Ahmet KELEŞOĞLU

Ahmet KELEŞOĞLU

Tükenmiş Ruhlar

Yaşamın hangi evresindesiniz bilinmez ama ömrünüzün dönemsel rastlantısı, sizleri bir yerlere sürüklüyor kuşkusuz. İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana, ayakta kalma içgüdüsü ve 'üstben'i içerisinde mücadele etmektedir. Yorgun dünyamızda, barınmak, yemek yemek, giyinmek ve çoğalmak gibi ihtiyaçların da dışındaki diğer hiyerarşik sıralama hep damga vurmuştur sosyal hayatımıza.

Ne ister insan, niçin sınırsız bir tüketimin girdabında boğulur? Çılgınca ve vazgeçilmez tüketme arzusunun hiç mi yoktur sınırı? Bütün bunlara cevap ararken, yaşamın her evresinde, önlenemez yüksek ego ile nasıl baş etmek gerekir? Bir de yeni dünyanın baş belası sorunlarının başında gelen bu öne çıkma ve farkına varılma çabası...

Sıradan yaşamların, gösterişten uzak, rutin, akıp giden o içi dolu ve anlamlı saatlerin doldurduğu, merakla beklenen o güzelim günlere ne oldu? Nasıl yok ettiler o nitelikli güzel bekleyişleri? Vazgeçilmez sevgilerimiz, hangi duvarlara çarpıp da geri döndü? Acımasız kapitalizmin azgın yürütücüleri dünyanın en mükemmel yaratığı insanoğlunu, nasıl aldı yörüngesine? Günlerimizin tamamını kodlayıp, ekonominin tüketime pompalanması yetmiyormuş gibi nasıl da hükmettiler bedenimize, ruhumuza.

Teknolojinin sınırsız saldırısı altındaki bu esaret ne zaman sonlanacak? Kısaca nereye gidiyoruz, kestirmek oldukça zor görünüyor. Eskiden bir kahvenin kırk yıl hatırı vardı. Bir gülümsemeye yıldızlar yer değiştirirdi. Sevginin, nasıl da ağırdı yükü. Ne oldu ahde vefalarımıza, nişanlı akitlerimize, sözlü anlaşmalarımıza? Nasıl yok ettiler o iddia ile verilen sözleri? Anlamlı kıymetlerimiz, neredeyse maddeye dönüşüp şeker gibi eriyip yok oldu. Değerler yok olup giderken, anlaşılmaz, sahte, ikiyüzlülük hakim oldu hayata. Ne sevginin beyindeki hazzı, ne de ruhun bedendeki varlığı kaldı.

Zavallı insan, nasıl da aldanıyor dünyanın parıldayan ışık seline. Nasıl da kaptırıyor kendisini, suni, içi boş, başı sonu belli olmayan maskeli bedenlere. Bu anlamını yitirmiş, yaşayan ölüye dönen tükenmiş ruhların bir aşısı mı icat edilecek diye düşünmüyor değil insan. Belki de dünya için bir yerlerden, geleceğimizi şekillendirmek adına, sonunu bilemediğimiz başka hayatlara doğru mu çekileceğiz, kim bilir...

Maalesef ruhlarımızı esaret altına alan madde, her geçen gün daha da fazla götürüyor bir şeylerimizi. Adeta kıyma makinasında yoğruluyor kıymetlerimiz. Kim öngörebilirdi, her şeyin içi bu kadar boşaltılacak diye.
Nesiller yok olup giderken, aslımıza, geri dönmek dileğiyle. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.