• BIST 1.121
  • Altın 472,679
  • Dolar 7,7650
  • Euro 9,0520
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 15 °C
  • Aydın 24 °C
  • İzmir 28 °C
  • Denizli 21 °C
  • Muğla 18 °C

Kültür

Ömer ERU

Günlük yaşantımızda etrafımızda yaşayan insanlardan bilgili çok gezen, çok görgülü insanlar için kültürlü insan deriz. Demek ki kültürlü insan bilgisini, görgüsünü artıran ve bunu yaşantısının bir parçası haline getiren insandır. 

Zamanımızda Anglo Sakson ülkelerinde kültür kavramının tanımı şöyle yapılmaktadır. Kültür geçmişten miras kalan ve öğrenilebilir olan değer, norm ve davranış kalıpları toplamıdır.. 
Bu tanımı biraz daha açarsak ve bir gruplandırmaya tabi tutarsak özelliklerini şöyle sıralayabiliriz. 

1-Kültür toplumun ortak özelliğidir.

2-Kültürün temelinde insanlara ilişkin olan norm ve davranışlar vardır. 

3-Kültür öğrenilebilir.

4-Kültür kalıpları eskiden miras kalmıştır.

5-Kültür süreklidir ve bu yönüyle tarihi bir yönü vardır. 

6-Kültürün kuşaktan kuşağa geçmesinde eğitimin büyük rolü vardır. 

7-Kültür norm ve davranışlar insanın sosyalleşme sürecini belirler.

8-Kültür norm ve kalıpları insanın yaşadığı çevredeki insanlarda ortak davranış oluşturur ve bu yönüyle o toplumdaki insanlar arasında dayanışma sağlar. 

9-Kültürün kuşaklar arasında aktarılmasında değişim olur. 

10- Kültür bulunduğu toplumdaki insanlara hizmet ve tatmin sağlar bu nedenle psikolojik yönü vardır. 

Uygarlık kavramının yanında onunla yakın ilgisi olan bir kavram da uygarlık kavramıdır. Uygarlık kavramı çoğu kez kültür kavramıyla karıştırılır. 

Uygarlık kavramı insanların edindiği teknik ve toplumsal beceriler için kullanılır. Yani uygarlık doğa üzerinde insanları egemenliğini belirler. İnsanların dışında olan psikolojik olmayan etkileri anlatır. 

Ancak Kant ve Schiller gibi düşünürler bu iki kavramın arasında fark olmadığını ileri sürerler. Bunlara göre kültür ve uygarlık kavramları birbirlerini tamamlarlar örneğin bilim kavramı önceleri kültür kavramının içinde değerlendirilirken 19.yüzyılla birlikte uygar kavramının içinde yer almaya başlamıştır.. 

Kültür kavramı her topluma göre farklılık gösterir. Örneğin Türk kültürü ile Japon kültürü, İngiliz kültürü birbirlerinden farklı kültürleri gösterir. Ancak toplumlar ilerledikçe ve aralarındaki ilişkiler arttıkça toplumlar arasında ortak kültürel değerler oluşabilmektedir. Örneğin dilini bilmesek bile güzel bir müzik eseri veya resim kim olursa olsun insan olarak herkesi etkileyebilmektedir. Teknoloji ve bilimde ulaşılan gelişmeler sonrasında da toplumlar arasında ortak davranışlar gelişmektedir. Uzay araştırmaları alanında çalışmalar önceleri çok gizliydi. Ancak şu anda ABD ile Rus ve Çin astronotları ortak ve birlikte uzay çalışmalarına katılabilmektedirler. 

Kültür kavramı içersine o toplumun dünya görüşü, dinsel inancı, ahlak anlayışı, milli değerleri, tarihi, gelenek görenekleri, üretim şekli, üretim ilişkileri, mülkiyet anlayışı girer. Bu kavramlar o toplumdaki insanların ortak değerlerini ve davranışlarını belirler. Toplumun ortak idealleri ve gelecek için amaçları da bu kavramların etkisi ile oluşur. Tüm bu değerler o toplumun sanatçıları, yaşlıları, bilim adamları ve o toplumun devleti tarafından gelecek kuşaklara aktarılır. 

Toplumun ekonomik siyasal ve sosyal yapısının da kültür oluşmasında büyük etkisi vardır. 
Her toplumun kültürü farklıdır. Her kültürün iyi yönleri vardır. Aslında hoşgörünün ön planda tutulmasıyla bu farklılıklar bir çeşitlilik olarak görülebilir. Aksi halde bir toplum kendi kültürünün oluşturduğu değerleri ve davranış normların, kültürü farklı başka topluma zorla kabul ettirmeye çalışmasıyla farklı kültüre sahip topluluklar arasında her zaman çatışma çıkma olasılığı vardır. 

Kültür kavramı içinde bulunduğu toplumun gelişmişliği düzeyine göre farklılık gösterir, Gelişmemiş geleneksel toplumun özelliğini incelersek o topluma hâkim olan kültürü de az çok tahmin edebiliriz. Geleneksel geri toplumlarda genellikle doğaya bağlılık vardır. Bu toplumlarda henüz teknoloji ve bilim ve akıl hâkim değildir. Bu toplumlarda gelenek görenekler geriden gelerek aynen uygulanmaya devam edilir. Gelecek kuşaklarında bu gelenek ve göreneklere uymaları istenir. İnsanlar yaşadıkları toplumun ekonomik, siyasal ve sosyal yapısını değiştirmek için fazla çaba göstermezler. Belli gruplar ekonomik, siyasi açıdan topluma hâkim olmuşlardır. Bu gruplar kendilerinden başka gruplara hayat hakkı tanımazlar. Bu toplumlarda teknoloji olmadığı için ekonomileri genellikle tarıma dayanmaktadır. 
Geleneksel toplumlarda insanlar kendileri dışında yaratıcı olağanüstü kutsal bir varlığın olduğuna inanırlar. Kutsallık düşüncesi her şeyde hâkimdir. Her şey bu dini düşünceye ve kutsallık kavramına göre temellendirilir. Bu toplumlarda okullaşma ve eğitim öğretim de bu dini düşünce esas alınarak yapılır. 

Sanayi devriminden sonra, buharın teknolojide kullanılması ile yeni bir sanayi devri başlamıştır. Mallar daha kısa sürede ve çok miktarda üretilmeye, toplumlarda üretim ilişkileri ve mülkiyet anlayışı hızla değişmeye başlamıştır. İnsanların yaşam düzeyleri hızla yükselmeye başlamıştır. Buna bağlı olarak uygarlık yeni bir boyut kazandı. İnsanların kültürel değerlerinde değişimler oldu. Artık toplumsal ve bilimsel ilişkilerde mistik anlayış ve düşünceler yerini akla ve deneye bıraktı. Bilhassa rönesanstan sonra eğitim, ekonomi, sanat bilim alanlarında eski anlayışlar, ilişkiler, uygulamalar tamamen değişti. Yeni icatlar hızla yapılmaya ve yayılmaya başladı. Toplumlarda hayatın her evresine hâkim olan ruhbanlar yerlerini sanatçılara, bilim adamlarına ve teknokratlara bıraktı. Akıl ve bilim ön plana çıktı. Artık bilim devrimi ve dünyası dediğimiz bir çağa girildi. 

İnsanlar yeni mesleklerde uzmanlaşmaya başladı. Sürdürülebilir eğitim uygulanmaya başladı. Komisyon ve ekip çalışmaları başladı. İşler uzman ve profesyoneller tarafından yapılmaya başlandı. Yeni hammadde ve üretilen ürünlerin satılması için yeni Pazar alanları yaratılması dünya piyasalarına hâkim olmaya başladı. Ekonomik ve teknolojik olarak yüksek uygarlık düzeyine ulaşan ülkeler, azgelişmiş ülkeleri askeri, siyasal ve ticari olarak kendi kontrolleri altına almaya başladılar. 

Toplumlarda üretim, üretim araçlarının sahipliği, üretim ilişkileri insanca yaşam.insan hakları, insanların yaşamlarına hakim olmaya başladı.Artık üretilen ürünlerin kalitesi, pazarlanması, verimlilik, büyük ekonomik toplulukların oluşması, bunların aralarında rekabeti yeniden ülkelere ekonomik sömürüye dayalı sistemler dayatılmaya başlandı. Yerel çatışmalarla ülkelerin birlik beraberlikleri parçalanmaya başladı. Tüm bunlara bağlı olarak da insanların sahip oldukları kültürleri bir örnek anlayışa tek tipe doğru değişmeye başladı.

Gelişmemişseniz, ekonomik olarak kalkınamamışsanız kalkınmış ülkelerin yemi olmaya düşünmemeye, onların sattığını almaya, onlara devamlı borç ödemeye zorunlusunuz demektir. Bu da Liderimiz Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesinin bir ülke için ne kadar hayati olduğunu ortaya koymaktadır. 

Atatürk sanki bu günleri görmüş ve tüm öngörmesini vatanın üzerine bir daha bela gelmemesi vizyonuna yönlendirmiştir. Bu nedenle çok çalışmak, her alanda lider olmak çağdaş uygarlığı yakalamak ve hatta onu geçmek onun özlemidir. Buna layık olmak için gerekeni yapmak da bizim ve çocuklarımızın ilk görevidir.

TÜRK KÜLTÜRÜ VE KÜRESELLEŞME 

Türk kültürü üç temel esasa dayandırılmaktadır. 

1-Türk milletinin tecrübeleri. 

2-İslam medeniyeti.

3- Türklerin Anadolu ve Rumeli’ne geldikleri zamandan başlayarak bugüne kadar edindikleri tecrübe ve deneyler. 

Türk milleti göçebe bir toplum olduğu için milli karakter ve refleks olarak dışarıdan gelen tehlikelere ve tahripkâr davranışlara karşı hemen her zaman kendiliğinden bir savunma mekanizması kuracak özelliktedir. Zaten Türkün Tanrıya verilecek olan bir canı vardır. O nedenle kendine, yakılarına ve devletine yönelik ir tehlike de tehlikeyi anladığı an hemen refleks olarak savunma durumuna geçer. 

Türkler dünya devleti kurdukları ve değişik ulusları yönetme becerisine sahip oldukları için aslında zamanımızda ki küreselleşme olayından da fazla korkmamak gereklidir. Bu yeni düzende kendi benliğinden kopmadan bu yüce millet yine kendi şerefli yerini geçmişten gelen tecrübesi ile almasını bilecektir. 

Ayrıca Türkler tasarrufludur, sadeliği severler, diğer uluslara göre az tüketirler. Kalıcı olmayan mimari yapıya sahiptirler, en önemlisi doğa ile iç içe yaşamayı sevmektedirler. Bu nedenlerle yeni değişimler karşısındaki ekolojik tahrifat Türk kültürünü fazla değişime uğratmayacaktır. Çünkü Türk halkının yaşamını oluşturan halk kültürü hala ayaktadır. Sağlam ve uzun geçmişe dayanan bu kültür kolaylıkla zayıflatılamaz. Ancak bu kendi kültürümüzü korumakla olur. 

Ancak Kültür yaşantımıza baktığımızda ise Bilhassa Atatürk ün ölümünden sonra kalkınmanın ve ilerlemenin sadece ekonomiyle ve parayla olacağını benimseyen politikalarla kültür yaşantımıza ve geriden gelen kültür yapımıza pek önem verilmediği görülmüştür. Batılılaşma özentiden ibaret sanılmıştır. Toplumu birbirine kenetleyen ve toplumun ayakta kalmasını sağlayan ortak değerlerimiz zayıflatılmıştır. Bundan sonra da birbirlerinden kopuk, birbirlerinden farklı, birbirlerinden habersiz biri diğerini var olma veya olmama nedeni sayan farklı kültürel kutuplaşmalar toplumumuzda görülmeye başlamıştır. 

Ülkemizde yatırımların belli bölgelerde yoğunlaşması ile ülkemizin belli yörelerinden sanayi bölgelerine büyük nüfus göçleri oldu. Sanayi bölgelerine gelenler geldikleri yerlerdeki kültürel davranış kalıplarını, gelenek görenekleri ve inançlarını da gelip yerleştikleri yerlere getirdiler. Tam bir bilinç ve eğitim eksikliği nedeniyle bu seferde bu yerlerde oryantalizmin tuzağına düştüler. 

Büyük aile yapısının çözülmesiyle de ferdiyetçilik, kural tanımamazlık, hırsızlık, açıkgözlük akıllılık sayılmaya başlandı. Milletimizin mayasında olan toplumsal dayanışma ve yardımlaşma olgusu zayıflamaya başladı. Ataerkil ailede büyüklerin tecrübelerinden deneylerinden yararlanma yolu unutuldu. Artık insanlar büyük yerleşim yerlerindeki tüketim tuzaklarının, reklamların önünde sürüklenmeye başladılar. İnsanlarımız o hale getirildiler ki bir şarkıcının konserinde nedenini bilmeden kendilerini jiletlemeye başladılar. 
Birinci sanayi devriminde, adale gücü yerine makineyi kullanmayı başaran ülkeler hızla kalkınmaya, yaşam standartlarını yükseltmeye başlamışlardır. Osmanlı devleti ile Çinliler ve Hintliler bu yeni şartlara ayak uyduramadıkları için fakir kalmışlardır. Bu devrin efendisi İngiltere olmuştur. 

Ancak 1880’lerden sonra elektronik, kimya otomobil ve petrol endüstrilerinin ön plana çıkması ile artık dünyanın efendisi İngiltere değil; Almanya, Amerika ve Japonya olmuştur. Bu yeni süreçle ikinci sanayi devrimi de başlamış olmaktadır. Yeni maddelerin icadı, enformasyon, yeni enerji sistemlerinin kullanılmaya başlanması, uzay biliminin gelişmesi, çevre sorunlarına duyarlığın başlanması, biyolojik gelişmeler bu devre damgasını vuran olgulardır. Artık insan aklını bilgisayar ve otomasyon tamamlamaya başlamıştır. Rutin işler bilgisayarlarla yapılmaya başlanmıştır. 

Bu hızlı değişimler kültürel yapıları da değiştirmeye başlamıştır. Artık kültürel değerler daha hızlı, daha kolay ve daha geniş kesimlere hızla yayılmaya başlamıştır. Kültürel değişiklikler kendilerini geniş kesimlerde daha hızlı ve daha kolay ifade imkânı bulmaya başlamıştır. Bunun tehlikesi de vardır. Bu teknolojik olanakları ve ekonomik gücü ellerinde bulunduran kesimler veya gruplar diğer insanları ve grupları yanlış davranış kalıpları içersine de sokabilirler. O zaman bu olanaklardan yoksun olan grupların kendi öz değerlerini korumaları için tedbirler almaları ve bunlar tehlikeye girdiği zaman koruyucu refleksler göstermeleri kolaylıkla zayıflatılmış olur. 

Küreselleşme sürecinde toplumumuzun geçireceği evre, bizim alacağımız savunma refleksimize bağlıdır. Sahip olduğumuz gelenek ve göreneklerimizle, Atatürk ilke ve devrimleriyle, kendi öz benliğimizi korumada göstereceğimiz dirençle , uğrayacağımız, kültürel, etnoğrafik, siyasal, ekonomik erozyon en az zararla atlatılabilir. Yalnız bu süreçte belli olupbittilerle zarar görmememiz için geçmişten gelen tarihimizi çok iyi şekilde bilmemiz gereklidir. 

Realist bir kültür politikası izlemeliyiz. Atatürk dönemi kültür politikamıza hâkim olan milli hâkimiyet, bağımsızlık ve kendine güvenmeyi anlatan özgüven ilkelerinden asla sapmamalı ve taviz verilmemelidir. Geleneksel kültür politikamızla evrensel politikayı bir araya getirip bünyemize uygun olmayanları zorla kabul etmeye çalışmamalıyız. Kendi kültür politikamızı bilinçli bir şekilde ve inatla korumakta kararlı olmalıyız 

Bu yazı toplam 1070 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 310 60 08