Hukuksuzluklara dur deme cesareti ve zarureti

Hakimler ve Savcılar Kurulu geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkan yargıda rüşvet iddiaları üzerine bunun soruşturmasını bir başsavcının yapamayacağı, ancak kendisinin yapabileceği gerekçesiyle dosyayı başsavcılıktan almıştı. Ama sonrasında bu iddialara ilişkin olarak hiçbir açıklama yapılmadı. Ben sıklıkla bu rüşvet ve karar tarife iddialarının araştırılmasını, bu konuda soruşturma yapılıp yapılmadığının, yapıldıysa sonucunun ne olduğunun kamuoyuna açıklanmasını istedim. Ancak bu konuda araştırılan ve açıklanan hiçbir husus olmadı. Şimdi aynı söylemlerimi tekrar ediyorum ve yeniden soruyorum: Yargıda rüşvet alan hakim, savcı ve başkaca memur var mı? Rüşvet alan polis, asker, bekçi gibi kolluk görevlisi var mı? Hatta yetkileri sınırlı olan özel güvenlikler arasında rüşvet alan var mı? Peki bu sayılanlardan ve diğer devlet memurlarından rüşvet alan varsa tüm bunlara rüşvet verenler arasında avukat var mı? Bugüne dek bu soruların cevapları hiç araştırıldı mı? İddialar, isnatlar, şikayetler, ihbarlar ve çeşitli suç duyuruları üzerine ne yapıldı? Ya da işlem yapıldı mı? Yapılan işlem, başlatılan hukuki süreç oldu mu? Bu süreçte hangi tespitler yapıldı? Kimlerin rüşvet aldığı, kimlerin rüşvet verdiği tespit edildi? Kimlere ceza verildi? Kimler devlet memurluğundan atıldı, kimler görevlerinden alındı? Bu soruların cevapları kamuoyuna açıklandı mı? Açıklandıysa ne zaman açıklandı? Açıklanmadıysa neden hala açıklanmadı?

İfade edilen hukuksuzluklar dışında açıkçası ben kamu görevlilerinin mal beyanında bulunmaları usulünün yetersiz olduğunu ve hakim, savcı, kaymakam, vali, asker, polis ve diğer tüm devlet memurlarının aktif ve pasif tüm mal varlıklarının listelerini sunmaları için gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğini düşünüyorum. Mal beyanından kısa süre önce on adet gayrimenkulü olan bir devlet memuru, bunlardan dokuzunu devredip mal beyanında yalnızca bir adet gayrimenkulünü gösterebilir. Bu yüzden ivedilikle tüm devlet memurlarının, tüm meslek hayatları boyunca aktif ve pasif, araç ve taşınmaz mal varlığı bilgilerini sunmalarının zorunlu kılınmasını ve banka hesap hareketlerinin belirli tutarın üzerinde ve günlük işlem sayısı ile sıklığı dikkate alınarak araştırılmasını istiyorum.

Bunun dışında günümüz Türkiye koşulları ve ülkemizin içinde bulunduğu anormal, olağanüstü durumlar dikkate alındığında tüm devlet memurları ve sözleşmeli personeller için işe girişlerinde ve devamında belirli aralıklarla alkol bağımlılıklarının olup olmadığı, uyarıcı ve/veya uyuşturucu madde kullanıp kullanmadıkları yönünde zorunlu test uygulaması ve test sonucunun kamu kurum ve kuruluşlarına sunulması zorunluluğu getirilmesini istiyorum.

Yine yıllardır çeşitli açıklamalarımda Yargıtay'da yatak ve/veya dinlenme odaları, hatta banyolar olduğu ve Yargıtay binasında cinsel birliktelik yaşandığı şeklindeki ahlak dışı iddiaların gerçeği yansıtıp yansıtmadığını delilleriyle kamuoyuna açıklanmasını istedim. Ancak bugüne kadar hiçbir açıklama yapılmadı. Yakın zamanda da uyarıcı ve/veya uyuşturucu madde ticareti ve fuhuş operasyonlarında alınan ifadelerde bazı yüksek mahkeme hakimleri, savcılar ve onlara yakın avukatlar hakkında cinsel birliktelik iddiaları gündeme geldi. Birkaç yıl öncesi yakın geçmişte Yargıtay’da var olduğu belirtilen ve haberlere konu olan yatak/dinlenme odası, banyo ve cinsel birliktelik şeklindeki iddiaların üzeri kapatılmasaydı, bugün yeni yeni hukuksuz ve ahlak dışı çirkin iddialar gündeme gelmezdi. Zira varsa bunları yapanlar çoktan mesleklerinden atılmış olurdu.

Görüldüğü üzere ülkemiz kirli ellerin elinde sürekli olarak kirletilmek istenmektedir. Ülkemizi, Türkiye’yi, Türk yargısını, Türk hukuk sistemini kimsenin kirletmeye ve lekelemeye hakkı yoktur. Ülkemiz hukuk sistemi insan eliyle kirletilmekte, sağlıksız bir yapıya dönüştürülmek, hatta yok edilmek istenmektedir. Ben yirmi üç senedir bunun yaşanmaması adına ülkemizi, Türk yargısını, ülkemiz hukuk sistemini olası, hatta muhtemel kötü son ve sonuçlardan korumaya çalışıyor, bu olumsuz senaryoların gerçekleşmemesi için çok fazla ve çeşitli hukuki ve fiili mücadeleler veriyorum. Ben mevcut torpile dayalı, kayırmacı, yanlı, taraflı, güvenirliğini kaybetmiş çarpık hukuksuz sistemin karşısındayım. Zira ülkemizde yaşananlar bizlere bir hukuk sistemini değil, hapsedilmiş hukukun yerine hukuksuz çarpık bir sistemi izletmektedir. Bu yüzden hukuk ve insanlık mücadelem kesintisiz olarak devam edecektir. Bu hukuk savaşını ve mücadelesini ben ve benim gibi düşünenler kazanacaktır. Aslında bu savaşı en başta ve en nihayetinde hukuk kazanacaktır. Hukuksuzluklarla yapılan mücadelede hukuku askıya almak, yok etmek isteyenler kendi hukuksuzluklarıyla baş başa kalacak ve kabul edemedikleri, yok etmek istedikleri, kukla, hatta oyuncak haline dönüştürmek istedikleri hukuk sistemi, onlara hak ettikleri gereken cezayı verecektir. Ancak bunun için hukuk sisteminin başkalarının kölesi haline dönüştürülmesine izin verilmemesi ve hukuka, Türk hukuk sistemine, Türk yargısına, hukuk mesleklerinin tümüne topyekûn sahip çıkılması gerekmekte ve bu durum gereklilik kadar zorunluluk arz etmektedir.

Değinilenlere ilaveten adliyeler otel odası veya yatak odası değildir. İstanbul'da bir adliyede sevgilisiyle cinsel birliktelik yaşayan ve bizzat kendisi katip olan devlet memuru, birliktelik yaşadığı kişi tarafından dolandırıldığını, adliyenin içinde yattığı bu kişinin ilişki esnasında görüntü kaydı yaptığını ve devamında kendisine şantaj uyguladığını beyanla şikayette bulundu. Peki bu kadın memur adliyede nasıl cinsel ilişkiye girdi? Buna nasıl cesaret ve teşebbüs etti, hatta teşebbüs etmekle de kalmayıp nasıl eyleme döküp tamamlayabildi? Bu ülkede adliyelerin adliye olduğu nasıl unutulur? Bu kadın katibe işlem yapıldı mı? Bu kadın devlet memuru görevden alındı mı, adliyeden, devlet memurluğundan atıldı mı? Hatta ülkede bugüne kadar bu soruları soran ve sorulduysa cevaplayan oldu mu?

Bunlar dışında bakanlığa yeni ataması yapılan ancak bu atamanın iptali ve YD talepli dava açılan Akın Gürlek’in okul yıllarında notlarını sattığını ve hocalarının ses kaydını yaptığını beyan ettiği görülüyor. Peki izinsiz şekilde başkasının ses kaydını yapmak suç değil mi? Bu kimse suç olmasına rağmen derste bu kayıtları nasıl yapabildi? Bu eylemler cezasız mı kalacak? Bunları kim soruşturacak? Bu hukuksuz eylemlere ceza verilmeyecek mi? Yoksa bu suçları zamanaşımına uğratmanın mücadelesi mi verilecek?

Peki Akın Gürlek kendisi tam teşkilat ses kayıt cihazlarıyla gezerken kolluk görevlileri, bir avukatın telefonunu hangi cüret ve cesaret, hangi olmayan hak ve yetkiye istinaden zorla almak ister? Bu yağma suçu değil mi? Bizlerin eşi, dostu, ailesi, hele hele müvekkilleri yok mu? Ben öğleden sonra gittiğim herhangi bir ifadeden, bu ifade çok uzun sürdüğü için gece yarısı saat ikide çıktığımda, beni o süreçte varsa eşim, çocuklarım, anam, babam, belki de bakmakla yükümlü olduğum küçük kardeşim, yatalak ya da hasta veya yaşlı büyük annem/büyük babam, engelli bir yakınım aramayacak mı? Bizim ailemiz yahut haber vermemiz gereken ya da bizleri merak eden, arayan soran kimse yok mu? Gün içerisinde bizi arama ihtimali olan adliyeler ve kolluk birimleri, müvekkillerimiz, müvekkillerimizin yakınları yok mu? Gecenin bir yarısında evimize tek başımıza dönemeyeceksek, hatta arabamız yoksa veya o gün kolluğa arabasız gittiysek, bu halde ifade bitmeden önce örneğin erkek kardeşimizi, babamızı veya kocamızı arayarak bizi kolluktan almasını isteyemeyecek miyiz? Ya da çocuğumuzun okul ders saati bittiyse ve okuldan çıkan çocuğumuzu biz alamayacaksak, bu durumu babasına haber veremeyecek miyiz? Bırakın tüm bunları biz kollukta saate de mi bakmayacağız? Örneğin bana (CMK, arabuluculuk, uzlaştırma, adli yardım, vasilik, kayyımlık v.b..) yeni bir görevlendirme geldiğinde, biz bu görevleri kabul edemeyecek miyiz? Biz hukuksuz başsavcılık veya savcı talimatları yüzünden, daha açık bir ifadeyle hukuk bilmeyenler ya da hukuku uygulamaktan imtina edenler, hukuksuzluğu kural bilenler yüzünden hayattan mı kopacağız? Yaşam hakkımızdan peşinen feragat mi edeceğiz? Peki bu hukuksuz ortama bir de madalyonun diğer yüzünden baktığımızda ya kollukta bize veya müvekkillerimize karşı sözlü, fiziksel ve/veya psikolojik şiddet uygulanırsa, biz bunu ses ve/veya görüntü kaydına alamayacak mıyız? Kendiniz olağan durumlarda bile, kaldı ki bu suçken, izinsiz ses kayıtları alıp bunu ekranlarda anlatırken, bizler bize veya müvekkilimize karşı suç işlenirken ve bir daha ve başka türlü delil elde etme imkanımız yokken bu anlık şiddet veya işlenen suç olgusunu delillendiremeyecek miyiz? Hukuksuz söz, konuşma ve fiziksel hareketleri delil kapsamında kendi imkan ve çabalarımızla muhafaza altına alamayacak mıyız? İstanbul'da Asayiş Şube Müdürlüğünde birkaç büroda ve İstanbul İl Jandarma Komutanlığında bu hukuksuzluklar aktif olarak yaşanıyor ve tüm bunlara benden başka itiraz eden olmuyor. Ben bu hukuksuzlukları kabul etmiyorum. Bu ülke hukuksuzluğu kabullenemez ve sineye çekemez. Ülke insanı hukuksuzluğa alışamaz, alıştırılamaz. Ben kolluğa çantamı, bilgisayarımı ve cep telefonumu teslim etmiyorum, teslim etmek de istemiyorum. Ben de birçok kişi gibi ülkede ve kamu kurumlarında hele ki kollukta kendimi güvende hissetmiyorum. Evrak çantam benden nasıl ve ne hakla istenir? Müvekkilin ifadesi esnasında benim notlarıma, dosyalarıma, delillere, emsal kararlara, hatta bilgisayarıma bakma hakkım var. Aksi halde ben savunma hakkını nasıl kullanacağım? Ben nasıl ki duruşmaya cep telefonumla, kol çantamla, cüzdanımla, evrak çantamla, bilgisayarımla, bilgisayar çantamla, hatta bilgisayarımı ve dosyalarımı taşıdığım çekmeli evrak çantamla/kabin boy valizimle girebiliyorsam; şikayet ve iddialarımı açıklarken, savunmamı yaparken ve delilleri bildirirken dosya, not defteri, kitap, kalem, kanun, emsal karar çıktıları, dizüstü bilgisayar kullanabiliyorsam; savunmamı kanuna, kitaba, dosyama, dilekçelerime, emsal kararlara ve bilgisayarıma bakarak yapabiliyorsam; hatta yeni duruşma günü verilirken cep telefonumda mevcut celse sistemine bakabiliyorsam ve duruşma günlerini celse sisteminden takip edebiliyorsam; duruşmada UYAP sistemine girebiliyorsam; ben tüm bu hak, yetki ve imkanlardan adliyelerde yararlanırken neden bazı hukuksuz başsavcılıklar yüzünden herhangi bir kolluk biriminde mahrum kalma tehlikesiyle baş başa bırakılıyorum? Gördüğüm kadarıyla bu hukuksuz uygulama ülkemizde bir tek İstanbul ilinde mevcut. Bir kimse hakkında el koyma kararı yokken nasıl bu kimsenin kişisel ve mesleki eşyalarına el konulmak istenir? Nasıl bu konudaki suç duyurularına rağmen hiçbir sonuç olmaz? Bu ülke neden, nasıl ve ne hakla sahipsizleştirilmek istenir? Bu ülkenin sahibi bizleriz. Biz buna izin vermeyiz. Bu ülkede neden sürekli olarak haklarımız yok edilmek, dosyalar hasır altı yapılmak, hukuki ve resmi süreçler baltalanmak ve hukuksuzlaştırılmak, kişisel ve mesleki haklar ve yetkiler hukuksuzca kısıtlanmak istenir? Bu hak kısıtlama merakı, haksızlık yapma isteği, hukuksuz talimat verme hadsizliği ve haksızlığı, hukuksuzluklar karşısında yapılan şikayetlere rağmen kayıtsız kalma suretiyle görev yapmama noktasında direnme eylemi sergileme gücü ve hukuksuzluk iradesi nereden geliyor? Bu güç kimden alınıyor? Sonrasında neden yalnızca bir kesimin ailesi oluyor, diğerleri kimsesizlerden sayılıyor? Ancak öncelikli olarak şu bilinmelidir ki, bu ülkede bizlerin ailesinden önce kendi haysiyeti, onuru, şerefi, insan olmaktan kaynaklı hakları, mesleki hak ve yetkileri, dokunulmaz hak ve hürriyetleri var. Bu yüzden ve artık ülkemizdeki hukuksuzluklara dur denilmesi bir keyfiyet yahut seçimlik hak değil, ülkenin bekası, devamlılığı ve Türk hukuk sistemiyle Türk yargısının selameti için bir zarurettir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.