Siyasette bazı anlar vardır; kürsüden söylenen sözler değil, meydanda görünen boşluklar konuşur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni yılın ilk şehir ziyareti kapsamında Aydın’da katıldığı toplu açılış töreni tam olarak böyle bir an yarattı. Günler öncesinden “Aydın’da dev yatırım” söylemleriyle pazarlanan program, açılışı yapılan yatırımlardan çok katılım sayıları üzerinden tartışıldı. Çünkü rakamlar inatçıdır, makyaj tutmaz.
2023’te 55 bin, 2024’te 52 bin… Bu yıl ise kulislere göre 45 bin civarında bir katılım. İl Başkanı Mehmet Erdem “50 bini aştık” dese de, bu açıklama bile düşüş gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Üstelik Aydın Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının törene katılım ve meydandan fotoğraf paylaşımı konusunda talimat verildiği de konuşulurken, soruyu sormak kaçınılmaz hale geliyor: Ne oldu da Aydın’da meydanlar daraldı?
Bu sorunun yanıtı sadece rakamlarda değil, siyasetin ruhunda gizli. Çünkü bu miting sıradan bir ziyaret değildi. Özlem Çerçioğlu’nun CHP’den istifa ederek AK Parti’ye geçmesinden sonra yapılan ilk büyük gövde gösterisi olarak kurgulanmıştı. Beklenti şuydu: “Çerçioğlu faktörü Aydın’da AK Parti’yi uçuracak.” Sonuç ortada. Meydanlar uçmadı, aksine küçüldü.
Demek ki mesele tabela değişikliği değilmiş. Demek ki seçmen siyaseti sadece rozet üzerinden okumuyormuş. Demek ki yıllardır CHP kimliğiyle siyaset yapan bir ismin bir gecede AK Parti’ye geçmesi, sandıkta ve meydanda otomatik bir heyecan üretmiyormuş. Aydın’daki tablo bize şunu söylüyor: Siyasette transfer var ama dönüşüm yoksa, o transfer tabelada kalır, sahaya yansımaz.
Buradan sonra işin daha rahatsız edici kısmına geliyoruz: Özlem Çerçioğlu’nun siyaset tarzına. Çünkü sorun sadece miting sayıları değil; sorun, bu sayılar üzerinden başlayan ve giderek kişisel hesaplaşmaya dönüşen bir polemik dili. CHP’deyken de böyleydi, AK Parti’ye geçince de değişmedi. Partiler değişir ama karakter değişmez.
AK Parti MKYK Üyesi Prof. Dr. Umut Tuncer’e yönelik eleştirileri bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Neden Tuncer? Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan ile doğrudan iletişim kurabilen, Ankara’da karşılığı olan ve kimseye biat etmeyen bir isim. Oysa Çerçioğlu’nun siyaset anlayışında biat etmeyen herkes potansiyel tehdittir: ya kontrol altına alınır ya da itibarsızlaştırılır.
Bu nedenle tartışma sürekli “Aydınlılık” meselesine çekiliyor. Oysa Tuncer’in Şanlıurfalı bir babanın, Germencikli bir annenin oğlu olması üzerinden yürütülen söylem, ucuz bir kimlik siyaseti olmaktan öteye gitmiyor. Şu soruyu sormak gerekir: Eski ve yeni AK Parti Aydın milletvekillerinin kaçı gerçekten Aydın doğumlu? Afyonkarahisarlı Ömer Özmen neden gündem olmuyor? Adanalı Seda Sarıbaş neden “Aydınlı değil” diye hedef alınmıyor?
Çünkü mesele memleket değil, mesele güç. Çerçioğlu, kendisinden başka bir güç odağı istemez...
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakın olmak, Ankara’da sözünün dinlenmesi, yerelde kurulan küçük iktidar alanlarını rahatsız eder. Umut Tuncer’in hedefe konulmasının nedeni “Urfalılığı” değil, “bağımsızlığıdır”. Biat etmeyeceğinin bilinmesidir. Erdoğan dışında kimseye yaslanmamasıdır. İşte bu yüzden rahatsızlık büyüktür.
“BUPAR ERDAL”
Aynı refleksi Erdal Akaltun meselesinde de görüyoruz. “Bupar Erdal” diye güya küçümsenen, itibarsızlaştırılmaya çalışılan bir isim. Suçu ne? Bir seçimde farkı %7 öngörmek. Başka bir anket firmasının %14 demesi ve sonucun buna yakın çıkması. Peki bu, bir anketçinin linç edilmesini mi gerektirir? Elbette hayır. Ama Çerçioğlu’nun siyaset anlayışında bu bahanedir. Hoşuna gitmeyen veri “güvenilmez”; hoşuna gitmeyen insan “itibarsız”.
Çünkü Çerçioğlu düzgün insanlarla çalışmaz. O, defolu insan ister. Kırık, eksik, muhtaç… Böylece yönetsin, kullansın. Güvenilir, omurgalı, kendi fikri olan insan istemez. Bu yüzden doğruyu söyleyen herkese alerjisi vardır. CHP’deyken de böyleydi, AK Parti’ye geçtiğinde de değişmedi. Atalar boşuna dememiş: Huylu huyundan vazgeçmez.
Bugün Aydın’da konuşulması gereken şey şudur: AK Parti, Özlem Çerçioğlu transferiyle ne kazandı, ne kaybetti? Kazandığı şey bir belediye başkanı olabilir. Kaybettiği ise meydanlardaki coşku, tabandaki samimiyet ve “biz” duygusu olabilir. Çünkü siyaset sadece yukarıdan dizayn edilmez. Aşağıda, sokakta, meydanda karşılığı yoksa hiçbir hamle başarı sayılmaz.