• BIST 1.325
  • Altın 461,894
  • Dolar 7,8681
  • Euro 9,5144
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C
  • Aydın 8 °C
  • İzmir 7 °C
  • Denizli 6 °C
  • Muğla 5 °C

Nasıl, işler tıkırında mı?

Mehmet GENÇ

Konargöçer olmadığını sanan   her Anadolu insanı araştırdığında ucundan kenarından bir konargöçerin torunu oluğunu anlar. Eski Türkçede ‘hızlı gitmek/yürümek’ anlamındaki  yügür-‘ sözcüğü önce ‘yüğrük’, daha sonra da ‘yörük’ şekliyle dilde yerini bulmuştur.

Konargöçer dedelerimizden dilimizde kalan kalıplaşmış söz ve deyimler geçmişimizin bir aynasıdır.

Okul yıllarında deyimlerin çoğu öğrencinin    başına davın olduğunu” iyi bilirim.       İsterseniz, şu  ‘davın’ sözcüğünü irdelemekle başlayalım işe: ‘Tāūn’ tıp tarihinde “kara mikrop, kara ölüm, büyük ölüm olarak bilinen “veba” hastalığıdır, dilimize “davın”  biçiminde yerleşmiştir. (Anımsatma:  Eski Çekoslovakya ’da vebadan ölenlerin kafataslarından yapılan “Kutna Hora Kemik Kilisesi” dünyanın en çok ziyaret edilen yerleri arasındadır. O günlerde hapşırmak veba belirtisi sanıldığından, Papa I. Gregory emriyle her hapşıran kişiye ‘The God Bless You! / çok yaşa! deme zorunluluğu getirilmişti.

Bizler her ‘çok yaşa’ deyişimizde bir papanın emrini yerine getirdiğimizin hiç ayrımında değiliz)

Evet, konargöçer dönemlerden dilimizde kalan deyimler dilimizin aynasıdır, demiştik. İşte  bir kaçı:

“İşler tıkırında mı?”   Özellikle çam ve ıhlamur ağacından yapılan her türlü bardak, testi ve benzeri diğer kaplara ‘tıkır’ denirdi.

foto-008.jpg

Uzun süren savaşlardan sonra  köyüne dönebilen bir delikanlı çocukluğunda gölgesinde oynadığı çam ağacını yerinde göremeyince  “Eski çamlar bardak olmuş” dememişse, sanırım şöyle hayıflanmıştır:  

Değişti devir, kesildi ağaçlar,

Eski çamlar bardak oldu.

Kafdağı’na ulaşmıyor dereler,

Masallar örümcek adamlarla doldu”

Daha eskiden konargöçerlerin tüm aile fertleri yaylaklara gider, aile fertlerinin ölmesi durumunda öldüğü yere gömüldüğünü biliyoruz. Yaylaklar konargöçerler için mezarlık kabul edildiğinden, aynı zamanda öz vatanıdır. 

Her şey gibi zamanla konargöçerlerin yaşam tarzı da değişti;   yaşlı, hasta, sakatlar belli bir yerde/köyde tutulmaya başlandı. Diğer kaplarla süt ürünlerinin taşınması riskli olacağından  “tıkır” denilen kaplar tercih edilirdi.

Yaylayla köy arasında   ’tıkır’ ne kadar sık gelir giderse mevsim güzel, sürü verimli, yani   “İşler o denli tıkırında gidiyor” demektir.

Bazen çömçeden önce kazana düşeriz. “Çam”  sözcüğü sadece o bildik ağacı işaret etmez, aynı zamanda kap, kacak, ağaç kaşık, çömçe, kepçe demektir.   “Kazan taşarken çömçenin fiyatına paha biçilmez.” sözünden anlaşılacağı üzere, kazana ilk giren elbette uzun saplı, tahta kaşık/ çömçe olacaktır.

“Ben çalışıp kazanırım davarcık olsun diye, hanım vurup öldürür dağarcık olsun diye.” Şu veya bu nedenle ölen gebe koyunların karnındaki minik yavrunun derisinden yapılan deri çantalara ‘dağarcık’ denir. Kız ve kadınlarımız ıvır zıvır eşyalarını bu çantada taşıdıklarının ayrımında mı acaba?

Çobanın gönlü olursa tekeden teleme çıkarır” ‘Teleme’: Muhallebi kıvamında yumuşak, tuzsuz, yoğurda benzeri besleyici bir hayvansal üründür. Keçi sütü  henüz sıcakken incir ağacı  sütüyle çalınarak (mayalanarak) elde edilir. Bir zamanlar her konargöçer kadının tülbendinin bir köşesine bağlı kurutulmuş incir sütü bulunurdu.

“Şilte” küçük döşek, “terki”, altın eğerinin arka kısmına asılan yük, demek olduğunu her konargöçer iyi bilir. Mevsimine göre yer değiştiren konargöçerlerin teferruatlı eşyaları olması beklenemez. Bir Yörük, az eşya ile yetinmek zorunda olduğunu “İki şilte bir yastık, onu da terkiye astık” deyimi ile dile getirirdi.

Bilirsiniz, önceleri toprak tanrıların, sonra da devletin ve en sonunda kulların, yani zenginlerin oldu. Yörük hangi yaylaya göçse bir mal sahibiyle karşılaşmaya başladı. Arazi sahibiyle başı belâya girmeden çoban mal sahibine iri, semiz bir kuzu gönderir.

Zenginlerin bazıları onca zenginliklerine karşın kurban bayramında helâl parayla kurbanlık almaktansa bu kuzuyu besler, büyütür ve kurbanlık olarak keserek önce kendini, sonra da Allah’ı kandırdığını sanır. 

Eh, konargöçer insanının ağzı kese değil ki büzesin. Böyle anlarda çoban gözünü kapayıp ağzını açarak öfkesini şu deyimle dillendirmiş:  “Hay senin zenginliğine, Yörük sırtından kurban kesilir mi?”

Başka dil/kültür dersimizde buluşmak dileğimle

Bu yazı toplam 1939 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0533 310 60 08