Burnumun direği sızlıyor

Ali AKSÜT

Son üç gündür yaşanan haydutlukları, vahşeti, atılan bombaları gördükten sonra içimizin sızlamaması mümkün mü? Hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun ölen insandır. Katledilen siviller; kadın, çocuk, genç, yaşlı… İnsanla birlikte şehirler yok ediliyor, bir medeniyet yok ediliyor.

Üstelik Ramazan ayı. Hani kutsallara saygı vardı? Hani Beyaz Saray’da iftar sofraları kuruluyor, dünyaya “hoşgörü” fotoğrafları servis ediliyordu? Demek ki hepsi sahteymiş, hepsi yalanmış. Sömürmek, başka milletleri ezmek, Müslüman kanı akıtmak… Tarih boyunca değişmeyen zihniyet yeniden hortlamış gibi.

General Osman Pamukoğlu’nun dediği gibi: “Bu ülkede aklı başında olan hiç kimsenin huzuru yoktur.” Çok doğru. Ama olayları sorgulamayan, aklını kiraya veren, üç günlük konforuna kapılanlar hariç… Dünya yanarken “bana ne” diyenler olacaktır. Oysa atasözümüz uyarıyor: “Gülme komşuna, gelir başına.”

Komşu İran’a mezhep üzerinden yaklaşmak, ateş çemberinde cayır cayır yanan mazlumlara duyarsız kalmaktır. Bu bir savaş değil; ortada ordular, tanklar, cepheler yok. Bu, devlet başkanlarını, dini liderleri, sivilleri hedef alan bir barbarlık.

ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu, adeta mafya babası gibi davranıyor. Uluslararası hukuk, BM kararları, hiçbir şey umurlarında değil. Bir gece Venezuela Devlet Başkanı’nı, bir sabah İran’ın dini liderini ailesiyle birlikte bombalayarak yok ediyorlar. Bu nasıl barbarlık? Nerede insanın yaşama hakkı?

Doğada büyük balık küçük balığı yutar. Ama insanlık bu kanunu kabul ederse, zalimlere kimse “dur” diyemez. Batı’dan da, Rusya ve Çin’den de etkili bir ses çıkmadı. İslam dünyası ise 2 milyar nüfusuyla hâlâ sessiz. Mısır’dan, Suudi Arabistan’dan, Endonezya’dan, Pakistan’dan doğru dürüst bir ses yükselmedi.

Irak’ta bir milyon insan katledildi, yüzbinlerce kadın tecavüze uğradı. Saddam’ın asılma gerekçesi güya kimyasal silahlardı; fos çıktı. Libya’da huzur içinde yaşayan halkın suçu neydi? Kaddafi, Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Türkiye’ye lojistik destek vermiş bir dosttu. Ama emperyalist ülkeler gözünü zenginliklere dikmişse, bahaneleri hazırdır: rejim, mezhep, etnik köken… Önce parçalar, sonra işgal ederler.

Rahmetli Sinan Ateş’in dizeleriyle:

“Çelik bile sert değil,
Gör ki, düşman mert değil…
Ölürüz de dert değil,
Üzer kahpe pusular…”

Evet, dünyada kurulan pusular kahpece planlanıyor. Bazen bir İsrailli bakanın ağzından, bazen bir ABD senatörünün açıklamasından duyuyoruz. Türkiye’ye yönelik art niyetli planlar, senaryolar hep hazır bekliyor.

Komşumuz İran’ın başına gelenleri gördüysek, bundan ders çıkarmalıyız. Siyaset, din, mezhep yüzünden birbirimizle dalaşmamalıyız. Hacı Bektaş-ı Veli’nin veciz sözü kulaklara küpe olmalı:

“Bir olalım, iri olalım, diri olalım. Hep beraber Türkiye olalım.”

Cephe dağılmasın. Vatanımız, milletimiz, birliğimiz ve dirliğimiz daim olsun. Çünkü su uyur, düşman uyumaz.

Burnumuzun direği sızlıyor… Ama bu sızı bize ders olmalı. Vatan, bağımsızlık, namus ve şeref giderse geriye kan ve gözyaşı kalır. Mehmet Akif’in dediği gibi:

“Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda.
Bugün bir hânümansız serseriyim öz diyarımda…”

Allah korusun.

Kalın sağlıcakla

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (11)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.