Atatürk’ünü unutmuş bir ülkenin Afganistan açılımı!

Metin AKOĞLU

Yüz yıldır kalbimiz Afganlar için çarpıyor. Afganistan’da bir türlü istikrar ve milli birlik sağlanamadı. Mezhep ve etnisiteye yönelik emperyalist İngiliz oyunu hep galip geliyor. Kaybeden ise Afgan halkı; Ülke, son otuz yılını işgal altında geçirdi ve şimdi bilinmeze yelken açmış durumdalar.

1921’de Mustafa Kemal, 20 özel askeri Afganistan’a yollayarak Afgan ordusuna eğitim verdirmiştir. 1967’ye kadar bu devam etmiştir. Sınıf okunda öğrenci olduğum yıllardı. Afganistan ve Libya’dan subay kursiyerler vardı. ABD bunun olmamasını istemiştir ama o yıllarda ülkeyi yönetenler bu gelenekselleşmiş politikadan taviz vermemişlerdir.

Afganlar, Türkiye için önemlidir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan iki ülkeden biridir.

ABD-NATO, AB, Avustralya ve Yeni Zelanda, yardım edecekleri, demokrasi getirecekleri vaadiyle 20 yıldır Afganistan’ı işgal altında tuttular.

Hollywood yapımı Rambo filmleriyle tüm dünyayı etkilediler ve işgali yıllar önceden meşrulaştırdılar.

20 yılın sonunda Taliban işgalcileri kovmuş gibi gösterilmeye çalışılsa da yapılan bir anlaşma ile İşgalciler Afganistan'dan çekip gittiler.

20 yılın hesaplaşması kapıda, İç savaşa evrilmesinden korkarım.

Çekip gidenler ve bölge ülkeleri Taliban yönetiminin uygulamalarını görmek istiyorlar.

İşgalciler, Afgan halkının yaşam standardının yükseltilmesi ve tarımsal/endüstriyel üretim modellerinin denenip geliştirmesine yönelik hiçbir adım atmadan 20 yılı boşa harcadılar.

O kadar NATO askeri ülkelerine birer/ikişer Afgan halısı götürse Afganistan kadınları ihya olurdu.

Demek ki ABD’nin hesabında kadınların özgürleştirilmesi diye bir plan yokmuş.

Yalancı sahtekârlar.

NATO askerleri tabutlar içinde uyuşturucu taşımayı, izinli veya rotasyon gereği dönüşlerinde, “köylülerin tabaka içinde sardıkları uyuşturucuyu sırt çantalarına yerleştirip ülkelerine götürmeyi tercih etmişlerdir.”

ABD 20 yıl Afganistan'da her türlü sertliği gösterdi.  Yanına da NATO’yu aldı, fakat sıkıyı görünce Biden, Afganistan’daki bütün askerlerini zamanından önce çektiği gibi kendilerine yardım eden Afganları da Türkiye’ye yönlendirme çabasına girişti.

Türkiye başta olmak üzere bölge ve bölge ülkelerine yönelik bir gelecek yazma, yeni bir oyun planı içinde olduklarını görmezden gelmemeliyiz.

Bunun ipuçlarını Haziran ayında yapılan NATO toplantısında görmüştük.

Dışişleri Bakanı veya Dışişleri mensubunun bulunmadığı Biden-Erdoğan zirvesinde, görüşme tutanağı tutulmamış,  devlet görevlisi olmayan bir tercümanın (Bu tercüman da Malezya Büyükelçisi Merve Kavakçının kızıdır.) çevirisiyle görüşme gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmenin resimlerini de ABD Dışişleri Bakanı Blinken basına servis etmiştir.

Tercüman kızın gözü Biden’in üzerindeydi.

Gelecekte nereye sadakat göstereceğini bilmek, görmek isteriz.

Devletimizin arşivine görüşmeye dair bir tutanak girmemiştir.

Neden diye sorarsanız eğer devlet sırrı cevabını alırsınız.

ABD adına görüşmeyi yapan Biden ve ekibinin, görüşmeye dair tutanağın tutulmamış olması asla düşünülemez. Orada devlet kuralları tıkır tıkır işler.

“Acaba Türkiye, Afganistan konusunda ABD’ye bir söz verdi mi? ABD 1 milyon kişiyi Türkiye’ye getirip içinde ABD ve NATO sistemine yıllarca hizmet eden, kendi vatandaşına mermi sıkan işbirlikçi katil sürülerini korumak,  işine yarayanları ABD’ye götürüp diğerlerini Türkiye’de asker olarak mı tutacak?”

Bunları bilmiyoruz.

Gelenlerin büyük çoğunluğu genç ve cepheden gelmiş profilindeler. Cihatçı, DEAŞ’lı, El Kaide militanlarından kaç tanesi sığınmacı adı altında ülkemize giriş yaptığını bilen var mı?

Bunlar, geleceklerini nasıl şekillendirecekler, ceplerindeki dolarlar bittiğinde nasıl bir pozisyon alacaklar. Bütün bu konuların enine boyuna tartışılması gerekmiyor mu?

AB’nin göç ve sığınma terminolojisinde ‘sığınmacılar ilk ayak bastıkları ülkelerde kalırlar’ kuralı vardır.

Kendi elimizle Suriye’yi bu hale getirdik. Sonucunda da Suriyeli sığınmacı akınına yol açmış 'açık sınır' politikası uyguladık. Bu yüzden de 5 milyon Suriyeli sığınmacıya sahip olduk. Suriye ile sınırdaş olmanın doğal sonucuydu bu;

Türkiye'nin Suriye ile sınırı bulunuyorken, Afganistan'la böyle bir şeyin söz konusu olmadığını,  bu durumda, Afgan sığınmacıların Pakistan, İran, Özbekistan gibi ülkelerde kalması gerekirdi.

Neden Türkiye?

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın sadece 300 bin Afgan bulunduğu açıklaması doğru olsa da bu sayı az değil. Biz Suriye’den 5 milyon kişiyi aldık. Sınırlarımızdaki mayınları kaldırdık. Suriyelilere her türlü parayı harcıyoruz. Bizim fakir ülkemiz ki altı yıl evvel 10 bin dolar olan ulusal gelir şimdi 7 bin dolar. Şimdi Türkiye’nin yeni gelenlere bakacak durumu kalmadı. Avrupa Birliği, 70 milyar dolar harcadığımız Suriyeli sığınmacılar için vere vere 5 milyar Euro verdi. 10 yılda bu kadar kişinin Türkiye’deki maliyetleri az bir para değil.

AKP’li Ömer Çelik akıllı bir çıkış yaptı, Türkiye’nin “artık bizim tek bir mülteci alacak durumu yok’ dedi.”

ABD ve NATO'nun Afganistan'dan çekilmesi sayesinde kontrolü Taliban'ın devralmasının ardından bu ülkeden dünyaya yeni bir göç dalgası tedirginliği hâkim. Suriye'de çıkartılan savaş sonucunda yoğun göç dalgasıyla karşı karşıya kalan Avrupa, bu tedirginliğin en fazla yaşandığı coğrafya olurken, olası göçün önünün kesilmesi açısından Türkiye anılmaya başlandı.

Zorda kalan Türkiye; Afganistan'dan yeni göç konusunda 'kırmızıçizgi' çeken bir tutum takınıyor. Tartışmalar, ABD'nin vize onay süreçleri boyunca Afgan sığınmacıların üçüncü ülkelerde bekletilmesi etrafında dönüyor. Ankara, bu yönde Washington'la bir anlaşma yapıldığı yolundaki iddiaları reddediyor.

AB ise Türkiye ile Suriyeliler nedeniyle yapılmış göç mutabakatının Afganlar için uygun olmayacağını söylerken, yeni durumun gözetilerek uygun çözümler bulunmasından söz ediyor.

Merkel, Suriyeliler konusunda sözlerini tam olarak tutmamasına karşın, Afgan sığınmacılar için daha fazla para vermekten söz ediyor.

Ne zaman hayata geçer, yaşayıp göreceğiz.

Bu ülkenin yeniden “kandırıldım, kandırıldık” söylemlerine ihtiyacı yok.

“Sağlam basıcan,  bu hayatta!

Sağlam gidicen bu hayatta!

Sağlamsa Lassa!”

Sonuç;

Atatürk’ün kurmuş olduğu laik sistem; ümmetten Türk Milletinin oluşmasına neden olmuştur. Bizi ayakta tutan millet ve Laik’lik çimentosudur

Afganistan; Peştun, Hazara, Türk, Tacik, Türkmen vs. adı altında etnisite olarak; Sünni, Şii adı altında da mezhepsel olarak can çekişiyor. Bu blokların yapacağı iş; Laik Afgan milletini yaratmak ve o isimle yaşamak olmalıydı.

İşgalcilerin böyle bir hedefinin olmadığı gün gibi açıktır.

Çok çarpıcı bir ülke örneği vermek istiyorum. Barış ve refah içinde yaşarken, Filistinli mültecileri kabul ederek 45 yıldır iç savaş yaşayan Lübnan halkının büyük bir kesimi şimdi şunu söylüyor.

Osmanlıdan sonra bize kötü bir anayasa bırakan Fransa; bizi Sünni, Şii, Dürzî, Hıristiyan Marunî, Arap, Ermeni, Türk diyerek bölerek gitmiş. Oysa bizim Lübnan milleti olmaya ihtiyacımız varmışı yeni keşfettiler.

Laik Türkiye ve Türk Milleti olmanın kıymetini bilelim!

Bizi ayakta tutacak olan da budur.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.