Şerif KUTLUDAĞ

Şerif KUTLUDAĞ

Devlet gerçeği

“Allah devlete millete zevâl vermesin!..”

Böyledir bizim sade insanımızın düğünlerde, cenazelerde okuttuğu mevlîdlerdeki duası…

Bu sözlere zaman zaman anlam veremesek de, bir aydan bu yana yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı sanırım devlet gerçeğini yeniden en açık şekliyle seriverdi gözlerimizin önüne…

Kanunî Sultan Süleyman “Muhibbî” mahlasıyla yazdığı divânında yer alan bir gazelinde şöyle der:

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

 Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi…”

………

(-Halk arasında devlet kadar itibarlı bir başka şey yoktur;  ama dünyada bir nefeslik sıhhat gibi saadet ve zenginlik olmaz.)

Dese de, işte o zenginliğin en üst basamağı olan nefesin sağlıklı, huzurlu ve sevgi dolu alınabilmesi de devletinizin varlığı, gücü ve sağlığı ile mümkündür.

Son zamanlarda ne yazık ki hükümet erki ile devlet gerçeğini karıştırmaya başladık… Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu 29 Ekim 1923’ten bugüne aradan geçen 99 yılda yönetme görevini 66. Hükümet üstlenmiş…

İşte bizim ülkemizin yönetimimizin, cumhuriyetimizin güzelliği de tam da bu noktada… İstediğimiz zaman hükümetleri sandıkta değiştirebilme imkânına sahibiz.

Ülkemizde yapılan her bir eser: barajlarıyla, otobanlarıyla, köprüleriyle, havaalanlarıyla vb devletimizin gücü sayesinde olan işlerdir. Hangi hükümet gelirse gelsin devletimizin gücü o hükümete bu eserleri yapma gücünü vermektedir.

Bu noktadan hareketle yeniden hatırlatmamı anlayışınıza sığınarak tekrarlıyorum: Devlet ile hükümeti birbiriyle karıştırmamak gerekiyor değerli okurlarım.

Sözün tam da burasında yazarın Şeyh Edebalı’nın ağzından Osmanlı Devletimizin kurucusu Osman Bey’e söylettiği:

“Ey Oğul!   Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!”

Sözü de çok mânidârdır…

Devlet insan topluluklarının oluşturduğu en üst birlikteliğin adı değil midir zaten!.. İnsanı sağlıklı olan, eğitimli olan, refah içerisinde yaşayan ve devamında ordusuyla, silahlı kuvvetleriyle, adaletiyle, ekonomisiyle ve devleti oluşturan bütün kurumlarını sağlıklı işleten yasalarıyla oluşan bir devlet yapılanmasını kim özlemez ki…

Nasıl ki bir binanın yapısının sağlamlığı onu inşa eden malzemenin kalitesiyle doğru orantılı ise, bir milletin ve devletin yapısının sağlamlığı da onu oluşturan insan kalitesiyle doğru orantılıdır.

Bu konuda, hem başkalarında kusur arama, hep başkalarının eksiklerini görme ve gösterme yerine konuya öncelikle kendimizden başlamamız gereken bir dönemi yaşıyoruz gibi geliyor bana.

Okur yazar olmayan analar babalar neslinden olan rahmetli anam çocukluğumda 1960lı yıllarda, Güney’deki evimizde zaman zaman beni sever okşar ve evimizden gözüken çarşıdaki Seyit Camisinin minaresini gösterir ve “Oğlum, doğru arıyorsan minareyle kendini eş tut!..” derdi…

Sanırım en sade anlatımıyla olması gereken de bu. Önce doğru olarak neyi biliyorsak, güzel neyi biliyorsak onu öncelikle kendimizde gerçekleştirmeliyiz...

Bir de sözü söz sultanlarından birisine verelim derim sözün burasında: Galata Mevlevî hânesinin post nişînlerinden/Dedelerinden olan Hüsn ü Aşk Mesnevisinin şâiri Şeyh Galib(1757-1799) şöyle der Hüsn ü Aşk’ın bir yerinde:

  “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
    Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”

“Ey insan evladı! Kendine saygıyla/hürmetle yaklaş;  çünkü sen kâinatta yaratılmışların özü/göz bebeği olan insansın.”

Yaşadığımız zaman diliminde, dünyanın bütüncül sorunlarının rüzgârıyla savulduğumuz şu günlerde Rusya-Ukrayna Savaşıyla gözlerimizin önüne serilen gerçeklerden hareketle, Ramazan Ayının da manevi havası içerisinde fert fert hepimizin kendimize dönerek bir iç muhasebesi yapmamız gereken günlerdeyiz.

Kendimizden başlayarak devlet gerçeğini anlamamız ve ona zeval gelmemsi için üzerine titremiz gereken bir dönem yaşıyoruz. Yoksa Allah korusun ne bir Mustafa Kemal çıkarabiliriz ne de yeni bir millî mücadele verebiliriz…

“Allah devletimize, milletimize zeval vermesin!..” derken yazımı İstiklâl Marşı şâirimiz Mehmet Âkif’in duası ile bitirelim derim:

“Allah, bir daha bu millete İstiklâl Marşı yazdıracak günler yaşatmasın!..”

Sevgilerimle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.