Deprem değil, ihmal ve tedbirsizlik öldürür!

"Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini o ülkedeki ölümlerin şekline bakarak öğreniriz!"

Tarih 17 Ağustos 1999 saat gecenin 03.00 ü, Marmara bölgesi merkez olmak üzere Ankara'dan İzmir'e kadar Ülkenin batısı sallandı.

Resmî raporlara göre 17 bin 480 ölüm, 23 bin 781 yaralanma oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285 bin 211 ev, 42 bin 902 iş yeri hasar gördü. 2010 yılında yayımlanan Meclis araştırması raporuna göre 18 bin 373 kişi öldü. 48 bin 901 kişi ise yaralandı. Yaklaşık 16 milyon insan, depremden değişik şekillerde etkilendiği için bu olay ülkemizin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olayı sayıldı.

Ülkede büyük sıkıntılara neden olması ve yaraların sayılması amacıyla kanun çıkarıldı ve biz yurttaşlar ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) ödemeye başladık ve hala ödüyoruz.

Yasayı zamanın yasa koyucusu hem mevcut depremin enkazını kaldırmak hem de olası depremler için gereken tedbirleri almak diyerek yazmıştı yasanın amacını.

Yasa koyucu bu kez de Resmî Gazete (Tarihi: 06.06.2018 Resmî Gazete Sayısı: 30443) de İmar barışı adı altında (aslında kamuoyunda imar affı olarak anıldığı halde, yöneticilerin söylemekten imtina ettiği) çıkardıkları yasanın 1. maddesinde amaç ve kapsamını;

"(1) Bu Usul ve Esasların amacı; 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar kanununun geçici 16 ncı maddesi uyarınca Yapı Kayıt Belgesi verilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. İşbu Usul ve Esaslar, Yapı Kayıt Belgesi müracaatına, Yapı Kayıt Belgesi bedelinin hesaplanması ve ödenmesine, Yapı Kayıt Belgesi verilen Hazineye ait taşınmazların satışına, Yapı Kayıt Belgesi düzenlenmeyecek yapılar ile bu belgenin düzenlenmesi safhasında yalan beyanda bulunanlar hakkında yapılacak işlemlere ilişkin hususları kapsar. " şeklindeki yasal düzenlemeyi yürürlüğe koydular.

Hatta bu husus seçim meydanlarında seçmene bir müjde olarak sunulmakla kalmadı. Televizyonlarda İmar Barışı reklamı olarak servis edildi. Çünkü seçim vardı kazanılması gerekiyordu.

Beterin de beteri vardır misali bu kez de 6 Şubat 2023 dokuz saat arayla oluşan merkez üsleri sırasıyla Kahramanmaraş'ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde 7,8 Mw  ve 7,6 Mw. büyüklüğün de iki deprem daha oldu.

Sonuçta Ülkenin güneyini yerle bir eden bu asrın felaketinde de resmi açıklamalar ışığında en az 53 bin 537 kişi öldü ve toplamda 138 binden fazla kişi ise yaralandı.

2023 Meclis Deprem Araştırma Komisyonu'nun raporuna göre depremlerin toplam maliyeti Türkiye'de 148,8 milyar dolar oldu.

Wikipedia verilerine göre Türkiye'nin 2023 gayrisafi yurt içi ulusal hasılasının yüzde 9'una denk gelen maddi zarar, 1999 Marmara yol açtığı maddi kaybın yaklaşık 6 katından fazla oldu.

Ulusal seferberlik ilan ettik ve uyguladık yaraları sarıp enkazı kaldırmak için.

Bu seferberlik sürecinde vicdana, ahlaka ve insanlığa sığmayan işlem ve davranışlar da gördük.

Örnek mi istersiniz.

Türk Kızılay’ı çadır ticareti yaptı yaraları sarmak asli göreviyken.

1999 da erken müdahaleye ilk koşan askeri birlikler iken 2023’ te üç gün sonra geldi Türk Askeri enkaz kaldırmaya...

Türk halkının toplayıp gönderdiği eşyaları çalıp Trakya’ya götürürken yakalandı bir kolluk görevlisi...

Halkın gönderdiği gıda kolileri Osmaniye'de deprem mağdurları yerine, seçim kazanabilmek adına seçmene dağıtılırken yakalandı şanlı(!) siyaseti meslek edinen birisi suç üstü.

Dahası ve benim en çok içimi sızlatan ve yüreğimi burkan olay ise;

Çoğu canımızı ilk müdahalenin zamanında yapılamaması ve imkanların yetersiz olması sebebiyle kaybettik.

Yabancı kurtarma ekipleri de gelip çalışmıştı enkaz altındaki ölüm ile burun buruna olan canlarımızı kurtarmak için. Bizim ekiplere nazaran daha soğuk kanlı ve bilimsel davranan ecnebi kurtarma ekiplerinin bulup kurtarmak üzere olduğu canların çıkarılmasına müdahale edildi ve bekletildi belli bir süre, Arkasından bizin bazı siyaset ve rant uğruna şov yapan din istismarcısı guruplarımız geldi ve "Allah Allah!" sesleri ile görüntüler çekip bizlere servis ettiler televizyon kanallarından.

Acaba o şov için beklenilen sürede kaç can kaybettik diye sormak geliyor insanın içinden.

ÖTV dahil o kadar dolaylı vergiyi ödüyor geniş halk kitleleri. Zengin iş insanlarına vergi affı ve vergi borcu silme işlemleri yapıyor muktedirlerimiz.

Milli gelirlerimiz, toplanan vergiler ve kamu kaynakları ne kadar rasyonel, rantabl ve adaletli dağıtılmıyor yurdum insanına..

Son yıllarda Emeğin. Emekçinin ve Emeklinin iktisadi durumu (alım gücü), sosyal statüsü ve saygınlığı örselendi politikacılarımız marifetiyle..

En düşük emekli maaşını, optimum koşullardaki bir ev kirasını, asgari ücret miktarı ile açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarını kıyasladığımız zaman anlarsınız ne demek istediğimi.

Sistem adeta geniş halk kitlelerinin cebindeki parayı bir eliyle alıp, öteki eliyle bir avuç mutlu azınlığın cebine koyuyor sanki...

Emeklinin alım gücü ve itibarı ile dalga geçen beyanları dinliyoruz tuzu kuru vekillerimizin ağzından.

Birisi uzun yaşadığımız için düşük olduğunu söylüyor maaşımızın.

Öteki her ay devlet düzenli olarak ödüyor ya daha ne isteriniz diyor.

Bir diğeri şükretmeyi bilmediği için oluyor bunlar diyerek şükre davet ediyor.

Bilindiği üzere her seçim öncesi "Gabar Dağından" petrol çıkarıp Karadeniz’den gaz fışkırtırız!

Bir başka vekil de Gabar Dağında binlerce varil petrol çıkaracağız ve Emeklilerin Maaşını düzelteceğiz diyor.

Tıpkı Nasrettin Hocanın kuzuları çalılıkta güdeceğim, çalılarda dolaşıp kopan yünleri toplayacağım sonra da eğirip kilim dokuyacağım ve satarak, borcumu aldığım parayla ödeyeceğim demesi gibi.

Kim söylemiş bilmiyorum ama, yazıma bir özlü söz ile başladım ve yine çok beğendiğim bir özlü söz ile bitireyim;

" Halka yalan söylemek bir insanlık suçudur."

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum