3 Şubat 2026 Atatürk’ün Aydın’ı: 4 Şubat 2026 günü de Denizli’yi ziyaretleriyle onurlandırdığı 3-4 Şubat 1931’in 95. Yıldönümü idi.
3 Şubat günü nasıl Aydın’da şanla şerefle ve coşkuyla kutlandıysa, bugün de 4 Şubat günü Denizli’mizde aynı şekilde şanla şerefle ve coşkuyla kutlanmaktadır.
Bu gezi Ata’mızın, 23 Aralık 1930’da Menemen’de yaşanan tatsız olayların ardından, belli bir plân dahilinde "Büyük Ege Gezisi" olarak bilinen programı çerçevesinde gerçekleşen bir gezidir…
4 Şubat 1931 Çarşamba günü sabahleyin 8.10'da Aydın’dan hareket eden özel tren, Ata’yı aynı gün saat 13.00'te Denizli'ye getirmiştir. Atatürk’ün Bu ziyaretlerinin asıl anlamı Menemen’de yaşananların ardından bizzat Atatürk’ün Ege insanının yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılığını görmek istemesiyle gerçekleşmiştir.
Aydın Valisi Yakup Canbolat törende yaptığı konuşmasında, Kurtuluş Savaşı’nın ve Atatürk’ün liderliğinin Türk milleti açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek şunları söylemiştir:
“Bu anlamlı günde Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal’i bir kez daha minnet, şükran ve rahmetle anıyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türk milleti tarihin gördüğü en şanlı zaferlerden birini kazanarak, bayrak, vatan ve hürriyet aşkını tüm dünyaya göstermiştir. Milletimizin verdiği bu onurlu mücadele, bir milletin var olma iradesinin eşsiz bir timsali olmuştur…"
3 Şubat 2026’da Atatürk’ün Aydın’ı ziyaretlerini kutlarken 27 Mayıs 1919 Salı Günü, Yunan kuvvetlerinin Aydın’ı işgal edişini, devamında da işgalci Yunan ordularının, Aydın’ı işgal edişini üç yıl, üç ay boyunca 7 Eylül 1922 günü kurtuluşuna kadar unutulmaz acılar çektirdiklerini unutmamamız gerekiyor.
Yunan orduları, İzmir’den sonra Aydın ve Nazilli işgallerini başlattığında Denizli bir karargâh ve levazım merkezi konumundadır. Aydın ve Nazilli yöresinden Yunan zulmünden kaçan insanımız Denizli’ye sığınmıştır. Aydın ve Nazilli’de baş gösteren ekmek ve yiyecek sıkıntısı konusunda yöreye ekmek gönderilen yer Denizli’dir.
Bunları neden mi hatırlatıyorum. Büyükmenderes Vadisi, Aydın’ı, Nazilli’si ve Denizli’si ile bir bütündür. Nitekim 9 Ekim 1937’de bizzat Atatürk’ün açtığı Nazilli Basma Fabrikası bir anlamda bu vadinin insanlarını işçi sıfatıyla buluştururken bir diğer yanıyla da sosyal ortamıyla yine vadi insanı için rol model olmuştur…
İşte dün 3 Şubat günü Aydın, bugün de 4 Şubat günü Denizli’miz, Türkiye Cumhuriyetimizin yüz akı şehirlerinden birisi olarak Atatürk’ün teşriflerinin sevinciyle günü yaşamışlardır.
95 yıl önce, toprağa bağlı bir hayat tarzını yaşayan Aydın’ımız ile Atatürk’ün de söylemiyle “Büyücek bir köy” olan Denizli’miz o günden bugüne Ata’sının ilkelerini ve hayata bakış tarzını benimsemiş illerimiz olarak 95. Yılda Atatürk’ün de gurur duyacağı birer il konumuna gelmişlerdir.
Atatürk’ün Aydın ve Denizli ziyaretlerinden dersler çıkarılması gerekiyor bugünlere ve geleceğe dâir… Şöyle ki:
Öncelikle Atatürk’ün mücadeleci kimliğini iyi anlamak gerekiyor. Harp Okulu ve sonrasındaki cephelerde geçen 17 yıllık savaşçı kimliğinin ardından devlet oluşturma konusundaki tavrını anlamak gerekiyor. Annesi Zübeyde Hanım’ın 14 Ocak 1923’te ölüm haberini aldığında Eskişehir taraflarında yaptığı geziyi yarıda bırakmamış iki hafta sonra annesinin kabrini ziyaret edebilmiştir.
Devamında onun bağımsızlık tavrı ve tarzını iyi anlamak gerekiyor. Nitekim dönemin en güçlü devletleriyle yaptığı savaşların ardından bu sefer de Lozan’daki barış görüşmelerini Ankara’dan yöneterek isteklerini kabul ettirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu gerçekleştirmiştir.
29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu dünyaya ilan ve kabul ettirildikten sonra ekonomik ve sosyal kalkınmaya öncelik ve önem verilmiştir.
Diğer taraftan da dünyada gelişen siyasal olayları çok iyi takip eden Atatürk’ün lider kimliği sayesinde Hatay'ımızın 23 Temmuz 1939'da Ana vatanımıza katılışı gerçekleştirilmişti.
ATATÜRK, her şeyden önce ulus devlet oluşumunda Türk Milleti kavramı üzerinde çok yoğunlaşmıştı. Bütün konuşmalarında ve özdeyişlerinde bunu işlemişti. Genölişe Hitabe ile 10. Yıl Nutku onun Türk Milleti’ne olan güven ve inancının en önemlş ve en heyecanlı söylemlerinin belgesidir.
Atatürk’ün yokluklar içerisinde gerçekleştirdiği her türden başarının gerisinde Türk Milleti’ne olan inancı ve güveni vardı…
Günümüzde yediden yetmiş yedi’ye anlaşılması gereken değer budur.
Atatürk’ü seviyorsak, Türk Milleti’ni seviyorsak ve mensubu olmaktan onur ve guru duyuyorsak Atatürk’ün bu özelliklerini kendimize örnek almak durumundayız…
"Ne mutlu Türk’üm!.." demenin gururu ve sevinciyle…
GÜL/AYDIN… SEVGİLERİMLE…