İlgi bittiğinde aşk da mı biter?

İlgi bittiğinde aşk da mı biter?

Histrionik kişiliğin görünmeyen dünyası: “Beni sev” demekten çok, “Beni görmeye devam et” diyen bir ruhsal yapı...

İnsan neden sürekli fark edilmek ister? Neden bazı insanlar girdikleri ortamda gözlerin kendilerine çevrilmesine ihtiyaç duyar? Neden bir ilişkinin başlangıcında son derece etkileyici, sıcak ve tutkulu görünen kişi, zamanla ilgiyi kaybettiğini hissettiğinde çok daha dramatik tepkiler verebilir?

Ve belki de en önemli soru:

Histrionik kişilik gerçekten sevgiyi mi arar, yoksa sevildiğini sürekli olarak görmeye mi ihtiyaç duyar?

Bu soruları; psikoloji, klinik psikoloji, sosyal psikoloji ve aile ilişkileri alanındaki çalışmalarıyla tanınan, 15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER ile konuştuk.

Uluslararası akademik yayınları, psikoloji ve insan davranışları üzerine çalışmaları, aile ve çift ilişkileri alanındaki saha gözlemleriyle teorik bilgiyi insanın gündelik yaşamıyla buluşturan Yıldırımer, histrionik kişilik örüntüsünün yalnızca “ilgi çekme isteği” üzerinden okunmasının önemli bir hata olduğuna dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Yıldırımer’e göre asıl mesele çoğu zaman sahnenin kendisi değil, sahne ışıkları söndüğünde kişinin kendisiyle ne yaptığıdır.

Histrionik kişilik denildiğinde ne anlamalıyız hocam?

Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER:

Öncelikle günlük hayatta kullandığımız “ilgi çekmeyi seviyor” ifadesiyle klinik anlamdaki histrionik kişilik bozukluğunu birbirinden ayırmamız gerekiyor.

Her dikkat çekici insan histrionik değildir. Güzel giyinmek, sosyal olmak, konuşkan olmak, duygularını güçlü biçimde ifade etmek ya da bulunduğu ortamda fark edilmek istemek tek başına psikopatoloji değildir.

Klinik açıdan baktığımızda mesele, aşırı duygusallık ve ilgi arayışının süreklilik kazanması ve kişinin ilişkilerini, kendilik algısını ve sosyal işlevselliğini etkileyen katı bir örüntü hâline gelmesidir.

Bir davranışın görünür olması onu hastalık yapmaz; davranışın insanın hayatını yönetmeye başlaması bizi klinik alana taşır.

Yani “ilgi isteyen insan histrioniktir” diyemeyiz?

Kesinlikle diyemeyiz.

Psikolojinin bugün en fazla zarar gördüğü alanlardan biri insanların birbirlerine kolayca tanı koymasıdır.

Sevgilisine “narsist”, duygusal bir insana “borderline”, dikkat çekici bir kadına ya da erkeğe “histrionik” demek bilimsel değildir.

Bir kişilik bozukluğundan söz edebilmek için örüntünün kalıcı, yaygın ve işlevselliği bozucu niteliğinin değerlendirilmesi gerekir. Histrionik kişilik bozukluğunda da tanı tek bir davranışa bakılarak değil, klinik değerlendirme ve belirlenmiş tanısal ölçütler üzerinden konulur.

İnsanları davranışlarından anlamaya çalışabiliriz ama birkaç davranıştan teşhis edemeyiz.

Histrionik yapının merkezinde ne vardır hocam?

Bence burada çok önemli bir ayrım var.

Dışarıdan baktığınızda “Bana bakın” diyen bir insan görebilirsiniz. Fakat bunun psikolojik arka planında zaman zaman çok daha derin bir ihtiyaç bulunabilir:

“Beni fark edin ki var olduğumu hissedebileyim.”

İlgi, böyle bir durumda yalnızca hoş bir sosyal deneyim olmaktan çıkarak kişinin kendilik değerini düzenleyen araçlardan biri hâline gelebilir.

Sorun da burada başlar.

Çünkü insan kendi değerini büyük ölçüde başkalarının bakışından almaya başladığında, o bakışın kaybolması sıradan bir ilgisizlik olarak yaşanmayabilir.

Kişi bunu değersizlik, reddedilme veya görünmezleşme biçiminde algılayabilir.

Hocam bu insanlar neden ilk tanışmada çok etkileyici olabiliyor?

Çünkü sosyal ilişkilerde canlılık, duygusal ifade, yakınlık kurma isteği ve karşıdaki kişiyi etkileme becerisi oldukça güçlü görünebilir.

Yeni bir ilişki heyecan demektir.

Yeni bir insan, yeni bir seyirci değildir yalnızca; aynı zamanda yeni bir onay kaynağıdır.

Bu nedenle ilişkinin başlangıcında yoğun mesajlar, büyük duygular, hızlı yakınlaşma ve “Sanki seni yıllardır tanıyorum” hissi ortaya çıkabilir.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:

Yoğunluk her zaman derinlik değildir.

Bir ilişkinin çok hızlı ve çok yoğun başlaması, o ilişkinin mutlaka aynı ölçüde güçlü bir duygusal temele sahip olduğunu göstermez.

Hocam peki aşk ilişkilerinde ne yaşanıyor?

Histrionik özelliklerin belirgin olduğu ilişkilerde partner başlangıçta kendisini çok özel hissedebilir.

Yoğun ilgi vardır.

Romantizm vardır.

Heyecan vardır.

Duygusal ifadeler güçlüdür.

Ancak zaman içerisinde ilişkinin doğal rutini başladığında problem ortaya çıkabilir.

Çünkü hiçbir ilişki sürekli ilk üç ayındaki heyecan düzeyinde yaşayamaz.

İnsan işe gider, yorulur, bazen konuşmak istemez, çocuklarla ilgilenir, ekonomik sorunlarla uğraşır.

İşte bu doğal sakinleşme bazı kişiler tarafından:

“Artık beni sevmiyor.”

“Eskisi kadar istemiyor.”

“Benden sıkıldı.”

şeklinde yorumlanabilir.

O noktadan sonra partnerin ilgisini yeniden kazanmak için dramatik tepkiler, kıskandırma, yoğun tartışmalar veya ilişkiyi sürekli sınayan davranışlar ortaya çıkabilir.

Kıskandırmak da bunun bir parçası olabilir mi hocam?

Bazı ilişkilerde evet.

Ancak yine altını çiziyorum: Her kıskandırma davranışı histrionik kişilik anlamına gelmez.

Fakat bazı kişiler açısından üçüncü kişilerin ilgisi, partnerin sevgisini ölçmek için kullanılan bir araç hâline gelebilir.

Sosyal medyada özellikle dikkat çekici paylaşımlar yapmak, başka insanların ilgisini partnerine göstermek veya “Bak, beni isteyen başkaları da var” mesajı vermek görülebilir.

Buradaki temel mesele bazen üçüncü kişi değildir.

Asıl mesaj partnere yöneliktir:

“Beni kaybedebileceğini fark et ve yeniden bana yönel.”

Bu noktada kıskançlık, ilişkinin sonucu olmaktan çıkıp ilişkiyi canlı tutmak için kullanılan problemli bir düzenleme aracına dönüşebilir.

İlişkilerde yaşanan iletişim sorunları, duygusal uzaklaşma ve ilişkiyi yıpratan davranış örüntüleri hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler İlişki terapisti içeriğini inceleyebilir.

Hocam sosyal medya histrionik özellikleri artırıyor mu?

Sosyal medya çok ilginç bir psikolojik laboratuvar oluşturdu.

Eskiden kişinin ilgi görebileceği sosyal çevre sınırlıydı. Bugün ise cebimizde yirmi dört saat açık bir sahne taşıyoruz.

Beğeni var.

Yorum var.

Takipçi var.

Görüntülenme var.

Ve bütün bunların sayısal karşılığı var.

Dolayısıyla sosyal medya histrionik kişilik bozukluğunu “yaratır” demek doğru olmaz. Fakat dışarıdan onay ve görünürlük arayışının belirgin olduğu kişiler için bu platformlar güçlü bir pekiştirici alan hâline gelebilir.

Modern insan açısından artık şu soruyu sormamız gerekiyor:

“Ben bunu paylaşmak istediğim için mi paylaşıyorum, yoksa görülmediğimde kendimi eksik hissettiğim için mi?”

Aradaki fark çok önemlidir.

Peki cinsellik hocam?

Histrionik kişilik örüntüsünü yalnızca cinsellik üzerinden okumak hem yanlış hem de damgalayıcıdır.

Fakat bazı vakalarda çekicilik ve baştan çıkarıcılık, karşıdaki insanın ilgisini korumanın yollarından biri hâline gelebilir.

Burada mesele yalnızca cinsel arzu değildir.

Bazen kişi açısından “Arzulanıyorum” duygusu, “Değerliyim” duygusuyla fazlasıyla iç içe geçebilir.

İşte klinik açıdan bakılması gereken yer burasıdır.

Cinsellik yakınlığın dili mi, yoksa onaylanmanın aracı mı?

Çünkü sağlıklı cinsellik yalnızca arzulanmak üzerine kurulmaz; güven, karşılıklılık, mahremiyet ve duygusal yakınlık da içerir.

Hocam partner açısından en zor taraf nedir?

Partner zaman içerisinde kendisini sürekli bir duygusal performans göstermek zorunda hissedebilir.

“Yeterince seviyor muyum?”

“Yeterince ilgi gösteriyor muyum?”

“Neden yine kırıldı?”

“Dün her şey mükemmeldi, bugün neden ilişki bitiyor?”

gibi sorular başlayabilir.

Böylece ilişkide ilginç bir döngü oluşur.

Bir taraf sürekli sevildiğinin kanıtını isterken diğer taraf sürekli sevgisini kanıtlamaya çalışır.

Oysa sağlıklı ilişkide sevgi her gün mahkemeye çıkarılıp yeniden ispatlanmaz.

Sevginin sürekli kanıtlanmak zorunda olduğu yerde bir süre sonra sevginin kendisinden çok kaybetme korkusu konuşmaya başlar.

Hocam histrionik kişi gerçekten sever mi?

Elbette sevebilir.

Kişilik bozukluğu tanısı bir insanın sevme kapasitesinin olmadığı anlamına gelmez.

Böyle bir genelleme hem bilimsel hem insani açıdan yanlış olur.

Mesele sevginin var olup olmamasından ziyade, sevginin nasıl yaşandığı ve ilişkide duyguların nasıl düzenlendiğidir.

Bir insan sizi gerçekten sevebilir fakat aynı zamanda sizin ilginize aşırı ihtiyaç duyabilir.

Sizi kaybetmek istemeyebilir fakat bu korkuyu sağlıklı biçimde ifade edemeyebilir.

Yakınlık isteyebilir fakat yakınlığı sürdürebilmekte zorlanabilir.

İnsanı tanısından ibaret görmemek gerekir.

Terk edilmek nasıl yaşanabilir hocam?

Ayrılık yalnızca partnerin kaybı olarak değil, kişinin kendisini değerli hissetmesini sağlayan önemli bir aynanın kaybı olarak da deneyimlenebilir.

Bu nedenle bazı kişilerde ayrılık sonrasında çok yoğun duygusal tepkiler ortaya çıkabilir.

Fakat burada yine bireysel farklılıkların çok önemli olduğunu vurgulamak gerekir.

Her histrionik özellik taşıyan insan aynı tepkiyi vermez.

Psikolojide en tehlikeli cümlelerden biri “Bunlar hep böyle yapar” cümlesidir.

İnsan davranışı matematik formülü değildir.

Tedavisi mümkün mü hocam?

Kişilik örüntülerinin değişmesi zaman alabilir; ancak psikoterapi kişinin davranışlarının altında yatan ihtiyaçları, ilişki kurma biçimini ve kendilik değerini nasıl düzenlediğini anlamasına yardımcı olabilir.

Psikolojik destek sürecinde uzman seçimi konusunda araştırma yapanlar İzmir psikolog önerileri sayfasını inceleyebilir. Görüşme ücretleri ve bu alandaki maliyetler hakkında bilgi arayanlar için ise İzmir psikolog fiyatları içeriği bulunmaktadır.

Buradaki amaç kişinin canlılığını, sosyalliğini veya duygusallığını yok etmek değildir.

Tam tersine, bunların daha sağlıklı biçimde yaşanmasını sağlamaktır.

Ben bunu şöyle ifade etmeyi tercih ediyorum:

Terapi insanın kişiliğini söndürmez; kişiliğinin onu yönetmesine engel olmaya çalışır.

Profesyonel destek yaklaşımı ve terapi hizmetleri hakkında bilgi edinmek isteyenler İzmir terapist sayfasını da inceleyebilir.

Kişi zaman içerisinde “İnsanların ilgisini nasıl üzerimde tutarım?” sorusundan uzaklaşıp çok daha temel bir soruyla karşılaşabilir:

“Kimse bana bakmıyorken ben kendime nasıl bakıyorum?”

Bence değişimin en önemli kapılarından biri tam olarak buradadır.

“BAZEN İNSAN SEVGİYİ DEĞİL, SEVGİNİN KANITINI ARAR”

Röportajın sonunda Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER, histrionik kişiliği yalnızca psikiyatri kitaplarındaki belirtiler üzerinden değil, insanın görülme ve değerli hissetme ihtiyacı üzerinden değerlendiren şu sözlerle konuşmamızı tamamlıyor:

“Bazen insan sevgiyi değil, sevginin kanıtını arar. Kanıt arayışı hiç bitmiyorsa sorun sevgisizlik olmayabilir; insanın kendi değerini başkasının gözlerinde araması olabilir. Çünkü insanın en yorucu sahnesi, başkalarının önünde oynadığı değil, perde kapandığında kendisiyle baş başa kaldığı sahnedir.”

Yıldırımer’in yaklaşımı bize önemli bir noktayı yeniden hatırlatıyor:

Histrionik kişiliği anlamak, “ilgi çekmeye çalışan insanı” tarif etmekten çok daha fazlasıdır. Mesele bazen alkış değildir; alkış kesildiğinde geriye kalan sessizliktir.

Uluslararası akademik çalışmaları ve insan ilişkilerine yönelik saha gözlemleriyle psikolojinin kavramlarını gündelik hayatın anlaşılır diliyle buluşturan Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER, belki de röportajın en önemli sorusunu okurun zihnine bırakıyor:

“Bizi kimse görmediğinde, kendi gözümüzde hâlâ değerli miyiz?”

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.