Bir babanın çığlığı: “Oğlumun mezarında kıvrılıp yattım!”

Nevzat ARSLAN

İç burkan bir hikâye gerçekten… Muzaffer Sarısülük’ün yaşamı, yüreklere dokunan bir baba öyküsü. Gezi olaylarında polis kurşunuyla hayatını kaybeden Ethem Sarısülük’ün babası olan Muzaffer Hoca, edebiyat öğretmenliğinden köydeki mütevazı yaşamına uzanan yolculuğunda derin izler bıraktı.

Babalar Günü haftasında bir kez daha hatırlatmak istedik: Bu öykü yalnızca bir babanın değil, aynı zamanda bir vicdanın, bir sessiz çığlığın öyküsüdür.

Muzaffer Sarısülük… Gezi olaylarında polis kurşunuyla yaşamını yitiren Ethem Sarısülük’ün babası.

Muzaffer Hoca, Karadeniz Teknik Üniversitesi mezunu bir edebiyat öğretmeniydi. 1985 yılında meslek hayatına Şanlıurfa’da başladı. Öğretmenlik yıllarında öğrencilerine yalnızca ders değil, hayatın anlamını da aktarmaya çalışan bir eğitimci olarak tanındı.

Onun hikâyesi, bir babanın evladını kaybetmenin derin acısıyla birleşiyor. Ethem’in ölümü, Muzaffer Hoca’nın yaşamında silinmez bir iz bıraktı. Öğretmenlikten uzaklaşarak daha içe kapanık bir hayat sürmeye başladı.

Bugün, Babalar Günü haftasında hatırladığımız Muzaffer Sarısülük, yalnızca bir baba değil; aynı zamanda bir öğretmen, bir insan ve bir vicdan sembolü olarak hafızalarda yer ediyor.

1989 yılına kadar görev yapmış. Dönemin Başbakanı Turgut Özal’a yazdığı mektubu nedeniyle soruşturma geçirmiş ve mesleğe dönmeyi reddettiği, bunalım geçirdiği için sonunda istifa ettiği kabul edilmiş.

Meslekten ayrıldığında oğulları Cem, Mustafa, ölen Ethem ve adını kendisinin koyduğunu söylediği son oğlu İkrar’ı anneleriyle geride bırakarak Sungurlu’ya, köyüne dönmüş. Birkaç yıl da Beylice köyünde yaşadıktan sonra 1992 yılından sonra tamamen kendini soyutlamış ve arazide yatıp kalkmaya başlamış. Soğuktan korunmak için kendine küçük bir baraka yapmış. Küçük bir mangal dışında hiç ateş yakmamış. Nasıl ısınıyorsun sorusuna “Yatağıma yatıyor ısınıyorum” diyor. Mangalı da bazen çorba yapmak için kullandığını söylüyor.

Muzaffer Sarısülük’ü pek çok kişi ilk kez oğlu Ethem Sarısülük’ün Çorum Haber’deki cenaze haberiyle öğrendi. Üzerinde sadece bir pantolon ve kazak vardı; yalınayaktı. Yanında taşıdığı montun ise sadece ceplerini kullanıyor. Her yere yürüyerek gidiyor ve kesinlikle arabaya binmiyor. Kullandığı tek teknolojik alet ise haberleri takip edebilmek ve gerektiğinde ailesine ulaşabilmek için oğlunun verdiği, parayla aldığı cep telefonu. Ethem’in öldüğünü de flaş haber şeklinde cepten duymuş.

Hiç tıraş olmuyor, saçı ve sakalı iyice birbirine yapışmış bir halde.

Sadece akarsudan içiyor ve zaman zaman da aynı suda yıkanıyor. 17 yıldır hiç et yemediğini, vejetaryen olduğunu söylüyor. 20 yıldır kimseyle el sıkışmadığını, hatta hiç temasta bulunmadığını da ekliyor. Bir şey uzatılırsa yere konulmadığı zaman almıyor. Kendisi de bir şey vereceği zaman yere bırakıyor. Gönlü bol. Barındığı yeri çevirmiş. Bir Türk bayrağı asmış. Barınağında çok sayıda ansiklopedi ve kitap var.

Sungurlu’da tanımayan kimse yok. Adını kimse söylemiyor. Bilen biliyor ama onlar da çoğunlukla “Hoca” diye sesleniyor. Birkaç kez yıkamayı, berbere götürmeyi önermişler. Sadece “Bana karışmayın yeter” demiş.

Evinden ayrıldığında, oğlu Ethem 6 yaşındaymış. En son 18 Mayıs 2013’te görüşmüşler. Kötü bir şeyler olacağını o zaman gördüm. Ama elimden gelen bir şey yoktu” demekten kendini alamıyor.

Muzaffer Sarısülük, oğlunun cenazesine yetiştiği o anı şöyle anlatır:

“Hoca Kur’an’ı bitirmeden yetiştim. Dağlardan aşıp geldim. Mezarında ben kalırım dedim. O gece oğlumun mezarında kıvrılıp yattım. Son kez yanında oldum.”

Yaşamı boyunca acının en ağırını taşıyan Muzaffer Hoca, 18 Aralık 2018’de 60 yaşında hayata veda etti. Ruhu şad, hatırası daim olsun.

Babalar Günü kutlu olsun!

Alıntı: Turgay Afat

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.