Ali AKSÜT
Korkular ve cesaret
Korkularımız var…
İşsiz kalma korkusu, aç kalma korkusu, geçim derdi… Pazara gidip alışveriş çantasını istediğimiz kadar dolduramamanın mahcubiyeti…
Bir ev, bir yuva kuramama endişesi… İşini, mesleğini kaybetme kaygısı… Hanesini hırsızlıktan, soygundan koruyamama korkusu…
Nereye baksak korku…
Trafikte ceza yeme korkusu, iş yerinde amirin baskısı, evde huzuru kaybetme endişesi, sokakta, çarşıda, pazarda hep aynı duygu…
Öyle korkular var ki, zamanla ruhumuza ve benliğimize işlemiş.
Evde eşin siteminden çekinmek…
Kamuda amirin fırçasından korkmak…
Bir iş yeri açabilmek için ruhsat alma sürecinde yaşanan belirsizlikler… Ah şu belediyeler!
Mesleğine ömrünü adamış başarılı bir kaymakamın vali olarak atanamama kaygısı… Ya da başarılı bir valinin bir gecede merkeze çekilmesi…
Korku, aslında insani bir duygudur. Ölçülü olduğunda insanı tedbirli yapar, mücadele azmini diri tutar. Ama hayatı esir aldığında, insanı kendi gölgesinden bile korkar hâle getirir.
Keşke insan bir gün kendi kendine, "Artık korkmuyorum," diyebilse…
Çünkü korkunun ötesinde güvenin, özgürlüğün ve umutla kurulacak yeni bir dünyanın kapıları vardır.
Unutmamak gerekir ki;
Korku, çoğu zaman ölümden daha çok öldürür insanı.
Hâlâ sindirilmiş kişilikler, görünmeyen öcülerin peşinden daha ne kadar koşacak?
Gecenin karanlığında mezarlığın önünden geçerken daha ne kadar ıslık çalacağız?
Artık yeter…
Kır şu korku zincirlerini!
Yık şu korku duvarlarını!
Kanat aç engin denizlere, büyük ufuklara…
Korkma!
Çünkü yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz.
Osman Pamukoğlu'nun dediği gibi:
"Cesareti olmayanın asaleti de olmaz, karakteri de."
Gerçekten de cesaret insanı özgürleştirir. Korku ise onu görünmez prangalara mahkûm eder.
Elbette insan korkacaktır.
Ama yanlış yapmaktan korkacaktır.
Kul hakkı yemekten korkacaktır.
Yetim hakkına el uzatmaktan korkacaktır.
Adaletsizlikten, yolsuzluktan, haksız kazançtan korkacaktır.
Rant uğruna şehirlerin talan edilmesinden, doğanın tahrip edilmesinden utanacaktır.
İnsan; hukuku, vicdanı ve toplumsal değerleri çiğnemekten korkmalıdır.
Peki ya kişi, kurum ya da yöneticiler hiçbir şeyden korkmuyorsa?
Kanunu tanımıyor, hukuku umursamıyor, vicdanı dinlemiyorsa…
O zaman halk ne yapacak?
Vatandaş derdini kime anlatacak?
Kimseyi dikkate almayan bu anlayışın karşısında kim duracak?
İşte asıl cevap bekleyen soru budur.
Dürüst, vicdan sahibi, ahlaklı insanlar bu pervasızlık karşısında sessiz kalıyorsa, istemeden de olsa o düzenin sürmesine ortak oluyor demektir.
Oysa hakikatin peşinden yürüyen cesur insanlar, barışın, kardeşliğin ve huzurun yeniden filizlenmesine öncülük edebilir.
Korkularına teslim olmayan yürekler, geleceğe umut ışığı olabilir.
Çünkü umutsuz değiliz.
Şair Şevket Rado'nun dediği gibi;
"Ümit iledir cihanda her şey."
Nelson Mandela'nın şu sözü ise adeta hepimize bir pusula niteliğindedir:
"Kimse sizden uzayı fethetmenizi beklemiyor; vicdanınızı satmayın yeter."
Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de de, "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin." buyrulmaktadır.
Öyleyse korkularımızın değil, vicdanımızın peşinden yürüyelim.
Çünkü korkunun hüküm sürdüğü yerde insan küçülür; cesaretin yeşerdiği yerde ise hem insan hem toplum büyür.
Kalın sağlıcakla…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.