Bazı vedalar vardır; insanın içinden bir şeyleri sessizce alıp götürür. Gürültü kopmaz, kalabalıklar dağılır ama geriye derin bir eksiklik kalır. Prof. Dr. Mehmet Fikret Gezgin’in ardından hissettiğim tam da bu…
Onu yıllardır tanırdım. Akademik kimliğinin ağırlığına rağmen hayatın içinde son derece sade, samimi ve içtendi. Aydın’a her gelişinde mutlaka uğrar, bir çay eşliğinde uzun sohbetlere dalardık. Konularımız hiç bitmezdi; Aydın’ı konuşurduk, ülkeyi konuşurduk… Bazen bir hatıra, bazen bir fikir, bazen de sadece bir tebessüm kalırdı o sohbetlerden geriye.
İlk tanıştığımızda, doğal olarak “Hocam” diye hitap etmiştim. Zira karşımda hukuktan iktisada, sosyolojiden siyaset bilimine kadar geniş bir alanda söz söyleyebilen, birikimiyle insanı hayran bırakan bir akademisyen vardı. Ama o, o ağır ünvanların ardına saklanmayı hiç sevmedi. Bir gün, o kendine has mütevazı tavrıyla, “Biz ağabey kardeşiz, bırak şu hocam hitabını” dedi. O günden sonra benim için o hep bir “ağabey” oldu.
İşte onu farklı kılan da buydu. Bilgisiyle büyüktü ama gönlüyle daha da büyüktü.
Aydın 24 Haber’in de müdavimlerindendi. Yazılarımı okur, mutlaka geri dönüş yapardı. “İyi ki varsınız, Aydın’da olup biteni sizden öğreniyorum” derdi. Oysa biz bilirdik ki, onun bu sözleri aslında bir teşvikti. Çünkü o, iltifatın bir incelik değil, bir sorumluluk olduğuna inanırdı. “Marifet iltifata tabidir” sözünü yaşatanlardandı. Yazılarımı değerlendirir, “güzel yazıyorsun” diyerek beni yazmaya daha çok bağlardı.
Bugün dönüp baktığımda anlıyorum ki, onun verdiği o küçük görünen destekler aslında çok büyük bir anlam taşıyormuş.
O, “Efe” ruhunu taşıyan bir İstanbul beyefendisiydi. Bu iki kimliği aynı potada eritebilmek kolay değildir. Hem Anadolu’nun sıcaklığını hem de İstanbul’un zarafetini aynı anda yansıtan nadir insanlardandı. Nezaketi bir tavır değil, bir karakter meselesiydi onun için.
Şimdi o yok…
Telefonumda artık onun adıyla gelen bir arama olmayacak. “Ne yazdın bu hafta?” diye soran o ses eksik kalacak. Aydın’a geldiğinde kapımı çalacak bir ağabeyim daha eksildi bu şehirde.
İnsan bazen bir kaybın büyüklüğünü, geride kalan sessizlikten anlar. Onun yokluğu da öyle bir sessizlik bıraktı içimizde.
Ama biliyorum ki, bazı insanlar gerçekten gitmez. Onlar, bir cümlenin içinde, bir hatıranın kıyısında, bir sohbetin sıcaklığında yaşamaya devam eder.
Prof. Dr. Mehmet Fikret Gezgin, benim için bir akademisyenden çok daha fazlasıydı; hatıralarımın en kıymetli köşesinde duran, yol gösteren bir “ağabey”…
Bazı hitaplar vardır ki, kalbin en derin yerinde hep aynı sıcaklıkla yankılanır: “Ağabey…”
Bugün sözün tükendiği yerdeyiz. Fikret ağabeyi son yolculuğuna uğurladık. Ardında bıraktığı bilgi, dostluk ve insanlık mirasıyla hep yaşayacak. Allah rahmet eylesin; mekânı cennet, ruhu şâd olsun.
Prof. Dr. Mehmet Fikret Gezgin Aydın’da son yolculuğuna uğurlandı