• BIST 1.417,700
  • Altın 533,91
  • Dolar 9,2950
  • Euro 10,7700
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 7 °C
  • Aydın 13 °C
  • İzmir 16 °C
  • Denizli 8 °C
  • Muğla 12 °C

Siyaset kurumunun beyin göçünü önleme politikası var mı?

Metin AKOĞLU

-Genç yaşta, dün toprağa verdiğimiz arkadaşımız,  Mehmet Yılmaz anısına-

Devletlerin gelişmesinde, tam bağımsızlık, üretim-tüketim dengesi, gelir-gider dengesi, bağımsızlığının devamı için milli güvenlik politikaları, eğitim, sağlık, ulaştırma, enerji vb. gibi konular bir devletin öncelikleri olduğunu şüphesiz hepimiz kabul etmekteyiz.

Yukarıdaki başlıklar hepsi birbirinin tamamlayıcıdır. Hangisinin öncelikli olduğu sorulduğunda, tartışmasız eğitim politikaları olduğunu söylemek isterim. Doktor yetiştirmeden hastanenin önemi yoktur. Kamu yöneticisi, maliyeci ve ekonomisti yetiştirmeden devleti yönetemeziniz, mühendisi yetiştirmeden yol, baraj, ev, fabrikalar, limanlar, tersaneler, uçaklar, arabalar, motorlar yapamazsınız. Ordunuzu yönetecek kadroları yetiştirmeden, milli güvenlik politikaları üretemezsiniz. Bu başlıkları uzatmak çok zor değildir.

Ülkemizin içinde bulunduğu gelişmişlik seviyesinin, istenilen düzeyde olduğunu söylemek mümkün mü?

Bunu bir rakamla izah etmeye çalışacağım. Bir yılda kişi başına kitap okuma sayısı, Japonya’da 17, Güney Kore’de 7, Azerbaycan’da 5, Türkiye’de 60.000 kişiye bir kitap. Okumayan bir toplum olmuşuz.

İkinci örneğimiz yine G.Kore ile mukayesemiz olacak.

Bir Güney Kore markası olan SAMSUNG’un ihracatı TÜRKİYE’nin toplam ihracatı kadardır.

Bu şu demek oluyor. SAMSUNG=TÜRKİYE

Hazmedebiliyorsanız sözüm yok. Güney Koreliler bunu nasıl başarmışlar. Eğitim ile. Elbette soğanı, patatesi, domatesi, biberi üretmişler bizim gibi. O yukarıdaki rakamların elde edilmiş olması, katma değeri yüksek ürünlerin üretimiyle gerçekleşmiştir.

Hıristiyan bir inanç. Hıristiyan ülkelerde görev yapan en çok rahibeye sahip ülke olmasına rağmen, pozitif ilimden ayrılmayarak bu başarıyı yakalamışlardır.

Yurt dışına gönderdikleri akıllı çocuklarını geri getirerek bu kalkınmayı başarmışlardır.

Gelelim bize..

Devleti enerjisi tükenmiş bir vücut gibi güçsüz bırakan başlıca olgu, beyin göçüdür. Beyin göçünde, devlet çeşitli propaganda sonucunda nitelikli insan sermayesini gelişmiş ülkelere kaptırmaktadır. Beyin göçü, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere yaptığı karşılıksız bir hibe olup, gelişmekte olan ülkelerde her giden beyin ile ülke aklını kaybetmektedir. Beyin göçü ülkelere ekonomik, sosyolojik ve psikolojik olarak etkiler yapmaktadır.

Gelişmiş ülkeler, nitelikli insan gücü açıklarının büyük bölümünü en ucuz yöntem olan beyin ithalatı ile karşılamaktadır. Bu sürecin işleyişinde propaganda önemli yer tutmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler, bu süreçte sadece nitelikli ve zeki beyinlerini kaybetmiyor aynı zamanda insan eğitimi için ağır ekonomik külfeti de yüklenmektedir. Bu süreci kolaylaştırma basamağı olan propaganda, toplum üzerinde onarılması oldukça zahmetli yaralar bırakmaktadır.

Şüphesiz ki tek neden propaganda değildir, son dönemde yaşadığımız sınav kayırmacılığı ve usulsüzlükler, yıllardır teğet geçtiği iddia edilen krizler, ekonomik yetersizlikler, istihdam eksikliği ve işe alımlarda Nepotizm virüsünün mutasyonu, yazılı sınavları geçen gençlerin, mülakata alınması vb gibi nedenler, insanların gelişmiş ülkelere göçünü hızlandırmaktadır. Ancak nihai sonuca varmada daima propaganda etkisini görmekteyiz. Söz gelimi, yeni bir ülkede hayat kurmaya karar veren bir kişi, gerek karar verme de gerekse ülke tercihinde propagandadan çok etkilenir.

Yetişmiş nitelikli insan sermayesi çekme yarışının şampiyonu ABD’de Türklerin başarı hikâyelerini basın ve yayında her gün görmek, ülkemizdeki insanları daha da özendirmektedir

Örneğin Muhtar Kent’in Coca Cola Ceo’su olması, Dr. Ali Erdemir’in ABD’de yüzyılın 100 bilim adamı arasına girmesi veya Dr. Mehmet Öz veya Dr. Gazi Yaşargil’in tıp, Nobel Ödülü alan Sayın Aziz Sancar’ın kimya alanındaki başarılarını takdir etmemek mümkün değildir. Tabiî ki bu başarıları duymak önemlidir ama bu düzeye gelebilecek insanların sayılarının çok az olduğunun da iyi bilinmesi gerekir.

Herkesin çok başarılı olsa bile bu başarıyı yakalama şansı asla yoktur. Bir İngiliz atasözünde belirtildiği gibi “doğru zamanda doğru yerde olabilirsen” bu şansı yakalama şansın olabilmektedir. Bu şansı yakalayabilecek insan oranı binde 3-5’i geçmeyeceği de açıktır.

Farklı toplum, millet, kültür, ırk, din ve dilden olan insanlar (mozaik), “eritme potasında” kaynaştırılmakta ve asimile edilmektedir. Eritme potası bir anlamda Öğütme değirmenine dönüşmektedir. Birçok farklı milleti bir araya getirerek bu mozaik toplumu bir arada tutan ana çimento ekonomik refah ve yüksek yaşam standardıdır. ABD, Kanada, İsveç, Avustralya vs. gibi gelişmiş ülkeler eritme potasında milletleri başarıyla birlikte eritmişlerdir.

Sonuç;

Yetişmiş insan gücünün yurtdışına kaçışını hainlik olarak gören insanlara bir sözümüz olacaktır. Gidenlerin hepsinin bir yol hikâyesi vardır.  Ülkemizin gözbebeği Aselsan’da çalışan bir mühendis niçin Kanada’ya gitmiş? Bunu araştıran var mı? Gitme nedenlerini tespit edip, gerekli önlemlerin alınması hususu önem arz etmektedir.

Beyin göçünü durdurmak yetmez!

Milli kalkınma politikaları üreteceksiniz. Akademik kadrolara daha iyi ücretler vereceksiniz. 2017’de ARGE çalışmaları için ayrılmış olan 5 milyar Türk Lirası yerine, 5 milyar dolar ayırdığınızda, yurt dışında çalışmakta olanlarda da kanaatlerin değişmesini bekleyeceksiniz.

Galiba benim ülkem, kalkınmak için karar vermiş ve bu yola girmiş dedirteceksiniz ki, geriye göç başlasın.

Aksi takdirde, ABD ve Kanada’da işler bozulunca “tıpış tıpış” gelecekler diye, o birikimli insanları beklersek, asıl ihaneti o zaman biz işlemiş olacağız.

Siyaset kurumu olarak bunu başardığınızda, gelen insanlar know How’ları ve maddi birikimleriyle gelecekler ve ülke iki defa kazanacaktır.

Buradan bütün siyasi partilere çağrıda bulunuyorum. Lütfen bu konuyu sulandırmadan, milli bir politikaya çevrilmesi için kafa yorun. Enerjinizi salıdan salıya boşaltıp, kendinizi rahat hissetmekten vazgeçin.

Geçen yüzyılda güzel şeyler yapılmıştı. Henüz, bu yüzyılın başlarındayız. Katma değeri yüksek teknolojiyi önümüzdeki 5-10 yılda çözmeliyiz. Aksi takdirde bu yüzyılı heba etmiş olacağız!

Polatlı’daki soğan üreticisi de ülkeyi terk ederse vay halimize…

YAZARIMIZIN "GÜNEY KORE MUCİZESİ" BAŞLIKLI YAZISI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

Bu yazı toplam 2372 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0533 310 60 08