1136 Sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca sonu çift sayı ile biten yılların Ekim ayında tüm illerde Baro Seçimleri yapılacaktır. Bu arada Mensubu olduğum Aydın Barosu Genel Kurulu 10 Ekim 2026 günü yapılacak ve devamında Baro Başkan ve organları 11 Ekim Pazar günü yapılacaktır. Görev üstlenecek tüm meslektaşlara peşinen başarılar diliyorum.
Baroların görevi avukatı, avukatın özlük hakları ve yararlarını korumakla sınırlı değildir. Yargının asli unsurlarından birinin savunma olması hasebiyle yargısal dengeyi korumaktır.
"Kutadgu Bilig" (Saadet veren Bilgi) anlamında Türklerin İslamı kabul etmesinden sonra ilk yazılı kaynağını Türk Yazın Hayatına kazandıran Yusuf Has Hacip devlet yönetimi ve insan mutluluğunu dört sembolik şahsiyet ve onların temsil ettiği ilkeler üzerinden anlatmaktadır.
Bu eserde adalet, üç ayaklı bir taht olarak anlatılır. Eserin yaklaşımına göre hükümdar Kün Togdı, doğrudan adaleti ve töreyi temsil etmekte ve oturduğu tahtın üç ayağı vardır.
Buradaki temel olgu ise üç ayaklı bir nesne her zaman doğru durur. Ayaklardan biri eğrilip kırıldığı vakit diğer iki ayak kesinlikle dik, doğru ve düzgün kalamaz. Devrilmeye ve yıkılmaya mahkumdur.
Yusuf Has Hâcip bu semboller ile adaletin doğruluk, denge ve birbirini tamamlayan unsurlar üzerine kurulabileceğini anlatmaktadır.
Her ne kadar günümüzden bin yıl önce böyle bir kuram ortaya atılmış olsa da günümüz yargı sistemindeki çıkmazlara ve tartışmalara ışık tutacak bir yaklaşım tarzıdır.
Dört ayaklı bir nesnenin, dördüncü ayağında küçük bir aksaklık olsa ayakta bir şekilde kalabilir. Ancak üç ayaklıda, ayaklardan biri zayıfladığında yalnızca o parça zarar görmez; yapının tamamı dengesini kaybeder ve yıkılır.
Güncel ceza yargılaması hâkim, savcı ve avukattan müteşekkildir. Hâkim karar verir. Savcı kamu adına iddiada bulunur. Avukat ise savunmayı temsil eder.
Elbette bu makamların görevleri, yetkileri ve hukuki statüleri aynı değildir. Fakat sağlıklı bir yargılama için her birinin bağımsız, tarafsız, yetkin ve işlevini yerine getirebilecek liyakati haiz olması gerekir.
Bu ayaklardan birinin güçsüz bırakıldığı, kale alınmadığı, saygınlığının azaldığı ortam ve durumlarda yargısal etkinlik şeklen olabilir, ancak kesinlikle hak arayanlar adil yargılanma hakkına erişemez.
Avukat yargının olmaz ise olmaz unsuru olup yargılamada konu mankeni değildir. Adil ve Sağlıklı bir yargısal karar ancak ve ancak yetkin bir savunmanın (Avukatın) da dahil olduğu bir yargılamada teşekkül eder.
Toplumların sosyokültürel yapısı ile koşut olarak değişmekle birlikte avukatın yargı sistemindeki yerinin yanlış anlaşılması da söz konusudur. . Avukat bazen hakimin işini zorlaştıran, yargılamayı uzatan, sanığı veya tarafı "kurtarmaya çalışan" bir kişi gibi görülüp müvekkili ile ödeştirilmektedir. Özellikle ceza yargılamasında avukatın itirazları, delil toplanması istemleri usule ilişkin yaptığı eylem ve söylemli müdahaleleri, yargılamaya katkı olarak değil aşılması gereken bir engel olarak görülebilmektedir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 1. maddesinin birinci fıkrası avukatlığı kamu hizmeti ve serbest meslek olarak tanımlarken, ikinci fıkrası şunu söyler:
"Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder."
Anayasa'nın 36. maddesi hak arama hürriyetini "iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkı" olarak formüle eder. Avukatın statüsü tartışmalı bir yorum falan değil, pozitif hukukun gerekli görerek çözdüğü bir olgudur.
Avukat sadece müvekkili adına konuşmaz. Avukat, hukuk kurallarının somut olayda eksiksiz uygulanmasını sağlayarak yargılamanın hukuka uygunluğuna katkı sağlar. Dosyada görülmeyeni gösterir, eksik incelemeye itiraz eder, hukuka aykırı delili tartışmaya açar, kişinin kendi başına kuramayacağı hukuki savunmayı oluşturur ve devletin yaptırım gücü karşısında bireyin yalnız kalmasını önler. Bu katkısı ile yargıcın vereceği kararın hukuka uygun olmasını sağlar. hattı zatinde duruşmaya katılan yetkin bir avukat yargıcında işini kolaylaştırır.
Yargılamada avukatın susturulması ya da gereken itibarın tanınmaması yalnızca bir meslek mensubunun sözünün kesilmesi değildir. Yargılamanın ihtiyaç duyduğu denetim mekanizmalarından birinin devre dışı bırakılmasıdır.
Hâkim tarafsız karar makamıdır. Savcı, özellikle ceza yargılamasında kamu adına soruşturmayı yürütür ve iddiayı temsil eder. Avukat ise hak arama özgürlüğünün, savunma hakkının ve bireyin hukuki güvenliğinin güvencesidir.
Hâkim karar makamı olduğu için yargılamadaki rolü belirleyicidir. Fakat doğru bir kararın verilebilmesi, iddia ve savunmanın etkili biçimde ortaya konulmasına bağlıdır. Savcı iddiasını serbestçe açıklarken savunmanın sürekli kesildiği, avukatın taleplerinin gerekçesiz biçimde reddedildiği veya müdafiin dosyaya erişemediği bir yargılamada hâkimin sonunda hüküm kurması, adil bir yargılamanın gerçekleştiğini tek başına göstermez.
Soruşturmalarda da bir denge söz konusudur. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesinin ikinci fıkrası, Cumhuriyet savcısına yalnızca suçlama malzemesi toplama görevi vermez; maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplamak ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü kılar. Bu yükümlülüğün karşılanmadığı bir soruşturmada, savunmanın da eksik bırakılması hâlinde yargısal adil yargılama işlevi ve hakkı baştan çöker.
Avukatın mesleki yetkilerinin sınırlandırılması çoğu zaman yalnızca avukatların sorunuymuş gibi algılansa da; Avukatların duruşma salonunda maruz kaldığı saygısızlık, dosyaya erişim güçlükleri, mesleki faaliyetleri nedeniyle soruşturulmaları, müvekkilleriyle özdeşleştirilmeleri veya savunmalarının etkisizleştirilmesi bir "meslek sorunu" olarak görülmektedir.
Kabul etmelidir ki bunlar bir meslek sorununda ziyade doğrudan doğruya adil yargılanma hakkı sorunudur. Çünkü avukat kendisi için savunma yapmaz; temsil ettiği kişinin hakkını korur.
Bu ilişkiyi somut hâle getirmek gerekir. Avukatın dosyaya erişememesi, kişinin kendisine yöneltilen suçlamayı öğrenememesi demek olur; Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesi uyarınca verilen kısıtlama kararları bu nedenle bir usul ayrıntısı değil, savunmanın kurulup kurulamayacağını belirleyen bir eşiktir. Avukatın tanığa soru soramaması, savunmanın delil sunamaması, Avukatın sözünün kesilmesi, müvekkilin hukuki iddialarının mahkemeye ulaşmasını engellediği için adil yargılama hakkı baştan zedelenmiş olur.
Bir sanığın avukatlığını yapmak, o şahsın eylemini onaylamak değildir. Yönetsel bir işlemin iptali için dava açmak, müvekkilin bütün davranışlarını savunmak anlamına gelmez. Avukatın üstlendiği görev; Müvekkilinin sevilip sevilmediğine bakmaksızın hukukun herkes için uygulanmasını istemektir. Avukat temsil ettiği kişiyle özdeşleştirildiğinde, özellikle kamuoyunun tepki gösterdiği dosyalarda savunma üstlenmek giderek güçleşir.
Savunma hakkına; üzerine suç atılmış, suçlanan, dışlanan, kamuoyunda mahkûm edilen ve hatta suçüstü yakalanan kişi dahi sahiptir.
Hukukun gücü, en çok da toplumun savunulmasını istemediği kişilere bu hakkı tanıyabildiği zaman ortaya çıkar. Bugün başkası için gereksiz görülen savunma güvencesi, yarın herkes bir gereksinim olacağı bilinmelidir.
Avukatın yalnızca bir konu mankeni misali şeklen kabul edildiği, dosyaya ulaşamadığı, delil toplayamadığı, soru soramadığı ve mahkeme tarafından dinlenmediği bir yargılamada savunmanın varlığından söz edilemez. Böyle bir durumda mekanizma yine işler: duruşmalar yapılır, tutanaklar tutulur, mütalaalar açıklanır ve kararlar verilir. Fakat sistemin çalışıyor görünmesi, adaletin gerçekleştiği anlamına gelmez. Kutadgu Bilig'deki üç ayaklı taht benzetmesinin bugüne gönderimi de işte budur:
Güçlü ve yetkin bir hâkim, güçlü savunmadan (avukattan) çekinmez
Avukatın güçlü olması, hâkimin yetkisinin zayıflaması anlamına gelmez. Tam da aksine güçlü bir savunma, hâkimin daha sağlıklı bir karar vermesine katkı sağlar.
Dosyadaki çelişkileri ortaya koyan, delillerin güvenilirliğini sorgulayan ve farklı hukuksal olasılıkları mahkemeye sunan avukat, karar makamına alternatif bir bakış sunar. Bu katkı ile bazen beraat, bazen mahkûmiyet, bazen eksik araştırmanın tamamlanması, bazen de yanlış bir hukuki nitelendirmenin düzeltilmesi sonucunu doğurabilir.
Savunma tarafından ileri sürülen her görüşün kabul edilmesi de elbette düşünülemez. Ancak her ileri sürülen iddia dinlenmeli, incelenmeli ve kararda da karşılanmalıdır. Savunmaya gerçek anlamda cevap verilmeden kurulan hüküm, biçimsel olarak gerekçeli görünse bile tarafları ikna etmekten ve yargıya güven oluşturmaktan uzak kalır.
Mesleki özgüveni yüksek, yetkin bir hâkim, avukatın itirazını otoritesine yönelmiş kişisel saldırı olarak görmez. İtirazı, maddi gerçeğe ve hukuka uygun karara ulaşma sürecinin doğal parçası sayar. Çünkü hâkimin otoritesi, savunmayı susturma gücüyle değil; bütün tarafları dinledikten sonra hukuka uyarlı ve sağlıklı bir gerekçeli karar yazması ile doğar.
Baroların avukatların mesleki sorunlarıyla ilgilenmesi doğal ve zorunludur. Ancak savunmanın bağımsızlığını korumak, çalışma koşullarına ilişkin bir meslek talebinden daha geniş anlam taşır.
Bu nedenlerle; Yeni dönemde Baro Başkanlığı, Yönetim Kurulları ve Birlik Delegesi olarak seçilecek meslektaşlarımın faaliyetler ve açıklamaları "meslektaşımıza yapılan davranışı kınıyoruz" seviyesinden öte de her olayın vatandaşın hak arama özgürlüğüne, silahların eşitliğine ve adil yargılanma hakkına bir saldırı niteliğine haiz olduğu açıkça anlatılmalıdır. Topluma, avukata yönelik müdahalenin neden herkesin hukuki güvenliğini ilgilendirdiği de açıkça ortaya konulmalıdır.
Hâkim bağımsız değilse adalet siyasetin veya idarenin etkisine girer. Savcı hukuka bağlı değilse soruşturma gerçeği arama faaliyeti olmaktan çıkar ve yalnızca suçlama aracına dönüşür. Avukat özgür ve etkili değilse savunma ortadan kalkar, iddia denetlenemez ve mahkemenin önündeki olay ve yargılama noksan kalır. Hukuka aykırı doğar ve sakat kalır.
Bu üç unsurdan herhangi birinin zayıflaması, yalnızca bir mesleğin zarar görmesi değildir. Bütün yargısal yapının dengesini kaybetmesidir.
Bu nedenle avukata saygı, bir meslek mensubuna gösterilen nezaketten ibaret değildir. Savunma hakkına, adil yargılanmaya ve doğrudan doğruya adaletin kendisine duyulan saygıdır.
Yazımı Ünlü Fransız avukat ve hukukçu Molierac’ ın sözleriyle tamamlayayım.
Görevimizi yaparken; “kimseye, ne müvekkile, ne hakime hele ne iktidara tabiiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiç bir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin, en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar esir kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı”