• BIST 104.595
  • Altın 228,770
  • Dolar 5,4631
  • Euro 6,1893
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 12 °C
  • Aydın 18 °C
  • İzmir 20 °C
  • Denizli 20 °C
  • Muğla 15 °C

Ortadoğu’da İran ve S.Arabistan rekabeti

Metin AKOĞLU

İran ve S.Arabistan arasındaki güç mücadelesi Ortadoğu’da bütün hızıyla sürüyor. Bu iki devlet Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’de söz sahibi olmaya çalışarak bu rekabette öne çıkmaya çalışmaktadır.

Irak işgaliyle başlayan süreç, İran’ın öne çıkmasını, Arap Baharı kapsamında Libya, Yemen ve Suriye’de başlatılan iç savaşlarda İŞİD’in ortaya çıkışı gibi gelişmeler ise İran’ın etkinliğini pekiştirmiştir.

İran kendisinin kurduğu, organize ettiği, eğitim verdiği, silahlandırdığı ve yönlendirdiği vekilleri sayesinde sahada etkili olmuştur. Bahse konu ülkelerde aktör ve hatta Lübnan örneğinde olduğu gibi devleti kontrol eden bir güce ulaşmıştır. Lübnan Başbakanı(Türk Telekom’un sahibi)Refik Hariri’nin 2005’de öldürülmesinden sonra oğlu Saab Hariri’nin Başbakan oluşu, Hizbullah’ın oluru ile gerçekleşmiştir.

İran bu güce, büyük abi olma görevini eksiksiz yerine getirmekle, yolda bırakmamakla, Ortadoğu’da çok sağlam bir ittifak ağı kurmuştur.

S.Arabistan’ın büyük ölçüde finansal desteğe dayanarak yaratmaya çalıştığı ittifak ağı, Refik Hariri’ye verdiği destek üzerinden sadece Lübnan’da en etkili devlet konumundaydı.

Ancak, Refik Hariri’nin 2005 yılında uğradığı bombalı saldırıda hayatını kaybetmesinden ve Lübnanlı Sünnilerin kendilerine alternatif bir lider bulamamasından dolayı bu etki azalmaya başlamıştır.

Buna karşılık İran, Hizbullah örgütü üzerinden Lübnan’daki etkinliğini giderek artırmıştır. 2006 da İsrail ile giriştiği savaştan başarıyla çıkması Hizbullah’ı hem Lübnan hem Ortadoğu’da daha fazla öne çıkarmıştır.

Hizbullah, 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşında Suriye rejimi saflarında doğrudan müdahil olmuş ve bu sayede savaşma ve silah kapasitesini artırmıştır…

Hizbullah’ın 8 bin civarında savaşçısının Suriye’de muhaliflere karşı savaş yürüttüğü bilinmektedir.

Esad ve rejimi ülkesinin bütünlüğünü koruyarak bu savaştan çıkması halinde, Irak’tan sonra Suriye’nin kazananı da İran olacaktır

İran Yemen’de Husi direnişine destek vererek Yemen’de kalıcı ve önemli bir mevzi ele geçirmiştir. Bu gelişmeler S. Arabistan’ın arka bahçesi olarak gördüğü Yemen’i dahi İran’a kaptırması riskini beraberinde getirmiştir.

S. Arabistan gelişmiş silah sistemleri ve ordusuna rağmen Yemen’de İran destekli Husi milislerine karşı zafer elde edememiştir.

İran böylece topraklarından uzakta S. Arabistan sınırlarına güç yığan bir konuma ulaşmıştır.

İran Hizbullah sayesinde benzer etkiyi İsrail üzerinde de yaratmayı başarabilmiştir.

İsrail de son yıllarda İran’ın bölgede artan etkisini kaygıyla izlemekte. İran’ın Lübnan ve Suriye üzerinden kendisine doğrudan hedef alma kapasitesine ulaştığını görmektedir.  

Görüldüğü üzere İran, savunma hattını S.Arabistan ve İsrail sınırlarına yakın yerlerde kurabilmiştir.

Nasıl, Jupp Derwal’in hücum futbolu anlayışına benziyor mu?

Peki, nasıl yapılmış bütün bunlar.

Bir ülke düşünün ki, ülke toprakları dışında Yemen, Irak, Suriye ve Lübnan’da silahlı ve siyasi bir mücadele veriyor.

Kendi topraklarında Afganistan sınırındaki kaos, batıda PEJAK(PKK) ve Pakistan sınırındaki Belücistan eyaletinde Cundullah(Allah’ın Askerleri)  adlı İslamcı grupların terör saldırılarıyla boğuşuyor.

ABD’nin ambargoları vız gelip tırıs gidiyor. Saydığımız ülkelerde yapılmakta olan operasyonlarda müthiş paralar harcanmakta.  İran halkının ekonomisini de bozduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Ekonomik krizler çıkartıp toplumsal muhalefeti organize etmeyi denediler.

Tutmadı. Başaramadılar…

Ama BOP devam edecek. ABD ve İsrail’in ellerinde oynayabilecekleri tek bir oyun planı kaldı. 1828 Türkmençay antlaşmasıyla Aras nehrinin güneyinde kalan 35 Milyon nüfusa sahip Azerbaycan Türkleri…

Aklınızdan geçeni okuyorum…  

Irak ve Suriye’yi “Genişletilmiş Misak-ı Milli”(ABD’nin Öcalan’a fısıldattığı), Katar doğalgazı havuçlarıyla nasıl bu hale getirttilerse, İran için de “Türk dünyasında sizi bekleyenler var” şekeri uzatabilirler.

Sakın ha!

Ergenekon, Balyoz, 15/07 gibi Ülke içi operasyonlar ile zaman kaybederken, Subay Astsubaylarımızı, pilotlarımızı ve Generallerimizi hapse atıp, ordumuzun savaş gücünü asgariye indirirken,  İran devleti, Kasım Süleymani gibi Efsane bir ismi Ortadoğu sahnesine çıkartabilmiştir. Şaka gibi. ABD’nin 2.5 savaş doktrinin aşarak dört ülkede savaş yürütmekte ve yönetmektedir.

O da tek başına İran’ı Ortadoğu’nun lideri yapmıştır.

Bugünden Söylüyorum. İran’ın gelecekteki lideri savaş meydanlarından gelecektir.

Bizim tarihimizde bir Enver Paşamız vardı!

Bu konjonktürde yeni bir Enver Paşa, Kasım Süleymani’nin başardıklarını başaramaz!

Türkiye ve İran Büyük devletlerdir.  Devlet gelenekleri vardır. İki ülkeye de yazık olmasın…

Ülkemizin İran, Irak, Suriye ve Lübnan vs. ile birlikte hareket etmeye ihtiyacı vardır. Üretelim, alalım, satalım hep birlikte kalkınalım.

Şunu asla unutmayınız. 1979 yılından beri çeşitli operasyonlara maruz kalmış İran, bütün badirelerden Türk,  Kazak, Özbek, Kara Tatar, Beluci, Ermeni, Peştun, Tacik, Arap, Zaza etnisitesi ile inanç ve mezhep farklılıklarına rağmen FARSLILIK çimentosuyla çıkabilmiştir.

“Ne mutlu Türküm diyene diye bağırtıyorlar. Bu yanlış. Türk böyle derse kürdün de ne mutlu kürdüm deme hakkı vardır” diye diye TÜRKLÜK çimentosun ne kadar sulandırıldığının farkında mıyız?

Bölge ülkesi olarak bizim de bir sonuç çıkarmamız gerekmiyor mu?

Dostlar ve düşmanlar neler yapmışlar.

Bu güç mücadelesinde biz ve partnerlerimiz neyi başarabilmişiz.

Bizim partnerlerimiz kimlerdi?

Bir zamanlar Hudut karakol komutanı ile görüşen Barzanigiller, Ankara’da kırmızı halılarda yürüttüğümüz PYD’nin patronu Salih Müslim, ÖSO,  Müslüman Kardeşler(EL-NUSRA, İŞİD, DAEŞ,)

Saydıklarımın hepsi S.Arabistan finansının beslemeleri. Mobil olanları bir gün yeniden organize edilip, ellerinde kalaşnikoflarla gönderilecekleri koordinatın verilmesini bekliyorlar…

Neyi başarabildiler… Sadece kan, gözyaşı ve yıkım.

Biz de savunma hattımızı Süleymaniye’de, Erbil’de, Kerkük’te, Şam’da Emevi Camiinde kurmuştuk ama Süleyman Şah Türbesini sırtımıza yükleyip Aynel-Arap ile Cerablus arasındaki Suriye Eşmesine getirmiştik.

Birileri Konsolosluğunuzu ve Türbeyi buradan kaldırın, yoksa yıkacağız diyor…

Peki diyoruz.

Yol güvenliğini kimin sağladığını siz biliyorsunuz…

Sahi,  Süleyman Şah Türbesinin orada olmasından rahatsız olanlar kimlerdi?

Esad ve rejimi değildi.

Ya kimdi?

Sayın Davutoğlu’nun “öfkeli çocukları”

Enseden Müslüman başı kesen İŞİD…

Bizim elemanlar da bize sopa gösterdiler iyi mi?  

Husi, Hizbullah, Emel, Hacdi Şabi gibi gruplar neden İran devletine zarar vermemişler de bizim güttüğümüz keçiler silahlarını bize çevirmişler!

Eleman sevk ve idaresi için epeyce yolumuzun olduğu belli…

İran bunu nasıl başarmış bir bakmak lazım!

Bu yazı toplam 2165 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 310 60 08