• BIST 100.237
  • Altın 280,080
  • Dolar 5,7344
  • Euro 6,3129
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 20 °C
  • Aydın 26 °C
  • İzmir 23 °C
  • Denizli 26 °C
  • Muğla 25 °C

Mandacıların ‘camız olma’ yarışı

Metin AKOĞLU

1918 yılında biten birinci savaşın galip devletleri adına, ABD Dışişleri Bakanı Lansing Türkiye planlarını geliştirmektedir. 21 Eylül 1918 yeni bir memorandum hazırlamıştır.

Buna göre

“Türkiye Avrupa topraklarından yoksun bırakılmalı,

Yalnız Anadolu’da kalmalıdır.

İstanbul, Milletlerarası bir himaye düzenine konulmalıdır.

İstanbul Boğazı milletlerarası bir yönetime verilmelidir.   

Ermenistan ve Suriye açık Pazar koşulları bozulmadan, en kısa sürede himaye altında özerk yönetime kavuşturulmalıdır.”

İşte ABD. 1919 yılı başında toplanan Paris Barış Konferansında bu düşüncelerle yer alacaktır.

MANDA PLANININ İÇYÜZÜ

ABD Başkanı Wilson, barış masasına Milletler Cemiyeti ve manda görüşleriyle oturur. Almanya’nın eski sömürgeleriyle Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılacak yerlerde Milletler Cemiyeti’nin denetiminde manda düzeni kurulacaktır.

Manda, henüz kendi kendini yönetme yeteneğini elde edememiş milletleri, belli bir süre için bir büyük devletin elinden tutarak kendi kendini yönetmeyi öğretmesi olarak sunulur. “Öğretmen” büyük devleti, Milletler Cemiyeti seçecektir. Amaç bu milletleri bağımsızlığa hazırlamaktır.

Eski sömürgeciğin de ilan edilen amacı, geri kamış milletleri sömürmek değil, bu milletlere uygarlık götürmek ve ellerinden tutarak onları uygarlığa ulaştırmak idi. Şimdi de milletler, bağımsızlıktan yoksun bırakılarak, bağımsızlığa kavuşturulacaktır.

Bu koşullarda soru şu olmalı; Amerikan mandası olsa, Türkiye’nin geleceği ne olurdu? O günlerin önemli ismi Falih Rıfkı Atay bu soruya şöyle cevap veriyor.

Amerika liberal bir devlettir. Hristiyandır. Ermeni tehcirinden bütün Türklüğü sorumlu tutmaktadır. Eğer onun mandası altına girsek, Amerika’dan Doğu Anadolu’ya bir Ermeni göçüne engel olacak mı idi?

Hayır!

Kürt otonomicilerini susturacak mı idi?

Hayır!

Hıristiyanların elinden ekonomik ve tarım egemenliğini zorla alıp sadece ırgatlık, askerlik ve memurluk yapan Türklere mi verecekti?

Hayır!

Demokratik yolda medreseciler ve şeriatçılar eğitim ve yönetimini durdurup ilerici bir yol mu tutacaktı?

Hayır!

Nice misyonerlerin o vatanın dört köşesinde okullar açıp Türk olmayan unsurları yetiştirdikleri mandadan sonra Türklüğün hali ne olacaktı?..”

Gelelim günümüze, 1918’in zerinden 101 yıl geçmiş. “Başöğretmen abi” yine bölgemizde ve bu sefer yerleşik nizama geçmiş durumda.

ABD ve müttefikleri 1991 den beri Irak’ta üç otonom bölge oluşturdular. Suriye’de de üçten az olmayacağı görülen otonom yapılı Anayasanın taslağını Avustralya’daki Aborjinler bile biliyor.

Acaba Amerika,  İran ve Türkiye’yi kaç otonomiden kurulma bir federasyon olarak bırakacaklar?

Buradan herkese sesleniyorum.

Birinci savaş sonrası siyasi literatüre “Self Determination” olarak sunulan ‘Ulusların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı,’ 1991 de tedavülden kaldırıldı.

Yerine azınlıkların, etnik ve dini yapıların devlet olma sürecinin başlatıldığını görüyoruz.

Ülkenin gidişatı ile ilgi İYİ Parti İstanbul Milletvekili Prof. Ümit Özdağ’ın dışında hassasiyet gösteren tek bir siyasetçi görünmüyor ortalıkta.

Değerli Ümit Hocam rahat olun!

Biz buradan çıkarız.

Çıkacağız!!!

Bu Cumhuriyeti biz kurduk diyen, Müdafi-i Hukuk’tan geldiğini söyleyen bir siyasi partinin tasfiye edildiğini hepimiz görmekteyiz. Parti dikensiz gül bahçesi. Eleştiren kapı dışarı ediliyor.

Tuscon’nun biletiyle ABD’ye giden 5 milletvekili bu partinin.

Kimlerle görüştüklerini benim bilmem mümkün değil.

Bu partinin kasasında, 5 ABD bileti alacak para yoktuysa şayet, “tasarruf gerekçesiyle gitmiyoruz” diyebilselerdi keşke..

ABD yönetiminin 100 yıl önce geri kalmışlıkla ilgi kurduğu yönetim sisteminin adı ‘MANDA’ idi.

Yönetildiği zannedilen Atatürk’ün partisinin, yönetim şeklinin adını size bırakıyorum.

FETÖ’ nün firari kasalarıyla buluşan, görüşen il başkanları ve milletvekilleri bu partinin.

Ben “Dersim’li Kemal” diye söze başlayan bir siyasi partinin lideri, Atatürk’ün partisinin genel başkanı ve hala büyük kabul görüyor gibi algı yaratılıyor.

Eski ve yeni milletvekilleri bu ülke nereye gidiyor diye toplantılar, konferanslar, açıklamalar yapacağı yerde, “Dersimli Kemal’” ve kadrosunun ABD’yi gücendirmeme ve Kürt politikasıyla ilgili konularda methiyeler düzülüyor.

Tabii ki düzecek. Ortopedi Profesörü bir milletvekilini, NATO Parlamenterler Asamblesine bu “Dersimli Kemal” seçip göndermedi mi?

Gönderdi..

Hem de bu partinin içinde, dışişleri meslek memurluğundan gelmiş deve dişi gibi Sayın Öztürk Yılmaz dururken..  Bu atama uygun olmamıştır. Ortopedi uzmanı profesör ünvanlı bu milletvekili oraya atel yapmayı öğretmek için mi gitti!

Profesör ünvanlı milletvekiline sormak isterim:

NATO ASAMBLESİNDEN, Self Determination’un günümüze uyarlanan yeni versiyonunu, sızdırma yöntemleriyle öğrenip,  Türkiye üzerine oynanan oyunları tespit etme görevlerinizi unutup, Wool-Mart’lara alışverişe mi gitmiştiniz?

Devleti kuran parti devletle alay edercesine işler yaptı ve halen de yapmakta.

Sayın hocamız da dersini iyi çalıştığı için NATO PARLAMENTLER ASAMBLESİ BAŞKAN YARDIMCISI BİLE OLDU!!!

Ey Amerika sizi kutluyorum!

Sizin “Huminti” iyi bildiğinizi bilmeyen yok!

2002’de Türk siyasetini resetleyen ABD, AKP’yi İktidar yaptı.  Ama bir şey daha yaptı. Zaman içinde Ana Muhalefeti de dizayn etti.

Ben, güçlü devlet buna derim.

Adamlar, ülkemizin güneyindeki topraklara iki çocuk bıraktılar. 

Cumhuriyeti kurduk diyenlerden ses yok. Lozan’ı bile kutlamadınız, kutlatmadınız siz…

Tamam,  AKP Hata yaptı. Bari doğru politikayı siz üretin. O da yok.

Bu şu demektir. AKP yaptığı hatada boğulsun.

AKP boğulunca hepimiz boğulacağız. Ülke boğulacak.

O zaman ABD’nin çalışacağı insanlar asla sizler olmayacaksınız.

Bizlerde size izin vermeyeceğiz.

Ey Atatürkçüler!

Ey Cumhuriyetçiler!

Artık silkelenin.

Yoksa Mandayı kapınızın önüne bırakacaklar.

Cumhuriyeti kuranlar mandayı reddetmiş ama onların devamı olduğunu iddia eden ve “Cumhuriyeti kuran partiyiz” diye caka satan yöneticiler, “camız olalım” diye yarışıyor..

Camızlık kabul edilebilir bir seçenek değil.

Yazımızı modern Hindistan’ın kurucusu Mahatma Gandi’nin cümlesi ile bitirelim ve zihinlere kazınsın diye büyük harflerle yazalım:

“BİR İNSAN GERÇEKTEN UYUYORSA ONU UYANDIRMAK MÜMKÜNDÜR. AMA UYUMUYOR, UYUYORMUŞ GİBİ YAPIYORSA ONU UYANDIRAMAZSINIZ!”

Bu yazı toplam 1611 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0533 310 60 08