatma: İzmir/Karşıyaka’ya bağlı Doğançay Köyü’nde katıldığım bir düğün sırasında gelin kızın, evine ilk adımı atmadan önce eşiği öptüğünü, yüz sürdüğünü görmek beni mutlandırmıştı.)

Sonuç: “Kulağa küpe taktırmak ve eşiğe baş koymak” öğrencinin / askerin kendini bu yolda kurban etmekle eş değerdi. Bir başka söyleyişle, “Bu yoldan vazgeçersem, ettiğim yemine sadık kalmazsam, boynum / başım size feda olsun” anlamında kutsal bir yemin, söz verme olarak algılanırdı.

Eşiğe baş koyan öğrenci, asker adayı yukarıdaki yemin ne anlama geldiğini asla unutmasın diye kulağa küpe takılırdı. Dilimizdeki ‘kulağına küpe olsun’ deyiminin kaynağı da burada aranmalıdır.

Yeniçeri askerlerinin kulağındaki küpenin yukarıdaki yemin sözünün dışında daha bir ayrıcalığı vardı; küpe ’emekli olana kadar hiç evlenmeyeceğim ve asla  Hz. Ali’nin yolundan sapmayacağım’  anlamı içeriyordu.

Devlet yönetiminin zayıf olduğu dönemlerde kulaktaki küpenin ne demek olduğu, edilen yeminler unutuldu, yeniçeri ve tarikat öğrencileri (özellikle Müslüman olmayan kızlarla)  gizli bir şekilde evlenmeye başladılar

Bu suçu işleyenler mürit (öğrenci) ve asker adayları (Bektaşi köçekleri) bir heyet huzuruna çağrılır, ayakta sorgulanırdı. Suçu sabit görülmesi durumunda,  kulağındaki küpe ani bir hareketle sökülüp alınırdı.

Küpenin aniden kulaktan sökülüp alınması kulağın delinmesi, ya da kulağın yırtılması demektir. Kulaktaki yırtık, gençlerin kimliğinden farksızdı; bundan böyle kulağı yırtık kişiler, toplum içinde asla saygı görmez, toplum içine pek alınmak istenmez, hatta selamı alınmaz ve selam verilmez, verdiği söz ciddiye alınmaz, kız verilmezdi.

Kulağın kesilmesi/yırtılması sadece Osmanlılara özgü bir cezalandırma şekli değildi.

Eski İran’da bütün mahkûmlar giydikleri elbiseden tanınırlardı. Saçlar kulak üstüne kadar tıraşlı, kulaklarının biri ucundan kesikti. Yakınları, onlara yiyecek içecek getirebilir, ama asla para veremezlerdi.

Kulak kesme,  sadece insanlara özgü bir uygulama değildir; kurt ve çakalların, çoban köpeklerini kulaklarından tutarak etkisiz hale getirdikleri bilindiğinden çoban köpeklerinin kulakları öncelikle kesildiğini bilirsiniz.

 

Bu yazı toplam 1691 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 310 60 08