Bazı tarihler vardır, çakılır kalır insanın ya da insanlığın zihin dünyasına…
15 Temmuz da işte böyle bir tarihtir: Tıpkı, 27 Mayıs gibi, 28 Şubat gibi…
15 Temmuz 2016!.. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin var olma ya da yok olma savaşını yaşadığı günlerden birisi olarak yerini almıştır tarihin sayfaları arasında…
"15 Temmuz'da yaşananlar, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına yönelmiş bir saldırıdır.
15 Temmuz milletimizin; bağımsızlığına, demokrasisine ve istiklaline canı pahasına sahip çıktığı tarihî bir direniştir.
Şimdi bütün mesele şudur: 15 Temmuz’dan ders alıyor muyuz?
15 Temmuzlarda yazılı ve görsel basın, medyası, sanal alemi vb bütün imkânlarıyla 10 yıl önce 15 Temmuz 2016’da yaşanan olayları taşıyorlar sayfalarına ve ekranlarına…
Şimdi 15 Temmuzun Türk Milleti açısından önemini anlamak için tarihi perspektiften bakmaya çalışalım konuya:
Ataların sözlerini dinlemek, onların öğütlerini unutmamak ve çağa uyarlamak görevi düşüyor bizlere:
İşte, en eski atalarımızdan Göktürk Kağanı, Orhun Âbidelerine / taşlara yazdıran Bumin Kağan’ın ikazları/önerileri:
“Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, aldatıcı olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş. Çin milletine beylik erkek evlâdını kul kıldı, hanımlık kız evlâdını cariye kıldı. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutarak, Çin kağanına itaat etmiş.
“Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş. Türk milleti yine Çinlinin tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin!”
Şimdi düşünme zamanı… O günün Çin devleti yerine günümüzde hangi devletin ya da devletlerin isimlerini yazmak gerektiğini siz değerli okurlarıma bırakıyorum.
İstiklâl Marşı şâirimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu sözlerine ne demeliyiz ki!..
“Geçmişten adam hisse kaparmış...
Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; .
İbret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”
Biz Türkler tarih boyunca 16 imparatorluk, 48 devlet kurduk diyorsak; bu cümleyi tersinden okuduğumuzda bu sefer de 16 imparatorluk ve 48 devletimizin şu ya da bu nedenlerle yıkılışı gerçeğiyle yüzleşiriz…
Gelelim, Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e… Gençliğe Hitabesi’nde neler söylediğine bakalım:
“…..İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
…. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur…”
Sosyal bilimlerin, fizik, kimya gibi deneyli bilimlerin laboratuvarı yoktur. Doğrudan yaşanan olayların kendisi laboratuvardır.
Türk Milletini 15 Temmuzlara getiren süreçleri iyi okumalı ve aynı hataların tekrar yaşanmaması için tarih aynasına bakmak ve hatalarımızla yüzleşmek aynı hatalara düşmemek için tarihten ders almak durumundayız.
İşte bu noktada gerek Bumin Kağan’ın, gerek Mehmet Âkif’ın gerekse Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle bizlere olan ikazları birer laboratuvar sonucu hükmündedir.
Son söz: Atatürk’ten olsun…
“Ne mutlu Türk’üm diyene!..”
GÜL/AYDIN… SEVGİLERİMLE…