Kılıç kime çekildi?

Bağımsız Türkiye Partisi'nin merhum Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, yıllar önce yaptığı bir konuşmada dikkat çekici bir tespitte bulunmuştu:

"Anadolu coğrafyası çok zor bir coğrafya... Burada vatan bulmuş bir milleti ortadan kaldırmak isteyenler önce onun zirvesindeki şahsiyeti hedef alırlar. O şahsiyet Mustafa Kemal Atatürk'tür."

Bu sözler bugün yeniden hatırlanmayı hak ediyor.

Çünkü bugün, mezuniyet töreninde ettikleri yeminin ardından "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyerek kılıç çatan beş teğmen ile üç disiplin amiri Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç edildi.

İster destekleyin ister eleştirin...

Türkiye'nin uzun yıllar tartışacağı kararlardan biri olarak tarihe geçti.

Aklımıza ister istemez şu soru geliyor:

Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nda "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" demek ihraç sebebi midir?

Böyle bir hüküm yok.

Zaten olması da Cumhuriyet'in kuruluş felsefesi bakımından birçok kişiye göre düşünülemez.

Bu ülke, işgal altındaki Anadolu'da "Ya istiklal ya ölüm" diyerek bağımsızlık mücadelesini başlatan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının eseridir.

Onlar, esareti reddeden bir milletin iradesini örgütleyerek Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdular.

Bu nedenle Atatürk, yalnızca bir devlet kurucusu değil; Cumhuriyet'in ortak hafızası ve simgesidir.

Tam da bu nedenle, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" ifadesinin disiplin suçu sayılmasının kamuoyunun önemli bir kesiminde rahatsızlık oluşturması şaşırtıcı değildir.

Bu tartışma yeni de değildir.

Yıllardır Türkiye'de Atatürk, laiklik, Cumhuriyet ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kurumsal kimliği üzerine farklı görüşler dile getiriliyor.

Bu çerçevede, geçmişte ABD'li analist Graham Fuller'in Türkiye'nin geleceğine ilişkin değerlendirmeleri de sıkça gündeme getirildi.

Ne demişti Fuller?

“Türkler, Atatürk’ü Kemaliz mi terkedip ılımlı İslam’ı benimsemelidirler. Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrimdir. Bu devrimin karşısındaki tek güç ise, Laik Türk Ordusu ve Ulusalcı aydınlardır. Bunların derhal tasfiye edilmesi gerekmektedir.”

Bazı çevreler, Fuller'in Türkiye'de Kemalist anlayışın zayıflatılması ve farklı bir siyasal yönelimin güçlenmesine ilişkin görüşlerini, bugün yaşanan gelişmelerle ilişkilendiriyor.

Elbette bu değerlendirmeler siyasi yorum niteliğindedir ve kamuoyunda farklı biçimlerde tartışılmaktadır.

Ancak tartışmaya açık olmayan bir gerçek var.

Beş genç teğmen ve üç disiplin amiri bugün artık üniformalarını çıkarıyor.

Bunun toplumun önemli bir bölümünde oluşturduğu kırgınlık da inkâr edilemez.

Bir kesim bu kararı disiplinin gereği olarak görürken, bir başka kesim ise Cumhuriyet'in kurucu değerleriyle bağdaşmadığını düşünüyor.

İşte asıl mesele de burada başlıyor.

Çünkü devletler yalnızca hukukla değil, ortak semboller ve ortak hafızayla da ayakta kalırlar.

Türk milleti askerine her zaman ayrı bir değer vermiştir.

Askerlik bu toplumda yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda tarihsel bir sorumluluğun adıdır.

Bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri'nde yaşanan her gelişme toplum vicdanında geniş yankı bulmaktadır.

Bugün verilen ihraç kararı da uzun yıllar tartışılacak, farklı siyasi değerlendirmelere konu olacaktır.

Tarih ise her zaman olduğu gibi son sözü söyleyecektir.

Ve tarih, yalnızca alınan kararları değil; o kararların hangi şartlarda alındığını ve toplum vicdanında nasıl karşılık bulduğunu da kaydedecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum