• BIST 114.809
  • Altın 397,528
  • Dolar 6,8596
  • Euro 7,7623
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 23 °C
  • Aydın 26 °C
  • İzmir 25 °C
  • Denizli 22 °C
  • Muğla 24 °C

Öcalan'dan Çavuşoğlu'na

Metin AKOĞLU

Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan, 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkarılıp, 15 Şubat 1999’da CIA / Mossad tarafından düzenlenen bir operasyonla Kenya’da yakalanmıştı.  Güney Kıbrıs Rum Yönetimince düzenlenen Lazoros Mavros isimli pasaportu taşıyordu.

abdullah-ocalan.jpg

Ülkemize teslim edildikten sonra dönemin Başbakanı Bülent Ecevit şöyle diyordu:

- Apo'yu neden verdiler, hâlâ anlayamadım.

Gerçek sebebi, aslında kimse anlayamamıştı.

Devletin başarısı diyenler, zafer işaretleri yapan yetkililer, PKK bitti diyenler vs.

Televizyon ekranlarına çıkan uzmanlığı kendinden menkul bazı kişiler ve etki ajanları, ABD’nin bu teslimat ile “stratejik ortaklığın” gereğini yerine getirdiğini, iyilik yaptığını ifade etmişlerdi.

Yapılan ilk genel seçimde milliyetçi oyların tavan yapmasıyla DSP ve MHP yüzde yirmileri aşarak iktidar olmuşlardı

Aradan, tam 8 yıl geçtikten sonra,  gerçek niyet yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

Apo'nun teslimatı, aslında Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, ileriye yönelik olarak uygulamaya sokulan planın bir parçasıydı.

İslam dünyasına karşı başlattıkları yeni Haçlı seferi için, bölgede “müttefik” olarak Kürtleri seçen Amerika ve  “stratejik ortağı” İsrail, bölücü örgütün başındaki kişiye pek fazla güvenmiyorlardı.

Öcalan’ın Kürdistan konusunda, Fransa ile ayrı, Almanya ile ayrı, Yunanistan, İtalya ve Ermenistan ile ayrı ve özel ilişkilere sahipti. Bazı konularda Barzani ile aynı düşünmüyordu. Kürt hareketinin PKK öncülüğünde sürmesinden taviz vermeyen bir duruşu vardı.

Ayrıca, Türk Devletinin Apo’ya yönelik yapmış olduğu suikast girişimlerinin bir gün gerçekleşebilecek olmasından büyük tedirginlik içindeydiler. Yapılan çalışmalardan bilgi sahibi olduklarına inanıyorum.

1998’de bir şeyler farklı gelişmeye başladı.

1984 den 1998’e kadar 14 yıl Öcalan’a hamilik yapan devlete savaş ilan etmemişsiniz, ülkenin bir Başbakanı varken, ülkenin bir Genelkurmay başkanı varken, ne oldu da, 16 Eylül 1998’de KKK Org. Atilla Ateş, Reyhanlı’dan savaş tehditleri savuruyordu.

Savaş ilanının, Öcalan’ın Şam’dan çıkartılması için bir manivela olarak kullanıldığını düşünüyorum.

Öcalan’ın öldürülmesiyle örgütün çöküntüye uğrayabileceği düşüncesinden hareketle, oyunu kuranlar;  canlı ve “idam edilmemek” üzere anahtar teslimi operasyonu, Türk makamlarına yedirmiştir.

Öcalan’ın cezaevinden siyaset yaptırılması ABD için daha önemliydi. Kurmuş olduğu örgütün liderini, koruma altına aldırmış olmakla kalmıyor, artık Türk devlet yetkilileriyle görüşüyordu. Statü kazandırılmıştı.

Oslo görüşmelerinin nasıl dantel gibi işlendiğini görmedik mi?

Apo'yu paketleyip Türkiye'ye teslim ederek,  Celal Talabani'yi de Irak'a Cumhurbaşkanı yaparak, Mesut Barzani'nin önünü açtılar. PKK'yı da 'dolaylı' yoldan ona bağladılar.  HDP milletvekilleri ve Belediye Başkanları Erbil’i Kâbe’ye çevirmişlerdi.

Terör örgütünün başı artık İmralı'da yatan Apo değil, Irak‘ın kuzeyinde “bağımsızlık” ilan etmek için gün sayan Barzani’dir. Nitekim referandum yapıldı. Barzani’de, tu kaka yapılır gibi oldu ama önemli olan o testin yapılabilmesiydi. Durum tespiti yapıldı.

Peki, Amerika ve İsrail,  neden Barzani ailesi üzerine oynuyor? Çünkü Yahudilerin Osmanlı İmparatorluğu’nun borçlarını ödeme karşılığında Abdülhamit'ten Filistin topraklarını istediği dönemde, Kürtçülük fitilini ilk ateşleyen, Ermeni çeteler ile birlikte hareket eden Barzani ailesidir.

Aslen 'Yahudi' olan Barzani ailesi,  İslam’ı kullanarak bölgede nüfuz sağlamaya çalışıyor.

Bu yüzden, bulduğu her fırsatta bölgedeki 50 milyon Kürt‘ün varlığından söz edip, Türkiye'deki seçimlere doğrudan müdahale de bulunabiliyor.

Bu yüzden, Türkiye'ye sürekli meydan okuyup,  "Eğer Kerkük'e müdahale ederseniz, biz de Diyarbakır’a müdahale ederiz" diye efelenebiliyor.

Bu yüzden, "Kürtler haklarına kavuşmalıdır. Ankara,  eğer Kürt sorununa çözüm bulmak istiyorsa, benimle masaya oturmalı" çağrısında bulunabiliyor Olup bitenleri hâlâ anlamamakta ısrar eden bazı gafiller ise sürekli şu tezi işleyip duruyorlar:

- Amerika, bir gün nasıl olsa oradan gidecek.
 Hayır, Amerika, İsrail’in güvenliği sağlamak ve küresel hâkimiyetini devam ettirmek istiyorsa eğer, oradan asla gitmeyecek.

Trump’un Suriye’den çekiliyoruz açıklamasını, Amerikan derin devletinin nasıl revize ettirdiğini görmedik mi? ABD asla Kuzeydoğu Suriye’den çekilmeyecek. Yüz yıldır uğraştıkları projenin akamete uğramasını bekleyenler yanılıyorlar.

Suriye’de elde ettirilecek otonomi veya özerlik planlaması saat gibi çalışıyor. Özerklik elde edilince işler bitiyor mu?

Kuzey Irak Barzanistanı ile Kuzeydoğu Suriye entegre olmuş, size bir şeyler anlatabiliyor mu?

Nerde bunun kuzey ve doğu parçası demeyeceklerini size garanti etmiş olabilirler.  

Korkarım, sizi bir kez daha kandırmış olacaklar…

Biji Obama’dan,  Biji Trump’a.

22 ülkenin sınırlarını değiştirmeyi amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi'nin temel hedefi budur. Gördük ki 18 ülkede sınır değişikliğine gidilmedi. Oyun planı Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırları ile ilgilidir…

Bu planı görmemek için kör olmak gerekir.

Mesele Güneydoğu meselesi değildir.

Türk milleti, Anadolu'da kalmak istiyorsa eğer,  er geç ama bir gün mutlaka Amerika ve İsrail ile nihai hesaplaşmaya girmek zorundadır.

2011 yılında iyi ilişkiler içinde olduğumuz Suriye devletini bu hale getirilmesinden sorumlu olanlar, “beka” sorununu nasıl çözeceklerini merak ediyorum.

Bölünmemiş, bütün bir Suriye Devleti, Türkiye’yi de bütün kılardı…

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlit Çavuşoğlu, dışarıdan atanan Büyükelçilerin, Kariyer diplomatlarından daha başarılı olduklarını söylemiş.

Harita orta yerde duruyor.

Bölünmüş bir Suriye var.

Dört milyon mülteci,

40 milyar dolar maddi kayıp.

Kriz içinde kıvranan koca bir Türk devleti.

Kral çıplak…

Şimdi gözlerinizi kapatın sevgili okurlar.

Diplomasi geleneğinden gelen tecrübeli bir Büyükelçinin, Dışişleri Bakanı olduğunu düşünün…

Diplomasi geleneği olan Dışişlerinin, kariyer sahibi diplomatlarının ürettiği değerlendirmeleri, devlet politikası kabul eden ve bunları uygulayan bir Başbakan veya Cumhurbaşkanını düşünün…

Galiba, daha yürüyecek çok yolumuz var…

Bu yazı toplam 1930 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0533 310 60 08