Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı dosyası!

Metin AKOĞLU

Muhalif Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı vize almak için Washington’daki Suudi Arabistan Büyükelçiliğine başvurur. Orada kendisine vizeyi İstanbul’daki Suudi Konsolosluğundan alabileceği söylenir (adeta talimatlandırılır). 

Kaşıkçı, 2 Ekim 2018 tarihinde vize almak için İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğuna girer ve bir daha kendisinden haber alınamaz. Suudi Arabistan’dan gelen ve aralarında Suudi İstihbarat yetkililerinin de bulunduğu bir ekibin, Kaşıkçı’yı sorguladıktan sonra öldürdüğü iddia ediliyor.

Cinayet ülkemizde işleniyor. Ses kayıtları var diye haber yapılıyor. 15 katliamcı Arabistan’dan geliyor ve devletin hükümranlık sahasındaki X-Ray sistemlerinden operasyon teçhizatı ile geçiyorlar, adamı boğazlayıp kesiyorlar, sonrasında da asit ile eritip çekip gidiyorlar. 

Bu kadar kolay mıdır yabancı bir ülkede; bilerek, isteyerek, planlayarak operasyon yapmak.

“Rabıta”dan beri devletimiz içinde örgütlendiklerini söylersek yanlış yapmış olmayız.

Operasyonda kullanılan malzemeler Atatürk Havalimanından nasıl içeri girdi/çıktı bilen var mı?

Buna dair bir soruşturma da duyulmadı.

Suudi Arabistan Krallığı İstanbul Başkonsolosluğu'na 2 Ekim 2018'de girdikten sonra bir daha kendisinden haber alınamayan ve daha sonra öldürüldüğü ortaya çıkan gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın katledilmesine ilişkin 26 sanıklı davada, Adalet Bakanlığı'nın olumlu görüşü üzerine İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, dosyanın Suudi Arabistan'a devrine karar verildi (7 Nisan 2022).

Dosya çöllerde…

Devlet, Amerikalı yetkililere gizli kayıtları dinletmek suretiyle bunun bir Suudi cinayeti olduğuna ikna etmeseydi, dünya âlem Türkiye’yi suçlardı.  

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cinayetin ardından İstanbul'da gerçekleştirilen Kudüs Platformu İkinci Konferansı'nda Suudi Arabistan’a sert sözlerle yüklenmişti.

Kaşıkçı konsoloslukta alçakça şehit edildi” diyen Erdoğan, “Kaşıkçı cinayetinde Suudi Arabistan bizden belgeleri almak istedi. Belgeleri dinletiriz ama vermeyiz, bir de bunları yok mu edeceksiniz. Ses kaydında üst düzey asker açıkça ‘Ben kesmeyi iyi bilirim’ diyor. Bunlar dünyayı enayi zannediyor, insanları enayi zannediyor. Bu millet enayi değil, hesabı sormasını bilir” ifadelerini kullanmıştı.

O günlerde kozu eline geçirmiş olan ABD Başkanı Trump, Suudi Arabistan’a tarihin (110 milyar dolarlık) en büyük silah satışını yaparak suçu görmezden geldi.

Joe Biden’ın Beyaz Saray’a yerleştikten sonra yaptığı ilk işlerden biri gizli belgeleri açıklayarak cinayetin, Veliaht Prens Muhammed Bin Salman’ın bilgisi altında işlendiğini doğrulamak oldu.

ABD, İstihbarat elemanının öldürülmesini haraç alarak konu etmeyeceğini göstermiştir. Krallığı kesin olan Suudi prens (azmettirici olduğuna/olmadığına göre) ve ona alternatif olacak mahdumla da ne pazarlıklar yapıldığını bilmek mümkün değil. ABD, dünya kamuoyu önünde bu konuyu tartıştı ve veliahdı uyutmadı.

Kimin kral olacağını Amerikalılar karar vermiyorlar mı?

Görüyorsunuz kazanan hep ABD oluyor.

Kedi gibi!

Bir davanın, dava dosyasının, davaya ait alınabilecek kararın failine bırakılması hukuk tarihinde bir ilk olmalıdır.

Peki bu dosya neden bu günlerde kapatıldı.

Ne adına?

Siyasal İslam’ın hamisi Suudi yöneticilerini mutlu etmek adına.

19 yıl önce ABD vatandaşı Amerikalı Barış Aktivisti Bayan Rachel Corrie, Filistin’de tanıştığı dostu eczacı Samir Nasrallah’ın evini yıkmaya çalışan İsrail dozerine direnirken ezilerek öldürülmüştü.

Vehhabilerin can dostu İsrail’de mahkeme bile kurulmadı.

Başta ABD ve bütün dünya seyretti…

Amerikalı kız, Filistinlinin evinin yıkılmaması için kendini feda etti. Bunun insanlık adına bir değer, bir onur olduğunu bildikleri halde tek bir satırlık açıklama gereği duymadılar.

Niçin?

İşin içinde Filistin ve Filistin halkı olduğu için.

Niçin?

Filistin’den nefret eden İsrail ve Arap ülkelerini küstürmemek için.

Kendi vatandaşına sahip çıkmayan, istihbarat elemanı Kaşıkçı’ya mı sahip çıkacak?

Onun da kanı Amerikan’ın elinde kaldı.

Potamac nehrinin sularında ellerini yıkadılar bile…

İngiltere hesabına casusluk yaptığı iddiasıyla Rus İstihbaratı tarafından zehirlendiği belirtilen Sergey Skripal ve kızı (ki yaşamlarını sürdürüyorlar) için dünyayı ayağa kaldıran ABD ve İngiltere, Rusya’ya karşı ekonomik ambargo uygulamaya kadar gitmişlerdi…

Bu çerçevede BAE’lerine yapılan ziyaret sonrası, İsrail’le aranın düzeltilme çabalarını çok cesurca buluyorum.

Şimdi de Suudi Arabistan’la bir ara dibe vuran ilişkiler, Kaşıkçı cinayeti davası üzerinden yapılan pazarlıklarla mı düzeltilecek?

Eğer bu pazarlıklar yapıldıysa, siyasi ve ekonomik yarar boyutu da düşünülmüş olmalıdır.

Tam da krizin en derin yaşandığı bir dönemdeyiz ve seçim de yaklaşıyor.

Mısır Büyükelçimiz yola çıkmak üzere;

Mursi cezaevine konulunca, yeni Başkan Sisi için de çok ağır ifadeler kullanılmıştı.

Bu nedenledir ki Suriye ile de benzer bir ilişkinin kurulabileceğine olan inancımı koruyorum ve bunu hepsinden daha önemli buluyorum.

Lübnanlı bir gazeteciye mülakat veren Suudlu bir yetkili, Kral Salman’ın Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’a Bayram Namazını Mekke’de birlikte kılma çağrısı yaptığını söylüyor. Gördüğünüz gibi hızlı bir gelişme yaşanıyor.

Ukrayna-Rusya çatışmasında elde edilen haklı prestij ile birlikte Sayın Erdoğan’ın, iç politikada bir ivme kazandığı görülüyor. Arap ligi ile barışma süreci ile birlikte kredi muslukları da açılırsa ivme daha da artabilecektir.

6’lı muhalefetin iktidar olabilme olasılığı elbette yok sayılamaz. İşin sahibi Türkiye Cumhuriyeti seçmenidir. Karar onundur. O belirleyecek.

Bu olasılığı Amerikalılar ihtiyatlı yaklaşıyor olacak ki Erdoğan’ın yönettiği Türkiye’ye F-16 satışına onay vereceklerini söylediler (daha önce defalarca reddedilen bir konuydu). Fırat’ın Doğusunda Türkiye’ye sürekli maraza çıkaran, ambargo uygulayan, Dedeağaç’a bin tankı yerleştiren onlar değilmiş gibi davranış sergiliyorlar.

Yakında Patriot Bataryaları da vereceğiz derlerse de şaşırmayın.

Nasıl denir?

Kafalarına taş düşmüş olabilir mi?

Bütün bunlar Erdoğan’ı oyun planının içinde görme eğilimi/zorunluluğu olarak gördüklerine inanıyorum ve Rusya’ya, bulunulan pozisyondan daha fazla yakınlaştırmamak olarak okuyorum.

ABD, Türkiye’ye yeniden yanaştıysa, bu sadece Ukrayna siyaseti nedeniyle değil, bu manevralar nedeniyle de;

Dostluk yoktur, ülkelerin çıkarları vardır demiyorlar mıydı?

Biz de milli çıkarlarımızı korumayı becermeliyiz artık;

Dosyayı hep birlikte kapatalım mı?

Olay bizim topraklarımızda olmuş. Bütün deliller burada toplanmış. Adalet, bu topraklarda tecelli edecekken vekil tayin ettik.  Yarın bir başkası da Finlandiya, Çin konsolosluğunda öldürülürse yine aynı mı olacak?

Yapanın yanına kar kalmadı mı?

Suudi Arabistan’a milyarlarca dolarlık silah satanlar sesini kesmişti.

Biz neyi sattık?

Nerede kaldı evrensel hukuk ilkeleri?

Nerede kaldı kamu vicdanı?

AKP milletvekilinin evinde ölü bulunan Özbekistanlı kız Nadira Kadirova’nın dava dosyasını da Özbekistan’a iade etmeyi düşünüyor musunuz?

Yapmazsınız. 

Çünkü oradan mama gelmez.

Çünkü onlar, Vehhabiler kadar zengin değiller.

Onların zenginlikleri Türk olmalarıdır!

AYM'nin önceki Başkanı Sayın Haşim Kılıç'ın sözleri ile yazıya nokta koyalım. "Yargı, gelecek kuşaklara kapanmamış hesap bırakmaması gereken bir güçtür."

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (7)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.