Bir hafta önce 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutladık.
Şimdi sıra 7 Eylül’de.
Aydın’ın düşman işgalinden kurtuluş günü...
Yine protokol yerini alacak, çelenkler konulacak, karanfiller bırakılacak, konuşmalar yapılacak, sosyal medya hesaplarından kutlama mesajları paylaşılacak.
Sonra herkes günlük hayatına dönecek.
Peki, 7 Eylül gerçekten bundan mı ibaret?
Bir şehrin kanla, canla ve büyük bedellerle kurtuluşu birkaç saatlik törene sığdırılabilir mi?
O MEYDANDA BİR ZAMANLAR ÖLÜM VARDI
Bugün Atatürk Kent Meydanı’nda geziyor, kafelerde oturuyor, araçlarımızla geçiyoruz.
Peki kaçımız yaklaşık bir asır önce aynı yerde neler yaşandığını biliyoruz?
Yazar Hüseyin Kuruüzüm’ün günümüz Türkçesine kazandırdığı Asaf Gökbel’in "Milli Mücadelede Aydın" adlı eserinde aktarıldığına göre, Yunan kuvvetleri şehrin önemli binalarına ve minarelerin şerefelerine makineli tüfekler yerleştirmişti.
Bey Camii minaresindeki makineli tüfek, Yörük Ali Efe ve arkadaşlarının ilerleyişini durduruyordu.
Bugünkü Atatürk Meydanı civarında bulunan Sabuca Kapısı Mezarlığı’ndaki mezar taşlarının arkasına sığınan milisler, minareden ölüm saçan makineli tüfeği susturmaya çalışıyordu.
Sonunda Yörük Ali Efe, minaredeki düşmanı tek kurşunla etkisiz hale getirdi.
Makineli sustu, milli kuvvetlerin önü açıldı.
Bugün yaşadığımız şehir işte böyle kurtuldu.
Canla, kanla ve fedakârlıkla...
ŞEHİTLER ABİDESİ BİZE NE SÖYLÜYOR?
1926 yılında şehitlerin hatırasını yaşatmak amacıyla yapılan Şehitler Abidesi’nin kitabesinde şu sözler yer alıyor:
“Ey zair, bu abidenin önünde dur. Vatan için aşk ve rüyalarına veda etmiş kurbanları düşün. 7 Eylül 1338-1922.”
Abide bize aslında tek bir şey söylüyor:
Dur ve düşün.
Ama bugün kaç genç bu abidenin hikâyesini biliyor?
Kaç öğrenci Bey Camii minaresinde yaşananlardan haberdar?
Kaç Aydınlı her gün önünden geçtiği abidenin neden orada olduğunu biliyor?
Bilmiyorlarsa suçu gençlerde aramayalım.
Asıl sorumluluk anlatmayanlarda.
SAYIN YÖNETİCİLER, KALICI OLARAK NE YAPTINIZ?
Valiliğinden belediyelerine, üniversitesinden milli eğitim teşkilatına kadar herkes kendisine şu soruyu sormalı:
Aydın’ın Milli Mücadele tarihini gelecek kuşaklara aktarmak için kalıcı olarak ne yaptınız?
Bir konser için günlerce hazırlık yapılıyor, şehir afişlerle donatılıyor.
Peki neden 7 Eylül’ün ruhunu yıl boyunca yaşatacak bir kent belleği projesi yok?
Daha da önemlisi, Milli Mücadele’de böylesine önemli bir yere sahip Aydın’da neden hâlâ kapsamlı bir Milli Mücadele Müzesi yok?
Festival de olsun, konser de...
Ama bu şehrin çocukları Yörük Ali Efe’yi yalnızca bir cadde isminden, Şehitler Abidesi’ni de sıradan bir kent objesinden ibaret sanmasın.
Çünkü tarih kendiliğinden öğrenilmez.
Anlatılır, öğretilir ve yaşatılır.
BU TOPRAKLAR KOLAY KURTARILMADI
Bu şehir kolay kurtarılmadı.
İnsanlar aç kaldı, evlerini ve sevdiklerini kaybetti, can verdi.
Ama teslim olmadılar.
Rahmetli Dündar Taşer’in dediği gibi:
“Çilesi büyük olanların sevinç ve mutluluğu da büyük olur.”
Aydın’ın çilesi büyüktü.
Bu yüzden 7 Eylül’ün sevinci de büyüktür.
Fakat 7 Eylül sadece kutlama değil, aynı zamanda sorumluluk günüdür.
Bu yıl Şehitler Abidesi’nin önünden geçerken bir dakika durun.
Kitabeyi okuyun.
Ve kendinize şu soruyu sorun:
Biz bu şehitlerin emanetine gerçekten sahip çıkıyor muyuz?
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Yörük Ali Efe ve silah arkadaşları olmak üzere bu toprakları vatan yapan bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
7 Eylül Aydın’ın kurtuluşu kutlu olsun.
Unutmayalım, unutturmayalım.