MHP Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet Bahçeli’ye açık mektup -33-

Sayın Genel Başkan;

Zât-ı aliniz de pekala bilirsiniz ki, başkanlık sisteminin olmazsa olmazları; “kuvvetler ayrılığı”, yasama, yürütme ve yargının kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış olması ve “denge-denetim organları”nın var olmasıdır. Böylesi bir başkanlık sistemine bizim de itirazımız olmaz.

Öncülük ettiğiniz “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ise, anayasa hukukçularının ortak kanaatiyle “tek adam rejimi”dir.

86 milyonluk bir ülkenin devasa “meslelerinin çözümünü tek kişiye bırakmak” aslında, Sayın Cumhurbaşkanı’na da milletimize de büyük haksızlık etmek anlamına gelmektedir.

Ne yazık ki, vaad edilen parlak bir gelecek karanlık ufuklara dönüşmüştür.

Sayın Genel Başkan;

Bu mektubumuzu kaleme aldığımız saatlerde, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ilk gençlik yıllarından beri yakın arkadaşı, siyaset yoldaşı Metin Külünk Bey’in sosyal medyada bir anda binlerce yorum yapılan tesbitleri yayımlandı.

Sayın Külünk şöyle demektedir:

"1. Kalkınma göstergelerinin en önemlileri halkın mutluluğu ve refah seviyesidir.

Özellikle dar gelir grubu ve orta sınıfın refahı ekonomi yönetiminde temele oturtulmalıdır.

Ekonomi bürokratlarının ne hikmetse ilgisini çekmeyen bu alana acilen dokunulmalıdır.

2. Türkiye'de en az kazanan ile en çok kazanan arasındaki fark 23 kattır.

En tepedeki %10'luk nüfus toplam gelirin yaklaşık %55'ine sahipken, en alt %50'lik nüfusun toplam gelirden aldığı pay %12'lerdedir.

3. En üstteki %10'luk kesim toplam servetin %67'sine sahipken, en alttaki %50'lik nüfus toplam servetin sadece %4'üne sahiptir.

Acaba ekonomi yönetimi bu tabloyu okuyor mu?

Bürokratlar bu tablodan haberdar mı?

4. Sürekli büyüme rakamı açıklayarak sokağın gönlünü almak mümkün mü?

Çünkü sokağa indiğinizde büyümeyi hissedenlerin çoğunun %10'luk dilime sahip kesim olduğunu görüyoruz.

Mevcut politika ve tercihler alt ve orta gelir grubundan daha çok %10'u mutlu ediyor.

5. Burada dikkat. 15 Temmuzda sokağa inenlerden kaç tanesi %10'luk gruptaydı?

Ak Parti iktidarlarını 20 yıl boyunca omuzunda taşıyan daha çok hangi gruplardı?

Büyüme rakamları açıklandığında sokak neden tepkili?

6. Kamu bankaları acilen asli vazifelerine odaklanmalıdır.

Esnaf, sanatkâr, KOBİ, çiftçi, öğrenci, işçi, memur gibi kesimlerin ihtiyaçları için kurulmuş olan Kamu Bankaları milli kaynakları millet lehine kullandırmalıdır.

İnşaat sektörüne kaynak aktarımı minimize edilmelidir.

7. Betona gömülen paradan vatandaşa bir pay düşmüyor.

%10'luk kesime verilen krediler %50'lik kesimin refahını artırmıyor.

Dar bir elit kesim servetine servet katıyor.

Bu düzeni baştan aşağı değiştirmek zorundayız.

Sokağı duymayan, sokağı görmeyen teknokrat akıl sorgulanmalıdır.

8. 2023 yolunda ilerlerken en kritik alan olan ekonomide kaynakların betona, holdinglere ve büyük şirketlere akıtılmasının önüne geçilmeli ve halkın refahına odaklanılmalıdır.

Türkiye'nin büyüme sorunu yok diyerek bu işin içinden çıkılamaz.

9. Odak noktası halkın sofrası ve geçimi olacak bir politikayı benimsemek ve geç olmadan acilen bunu duyurmak ve uygulamak mecburiyetindeyiz.

Unutmayın elit kesimler her devirde yolunu bulur.

Ancak tabanın büyük kısmını oluşturan dar ve orta gelir grubu Türkiyemizin Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde verdiği büyük mücadelenin omurgasıdır 15 Temmuz mitinglerinde bu omurga dimdik ayakta elitler ise perde arkalarında idiler.

10. Omurga ne kadar sağlam ve sağlıklıysa beden de o kadar sağlam ve sağlıklı olur.

Omurgayı ihmal eden teknokratik aklı sorgulamak ve ülkenin kredi kaynaklarını dar ve orta gelir grubuna kanalize edecek düzenlemeleri hayata geçirmeliyiz."

İktidarın “en sıkı taraftarları”ndan biri olarak Sayın Külünk bile hükümetin ekonomik politikalarını yerden yere vurmakta ve Türkiye gerçeğini bütün açıklığıyla gözler önüne sermektedir.

Böyle bir zamanda, partimiz MHP sözcülerinin iktidar sahiplerine aklın ve bilimin ışığında bir ekonomi politikası tavsiye etmek yerine hükümetin bu çıkmaz politikalarına “sonsuz ve şartsız destek” açıklamalarını, zât-ı aliniz de “akla ziyan” bir husus olarak görmüyor musunuz?

Bu Türkiye gerçeğini “açık sözlülükle ortaya koyan” Sayın Metin Külünk değil de bir MHP’li olsaydı, -büyük ihtimalle- anında “kesin ihraç talebi” ile MHP Yüksek Disiplin Kurulu’na sevkedilir ve daha önceki örneklerde olduğu gibi partiden atılırdı.

Sayın Genel Başkan;

Siyaset; bilgi gerektiren bir güçtür.

Neyin bilgisi? İnsanın, insan olma imkânlarını insana sunma bilgisi. Bu imkânları yönetme, hazırlama, dağıtma gücünün bilgisi. Gerekli kaynakları, hakça sunma bilgisi.

Siyaset; alt-yapı, toplum ve ekonomi kaynakları ile ilgili bir yöntemdir. Bu kaynakları topluma sunma şeklinin bilgisidir; bunun yönetim becerisidir.

Siyaset; bir kültürdür, bir inceliktir, bir edep yönetimidir. İnsanların cevherindeki inançla, sanat, bilim, düşünce ile ilgili kabiliyetlerini uygulamaya geçirebileceği ortamı hazırlama becerisidir.

Siyasetçi; yetkisini milletten alır yaptıklarının ya da yapamadıklarının hesabını da millete vermek zorundadır.

Siyasetçi; halkının genel duruşundan ve sağduyusundan uzak kalırsa halkına karşı yabancılaşmak tehlikesiyle karşı karşıya demektir ki, bu da temsil yetkisi konusunda tartışmalara sebebiyet verecektir.

Bugün, milletimizin büyük çoğunluğu fakr-u zaruret içindeyken yönetim erkini elinde tutan “bir avuç mutlu azınlık” zümrenin görgüsüzce sergiledikleri “israf ve konforlu hayatlar” vicdanları sızlatmakta ve mazlumların ahı arş -ı alaya yükselmektedir.

İzin verirseniz, geçtiğimiz yüzyılda yaşanmış bir siyasi ahlak numunesinden bahsetmek istiyorum.

1.Cihan Savaşı yıllarında millet “yokluk ve sefalet” içerisindedir, özellikle İstanbul’da değişik bitki tohumlarının karışımından yapılan “kara ekmek” halka karne ile verilmektedir.

Şehit Talat Paşa, sadrazamlık makamındadır. Akşam evinde sofraya oturduğunda eşi ve yaşlı annesiyle beraber onlar da “kara ekmek” yemektedirler.

Bir akşam, sadrazamı evine ziyarete gelen İaşe (Gıda) Bakanı İsmail Hakkı Paşa, Sadrazam’ın sofrasında “kara ekmek” olduğunu görünce irkilir ve Talat Paşa’nın şoförüne, yarın kendisine gelmesini işaret eder.

Ertesi akşam Talat Paşa sofraya oturduğunda, sofrada beyaz ekmekler olduğunu görür ve durumu anlar, şoförünü çağırarak:

“Bir torba getir ve bu beyaz ekmekleri torbaya koyup Nazır Paşa’ya götür ve selamımı söyle. Benim milletim hangi ekmeği yiyorsa, ben de onu yerim. Bu beyaz ekmekleri, hastanelerde tedavi gören savaş gazilerimize göndersin.” der. (Talat Paşa / Hüseyin Cahit Yalçın / Ötüken Neşriyat / İstanbul).

İşte, Sayın Genel Başkan, yaşanan ekonomik sıkıntılar karşısında milletimize sabır tavsiye edenlerin günlük hayatlarında bir Talat Paşa ahlakını sergilemelerini beklediğimizi hatırlatmak isteriz.

Ancak böyle bir ahlaki tavır karşısında milletimize yapılan “sabır tavsiyeleri” anlam kazanır.

Aksi ise, riyakârlıktan başka bir anlam taşımaz.

Devam edecek …

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.