• BIST 1.345
  • Altın 477,548
  • Dolar 8,2803
  • Euro 9,9437
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 10 °C
  • Aydın 16 °C
  • İzmir 14 °C
  • Denizli 16 °C
  • Muğla 15 °C

Karabağ savaşının kazananı kim?

Metin AKOĞLU

20 Ocak (Yanvar) 1990 da Rus tanklarının önüne yatarak 90'ın üzerinde şehidin verildiği olaylar sonucu,  Rus askerleri Azerbaycan dışına çıkarılmıştı. Rusya ve Azerbaycan arasında yapılan askeri anlaşma çerçevesinde; Sovyet sisteminden kalma Akdeniz ve Hint Okyanusunu kontrol eden Gabele’de bulunan radar üssünde çalışan askerlerin dışında hiç Rus askerinin kalmadığını söyleyebiliriz.

Ebulfez Elçibey önderliğindeki Azerbaycan halk Cephesi (AHC) hareketinin; kısa süren yönetimi bunu başarabilmişti ama Rusya’nın intikamı Azerbaycan’a çok pahalıya mal olacaktı. Hocalı katliamı ile birlikte her gün toprak ve köylerin kaybedilmesi hiç şaşırtıcı değildi. Rus sisteminde askerlik yapan Ermeniler; Spetnaz (Özel Kuvvetler) dâhil olmak üzere muharip birliklerde çalışabiliyorken(piyade, tankçı, topçu), pilot olabiliyorken, Azerbaycan vatandaşları da inşaat ve lojistik sektörlerinde çalıştırılıyorlardı. Bu eşitsizlik, muharebe sahasında gözle görülür yenilginin en önemli göstergesiydi.

Rus sisteminin yıkıldığını zanneden AHC Hareketinin; toprak kayıplarının önüne geçilmesini isteyenlerle, özgürlük ve demokrasi yanlıları arasındaki görüş farklılıklarının keskinleşmesi üzerine, Rusya yanlısı Albay Suret Hüseyinov’un Gence’de başlattığı darbe girişiminin başarılı olduğunu gördük. Elçibey, Nahçıvan’nın Keleki köyüne yerleşirken;  Nahçıvan Meclis Başkanı Haydar Aliyev, Bakü’ye dönerek vatandaş muharebesinin önüne geçmeyi başarabilmişti ancak Rusya destekli Ermeniler dur durak bilmiyorlardı. Karabağ’ın tamamının kaybedilmesinin ardından Karabağ’a mücavir Ağdam, Kelbecer, fuzuli, Cebrail, Zengelan ve Lâçin reyonları Ermenilerin eline geçmişti.

Sonrası hepimizce malum; ABD, Fransa ve Rusya’nın başı çektiği AGİT süreci başlatıldı. Yaklaşık 30 yıl süren bu AGİT statüsü; Azerbaycan’ın işgal edilen topraklarının geri verilmesi yönünde hiçbir ilerleme sağlamamıştır. Haydar Aliyev ile yakaladığı rüzgârla yeniden toparlanma süreci başlamıştır. Ham petrol ve doğal gaz satışından elde edilen gelirlerin bir bölümüyle,  Türkiye ve İsrail’in desteği sayesinde ordunun modernizasyonu çok hızlı bir şekilde tamamlanmıştır. Artık, Ermenilerle savaş yapabilme kapasitesinin çok üzerine çıkıldığı günlere gelinmiştir.

23 Temmuz2020’ye geldiğimizde Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki son çatışmanın işgal altındaki Dağlık Karabağ’da değil de oraya 250 km uzaklıktaki Tovuz reyonu sınırında yaşanmıştır. Zira Tovuz, TANAP ve BTC boru hatları ile Bakû-Tiflis-Kars demiryolu hattı üzerindedir.

Kafkasya’daki büyük resme baktığımızda konu bu değildir. Bana göre konu daha çok Ermenistan ile ilgilidir.

Ne demek istediğimizi anlatabilmek için kısa bir hatırlatma yapmalıyız: Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 2008-2018 yılları arasında iki kez cumhurbaşkanlığı yaptı; ardından ülkeyi başkanlık sisteminden parlamenter sisteme geçirdi ve başbakan oldu. Rusya yanlısı Sarkisyan’ın bu girişimi haliyle toplumsal bir tepkiye dönüştü. O tepkiyi fırsata dönüştüren Kaliforniya ve Marsilya Ermenilerinin oluşturduğu Diaspora Ermenileri ve Batı’nın desteğiyle Nikol Paşinyan 8 Mayıs 2018’de Ermenistan başbakanı oldu.

Batı’nın bu değişimdeki rolü o kadar açıktı ki, Paşinyan ilk günden beri başbakanlığını “kadife devrim kazandı” diye formüle ediyordu. Renkli devrimler, biliyorsunuz, ABD’nin SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya’yı çevrelemek için eski SSCB ülkelerinde yaptığı darbelerdi: 2003’te Gürcistan’da “gül devrimi”, 2004’te Ukrayna’da “turuncu devrim”, 2005’te Kırgızistan’da “lale devrimi” yapıldı;

Paşinyan’ın, zaferini bu çizgi içinde “kadife devrim” olarak nitelemesi, ABD yanlısı ve Rusya karşıtı konumuyla ilgilidir. Rusların Kırım’ı ilhak etmesiyle ilgili olarak Rusya’yı mutlu edecek destek açıklamasını henüz yapmamıştır. Bu duruşuyla ilhakı desteklemediğini söyleyebiliriz.

Son sınır çatışmasını anlayabilmek için Paşinyan’ın durduğu yeri iyi anlamak gerekiyor. Paşinyan, Azerbaycan’la “düşük dozda bir çatışmayı”, kullanışlı hale getirip ülkesini Batı limanına demirleyebilmenin aracı olarak görüyor olmalıdır.

Rusya’nın liderliğinde; Beyaz Rusya, Ermenistan, Kazakistan Kırgızistan ve Tacikistan’ın katılımı ile 2002 yılında Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) kurulmuştu.

Kuzey Atlantik Antlaşmasında (NATO) olduğu gibi üye ülkelerden biri ya da bir kaçının güvenlik, toprak bütünlüğü ve egemenliği bağlamında tehdit altında kalması durumunda örgüt üyesi ülkeler,  bu tehditleri yok etmek için önlem alabilecektir.

Buna göre; eğer Rusya, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün tüzüğü gereği Ermenistan’a yardım ederse, Ermenistan Başbakanı Paşinyan hem Azerbaycan’a karşı hem de Türkiye’ye karşı başarı kazanmış ve bunu iç politikada kullanmış olacak. Eğer Rusya, Türkiye ile karşı karşıya gelmemek için meseleye karışmazsa, Paşinyan, iç kamuoyunu AB ve ABD ile hareket etmenin zorunluluğuna ikna edebilecek.

Üstelik “milliyetçi duyguların” köpürtüldüğü bu şartlarda iki yıl önce “kadife devrim” sürecinde söz verilen ama yerine getirilmeyen vaatlerin de unutturulduğu bir ortamda, salgının yarattığı kötü ekonomik şartları da boşa çıkartmış olacaktı.

Rusya’nın Azerbaycan’ı desteklemesi durumunda Paşinyan;  Kolektif Güvenlik Anlaşmasının maddeleri işletilmemiş olacak ve ben dememiş miydim diyerek konuyu iç politikaya yaslamanın hazzını yaşayacak ve kazanan yine Paşinyan olacak.

Bağımsız kaynaklarca;  bu “düşük dozlu” çatışmanın doğuracağı “milliyetçi duyguların” Azerbaycan’da çok öne çıkmasının Rusya tarafında istenmediğini,  Rusya’nın Azerbaycan’ı Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütüne(KGAÖ) dâhil etme isteğini direk olarak söyleyemese de kanalize ettiği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

Tarafların bulunduğu durum budur. ABD’de seçimler var ve ortam çok karışık. İşte böyle bir atmosferde en uygun zaman seçildi. Küçük bir sınır çatışmasıyla 27 Eylül’de başlayıp 9 Kasım’da Moskova’da yapılan anlaşmayla sona eren Ermenistan-Azerbaycan savaşı 45 gün sürmüştür. Dört yılda kaybedilen toprakların, 45  gün gibi kısa bir sürede geri alındığını görüyoruz. Nerede başlayıp nerede ateşkesin yapılacağı önceden planlanmış anahtar teslimi savaş iki bin 700 Azerbaycan, iki bin 400 Ermeni askerinin ölümüyle sonlanmıştır.

Azerbaycan işgal edilen topraklarını geri aldı. Karabağ’ın kadim şehri Şuşa’yı da sınırları içine kattı. Karabağ’ın diğer yarısı olan Hankendi şehri de Ermenistan’a verildi.

Önce toprakları verirken öldük sonra alırken öldük. 1990’da Bakü’den ayrılan Ruslar 31 yıl sonra 1960 askeriyle birlikte Karabağ’a yerleşmiştir. Bu savaşın tek kazananı Rusya'dır. Eşeği kaybettirip sonrada buldurmuştur. Aliyev sülalesi yaşamları boyu başkanlık yapacaktır. Azerbaycan Halk cephesi iktidar olabilmek için uzun yıllar beklemede kalacaklardır. Açılacak Nahçıvan-Azerbaycan  yolunun kontrolü Ruslarda olacak ve gördüğü lüzum üzerine istediği zaman aç-kapa yapabilecektir. Geçiş güzergâhından elde edeceği gelir ile de Ermenistan'daki üslerde bulunan 5 bin, Hankendi'ne yerleştirdiği bin 960 askerin finansmanında kullanabilecektir. 

1992 den bu yana TSK’nin desteği ile Azerbaycan ordusunun kazanımları ve savaş azmi müthiş! Başta ŞUŞA olmak üzere işgal edilen toprakların geri alınması elbette çok sevindirici olmalıdır.

Bizim için önemli olan Türkiye ve Azerbaycan’ın milli çıkarlarıdır. Türkiye’nin toplam çıkarının ise komşularıyla işbirliği yapmasından geçtiğini savunan biri olarak, her gelişmeyi, bu işbirliğine yaptığı olumlu-olumsuz etki ile değerlendirmeliyiz

 “Dağlık Karabağ’da Putin özel operasyon yaptı. Rus barış gücü uzun süre orada kalacak. Orası artık Rusya’nın bölgedeki yeni askeri üssü sayılır.

Rusya’nın bölgedeki varlığını hala meşru görmeyenlere bir çift sözüm olacak. Rusya meşruiyeti daha da meşrulaştırmak için Karabağ’da yaşayan 70 bin Ermeni vatandaşını bir gecede Rus vatandaşı yapmak için kimseye bir şey sormak zorunda değildir. Ne Erivan’ın ne de Bakü’nün Moskova’ya karşı bir itirazı olamaz.

Karabağ’da savaşı bitiren üçlü anlaşma tam bir özel operasyon. Daha önce bununla ilgili medyaya hiçbir sızma olmadı. İşte operasyon budur.

Paşinyan mı dediniz?

Putin, Topal Osmanlarını Paşinyan’ın üzerine henüz göndermedi. “Şapka da giyecektir, vergi de verecektir.”

Bu yazı toplam 1944 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 4
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0533 310 60 08