Alimin ölümü âlemin ölümü-3

Efendi BARUTÇU

ŞAHSİYETİ VE MÜCADELESİYLE BİR ÖRNEK DAVA ADAMI PROF. DR. MUSTAFA KAFALI

 “İnsanlar vardır ay gibi parlar, güneş olur dünyanızı aydınlatırlar, karanlık gecelerde parlak yıldızlar misali pusula gibi yol gösterirler. İnsanlar o yıldızlara bakarak yollarını, istikametlerini bulurlar. Onlarla yolunuz kesişince çerçevenizi bulur, bu insanların yolunda yürürseniz aydınlığa çıkarsınız. Rahle-i tedrislerinden geçerseniz kendinizi tamamlarsınız.”

“Yine insanlar vardır, ulu çınarlar misali, ona yaklaşmaya başladığınızda ne kadar heybetli olduğunu görürsünüz. Bu heybeti sadece boyundan posundan değil duruşundan, vakarından, ilmi ile amil yaşayışından, her şart altında hakk ve hakikatin savunucusu oluşundan müstesna ahlâk ve karakterinden kaynaklanmaktadır.”

“12 Eylül öncesinin çok meşakkatli ve zor yıllarında adına ‘öğrenci olayları’ denilen ama aslında Türk milletinin ve devletinin bekasını hedef alan kavga günlerinde gençliğe yol gösteren gençliği eğiten kutup yıldızlarından birisi de merhum Mustafa Kafalı Hocamızdı. Bu insanlar Ankara’da, İstanbul’da, Erzurum’da Türkiye’nin tüm şehirlerinde şahsen tanımayanlar için de ideal hocalar, dava büyükleriydi.

“Bir taraftan üniversitelerde ilimle uğraşıp genç tarihçiler yetiştirirken diğer taraftan memleket meselelerine kafa yorup kavga günlerinde tavır almak her babayiğidin harcı değildir şüphesiz. Solun hakimiyeti altındaki üniversitelerde ‘Milliyetçi-ülkücü’ fikri savunmak pek akıl kârı görülmese de Mustafa Kafalı Hoca ve eşi Sevgi Abla bir adanmışlık duygusuyla o bayrağı hep yükseklerde tutmaya çalıştılar.

12 Eylül’ün cellatlarının Türk milliyetçilerini bir silindir gibi ezip geçtiği o karanlık günlerde, Kafalı Hoca ülkücü gençlik için bir ümit ışığı, adeta, ikinci Ergenekon’un rehberi bozkurt idi.

12 Eylül askeri darbesinin Türk milliyetçilerinin üzerine bir kâbus gibi çöktüğü karanlık günlerde sıkıyönetim mahkemelerinde yargılananların, arandığı için kaçak duruma düşenlerin, tutuklu yakınlarının ilk kapısını çaldığı evlerden biri Kafalıların evi olmuştu. Kafalı Hoca bir tek kişiyi idam sehpasının gölgesinden kurtarabilmek için hapis yatmayı göze alıp gerekli teşebbüslerde bulunmaktan çekinmedi. Yurtdışına çıkmalarına yardımcı oldu, muhtelif evlerde saklanmalarını sağladı. O dönemde zor şartlar altında çıkarılan haftalık dergilerde yazı yazması veya abone olması teklif edilen bazı zevat ‘657 sayılı yasaya göre memur oldukları’ gibi sudan bahane ve mazeretlere sığınıp uzak dururlarken Kafalılar, bu dergilere korkusuzca yazılar yazarak mazlumlara ümit ışığı oldular.”

Merhum heybetli görüntüsünün arkasında son derece verici, kucaklayıcı ve sevgi dolu bir insan, Türk tarihi, coğrafyası ve kültürü konusunda bir hazineydi ve bunları çevresindekilere öğretmek için uğraşan bir hocaydı.

“Değerli ilim adamı, ağabeyim, Mustafa Kafalı, işte o ay gibi parlayan, ilmiyle güneş gibi aydınlatan “müstesna şahsiyetiyle” yıldızlar gibi yol gösteren, milliyetçi ilim adamlarımızın başında gelir.”

BİR ABİDE ŞAHSİYET;    

“Şahsiyet sahibi olmak, ahlâk ile kazanılan bir mücadeledir. Ahlâklı olmak ise her şeyden önce ‘cesaret’ ve ‘dirayet’ de gerektiren, oldukça muhataralı bir inşa sürecidir. Çünkü bir ahlak içinde bir şahsiyet inşa etmek ve icapları hususunda kararlı olmak dünyanın her yerinde, tarihin her devrinde ‘mütehakkim statüko’ mensupları tarafından bir ‘tehdit’ olarak algılanmıştır.”

Mustafa Kafalı Hocamız da bu ahlak, inanç, ideal ve ülkü içinde yoğrulmuş; vatana, millete sahip çıkmak için hiçbir şeyden çekinmeden hayatını bu yolda amade kılmış bu “abide şahsiyet”lerdendi. O, Türk-İslam fikrinin cihanşümul bir dava olduğunu yazan, anlatan ve aydınlatan, tarihi bir bilgeydi. Duruşu, tavrı ve edasıyla insana güven veren müstesna bir kişiliğe sahipti.

“Genç nesillerin Mustafa Kafalı Hoca gibi, milli şahsiyetlerin elinde yoğrulma imkanını bulmasını tarih ve talihin bu nesillere bahşetmesi olarak görmek lazımdır. Bu insanlar yeni nesiller üzerinde daha tanışmadan bile büyük tesirler icra ediyorlar. Onların dünya, kainat, insan, din, millet, yaratılan, yaratan hakkındaki düşüncelerinin sağlıklı bir istikamet kazanmasında önemli roller oynuyorlardı.  Zira Kafalı Hoca bizzat yüksek Türk kültürünün bütün değerlerini üzerinde taşıyan abide bir şahsiyetti… Bir ayağı tarihte ve bir ayağı gelecekte, geçmişin ve çağın kıymet hükümlerini kavramış, yaşamış, yeni nesillere örnek olmuş, her insana değer veren ve onları yüce Allah’ın bir emaneti olarak gören bir abide şahsiyetti.

“Kimliksiz bireylerle, fikri sefalete düşmüş bir düşünceyle, toplumsal cinnete mahkûm edilmiş bir yapıyla mücadele ederken ömrü boyunca hep dik durmuş, sadece âlemlerin Rabbine kulluk şuuruyla hareket etmiştir. Hiçbir dünyalık için, mevki-makam için, hiçbir faninin önünde eğilmemiştir.”

“Sağ partilerin iktidarlarında devlet imkânlarından yararlanıp, durumunu sağlamlaştırıp makam-mansıp sahibi olmak yerine Türk milletinin meseleleriyle dertlenip, milletimizin geleceğini emanet edeceği talebelerin milli tarih şuuru doğrultusunda yetişmesine ağırlık vermiştir.”

Hak bildiğini hangi ortamda olursa olsun yüksek bir medeni cesaretle söylemekten çekinmemiştir. 

Mustafa Öztürk yazıyor: “Kafalı Hoca, bizim kuşağın, yani 1940’lı yıllarda doğanların en çok sevip saydığı abide şahsiyetlerden biridir. Onu önce milliyetçi dergilerdeki yazılarıyla tanıdık; sonra adı bir destan kahramanı gibi dilden dile söylenmeye başladı.

TÜRKLÜĞÜYLE GURUR DUYAN BİR İNSAN VE TÜRKLÜĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

Sevgi Kafalı Abla anlatıyor: “Kafalı Hoca bazı geceler uyuyamaz, yan odaya geçerdi. Ben de yanına gittiğimde görürdüm ki önünde Türkistan haritası bir yandan sigarasını derin derin çekerken, öbür yandan da o koca insan sarsılarak ağlayıp esir Türk Dünyasının haline gözyaşı dökerdi. Bazı geceler de beraberce ağlardık.”

“Kafalı Hoca, Türk milletinin inançlarında ne kadar samimi olduğu, Allah’a ne kadar derin bir bağlılık duyduğu konusunda pek çok misal anlatır. ‘Yarın bir gün, yüce divanda şehitler topluluğu ile karşılaştığımızda büyük kısmıyla Türkçe konuşacağız.’ gibi örneklerle bu milletin Allah yolunda nasıl bedelsiz fedakarlıklar yaptığını öyle çarpıcı anlatır ki tayy-i mekan ederek bir anda sizi alıp bir yerlere götürür.”

Mustafa Kafalı Hoca “Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesi” kitabında “Türkleşme bir anda başlayıp biten bir süreç değildir; “Anadolu’da Türk Nüfusu ve Kültür Yapısı” başlıklı tebliğinde, “Biz kültür milliyetçisiyiz. Vatanımızın mensuplarının bir ecdaddan geldiği inancını temel mefkûre olarak alan insanlarız. Bin yıl önce Türkistan’dan gelen bir ecdadın torunları olduğumuza inanıyoruz. Hani deseniz ki üç dört nesilden ecdadınızı bilir misiniz? Bilmeye gerek yok. Ama ben o ecdadın torunu olduğuma inanıyorum ya, mühim nokta budur..

Derslerinde Allah’ın Türk milletini sevdiği ile ilgili öyle örnekler verirdi ki, insanı derin düşüncelere sevk ederdi. İstiklal Harbi’nden sonra cephede evlatlarının büyük kısmını kaybetmiş bu milletin 1950’li yıllara kadar doğan çocuklarının büyük kısmının erkek olması ve memleketteki kadın-erkek dengesinin sağlandığını duyduğunuzda derin düşüncelere dalmamanız mümkün değildir. Bu ve benzeri yüzlerce örnek Kafalı Hocayı dinlerken tarihin derinliklerinde uzun bir yolculuğa çıkardınız.

Kafalı Hoca öğrencilerinin ve dostlarının gözünde dünya Türklüğünün timsaliydi. Anadolu, Rumeli, Kırım, Kafkas, Türkistan, Türklerin yayıldığı her bölgede Kafalı Hocayı görmek mümkündü.

Kafalı Hocanın öğrencilerinden Prof. Dr. Abdülkadir Donuk Hoca: “Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu ve Prof. Dr. Mustafa Kafalı sohbetlerinde bilhassa yıllarca değil asırlarca Sovyet ve Çin mezalimi altında inleyen Türk dünyasının çektiği ızdırabı ve bu iki zalim ülkenin zulmünden nasıl kurtulmaları gerektiğini ifade eden reçetelerini hayranlıkla ve bazen de üzüntüyle dinleyerek yeni yeni bilgiler öğrenmeye çalışıyor idik.” demektedir.

Biz bir devrin milliyetçileri için Dış Türkler bir sevda idi; Sovyetler Birliği’nin dağılmasından hemen sonra merhum Turan Yazgan Hocanın düzenlediği Türkistan seyahatinde Azerbaycan’a gidildiğinde Azerbaycan Türklüğünün bağımsızlık mücadelesinin bayrak ismi Elçibey’le Mustafa Kafalı Hocanın kucaklaşmaları iki Türk topluluğunun yetmiş yıllık dinmeyen hasretinin vuslata dönüşünün çok anlamlı bir sahnesini oluşturuyordu. Hiçbir yakınlık o kucaklaşma kadar derin, dolu, hisli ve anlamlı değildir. İdealistlerin kucaklaşması başka şeydir. Bütün bir hayatın manasıyla birleşirler. Bütün bütüne o kavuşmada ifşa edilirler. Bunun için çok özel anlardır.

İlk gençlik yıllarından beri esir Türklerin kurtuluşu için mücadele etmiş Mustafa Kafalı Hoca da, Demir Perdenin yıkılmasından sonra Türklüğün yeniden ayağa kalkışının başlangıcını teşkil eden beş Türk cumhuriyetinin bağımsızlığına şahit olan bahtiyarlardandır.

O yıllarda birçok fotoğraf karelerinde Kafalıları, Kırım Türklüğünün efsanevi lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’yla, Çeçenistan’ın şehit kahramanı Caher Dudayev’le, Türkistan coğrafyasının büyük şair ve yazarlarıyla, Batı Trakya Türklüğünün şehit lideri Dr. Sadık Ahmet’le birlikte görürsünüz.

Kafalı ailesi hemen her gün yurt içinden veya dışından Türklük sevdalısı misafirleri ağırlarlar; sohbet koyulaştıkça artan sigara dumanı içerisinde gelecek tasavvuru yapılırdı. Kırım, Ahıska, Gagavuz Türklerinin vatan kaygıları, Azerbaycan ve diğer Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlık meseleleri ve Türkiye’nin tutumu vs. gibi konularda kafa yorulur, çözümler üretilirdi.

… Türk kimliğinin tarihi ve sosyolojik portresini derinlemesine analiz yeteneğiyle, standart aydın tavrına karşı, milli kültürün imkânlarını ve üstünlüğünü, asli değerlerimizi yeniden inşa etmeyi başarmış ve bu manada kamuoyu oluşturmuş bir vatanseverdir.”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.