Aydın’ın “ben yaptımcı”sı

Servet TÖZ

Aydın’da biri var. Kimine göre “kibir abidesi”, kimine göre “yürüyen kibir.” Ama herkesin üzerinde anlaştığı tek bir gerçek var: Bu zat-ı muhteremin evreni, güneşi, ayı ve hatta yüksek dağları bile büyük ihtimalle kendi yarattığına dair derin bir inancı var.

Cümleler hep aynı merkezden başlıyor: Ben.
“Ben yaptım.”
“Ben ettim.”
“Ben olmasam olmazdı.”

Karşısındakiler ise bu büyük dehanın yanında doğal olarak yamak. Sanki herkes aptal, bir tek kendisi akıllı.

Yıl 2001… AK Parti kuruluyor, bu “her şeyi bilen” şahsiyet il başkanı oluyor, ardından da milletvekili seçilip Ankara yollarını tutuyor. Aydın Ticaret Odası Başkanlığı yapmış ya, haliyle kendisini bir anda TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar Komisyonu’nda buluveriyor. Enerji, petrol, sanayi… Ne ararsan var. Zaten bilmediği bir konu da yok!

Derken meşhur “Ceviz Kabuğu” programı… Hulki Cevizoğlu’nun karşısında petrol konuşuyor. Akaryakıt istasyonu sahibi olunca, doğal olarak kendisini petrol politikalarının da dünya çapındaki uzmanı sanıyor. Programa balıklama dalıyor ama çıktığı yer… Rezalet. Sorular geliyor, cevaplar gelmiyor.

Netice? Fırça.
Kimden?
Tabii ki Recep Tayyip Erdoğan’dan:

“Akaryakıt satmaktan başka ne bilirsin de petrol politikası konuşuyorsun?”

Bu zılgıttan sonra bizimki televizyon stüdyolarının önünden bile geçmiyor. Ama kibir durur mu? Durmaz.

Esnaf mı? Onların sorunlarını Meclis’e taşır diye umutlananlar büyük hayal kırıklığı yaşıyor. Efeler’de Tariş arazisine KİPA yapılacak, esnaf karşı çıkıyor. Bizim “milletin vekili”nden gelen cevap ibretlik:

“Ben milletvekiliyim. Ne yani KİPA’ya hayır diye pankart açıp yürüyeyim mi?”

Yani açık tercümesi şu:

Ben milletin değil, sermayenin vekiliyim.

Madencilerle sıkı fıkı, iş takipleri, kulisler… Rant varsa orada. Millet yok, ama rant var.

Bütün bunları bilen Erdoğan ne yapıyor?
Liste dışı bırakıyor.

AK Parti’de herkes iki dönem, üç dönem yaparken, bizim kibir abidesi bir dönemde jübile yapıyor. Hatta kulislerde “Bunu bir daha partiye sokmayın” denildiği bile konuşuluyor.

Ama gel gör ki emeklilik ona göre değil. Şimdilerde ortalarda dolaşıp,
“İki büyük iş başardım” diye anlatıyor.

Bir: Mehmet Erdem’i il başkanı yaptım.
İki: Özlem Çerçioğlu’nun CHP’den istifa edip AK Parti’ye katılmasını sağladım.

Gerçek mi?
Sıfır katkı.

Üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Çerçioğlu’nu tam 75 gün boyunca beklettiğinin bilinmediğini sanıyor. Yani ortada bir başarı hikâyesi değil, başkalarının yürüttüğü bir sürecin üstüne konulmuş bir “ben yaptım” masalı var.

Ama anlatım? Roma’yı da kendisi yakmış olabilir, şaşırmam.

Gökhan Ökten’den sonra Engin Meriç’i il başkanı yapmak için kulis yapıyor, sonra Mehmet Erdem il başkanı olunca yine sahneye çıkıyor:
“Ben yaptım.”

Yetmiyor, Mehmet Erdem’den Engin Meriç’i yönetime almasını istiyor. Yani hem dışarıdan gazel okuyor hem de “benim dediğim dedik” modunda.

24 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Aydın’a geliyor.
Bizim eski vekil, kot pantolonla karşılama kuyruğunda.
Cumhurbaşkanı ne yapıyor?
Bakmıyor bile.

İşte bütün hikâyenin özeti bu.
Kendi yazdığı destana kendi inanan, kendi reklamını kendi yapan, her başarıyı sahiplenen, her başarısızlıkta ortadan kaybolan bir “Ben Yaptımcı.”

Yakında çıkıp,
“Roma’yı ben yaktım” derse…
İnanmayın demem.
Çünkü bu özgüvenle, onu da der.

Zaten siz yazının en başından beri bu “Ben Yaptımcı”, bu “Yürüyen Kibir”in kim olduğunu biliyorsunuz. Evet, adını da koyalım: Ahmet Rıza Acar.

İsim değişir mi? Hayır.
Üslup değişir mi? O da hayır.
Sadece “ben” büyür, etrafındaki herkes küçülür.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.