Çiftçinin zararını görmezden gelmek, ülkenin geleceğini görmezden gelmektir

Dr. Metin AYDIN

TÜRKİYE’NİN TARIMSAL ZENGİNLİĞİ VE ÜRETİCİNİN EKONOMİK ÇIKMAZI

Türkiye’nin üzüm, incir, zeytin, fındık, Antep fıstığı ve benzeri ürünlerdeki gücü yalnızca tarımsal üretimden ibaret değildir. Bu ürünler; ihracat gelirlerinin, gıda sanayisinin, istihdamın, kırsal yaşamın, bölgesel kültürün ve Türkiye’nin uluslararası marka değerinin önemli unsurlarıdır.

Günümüzde bu tarımsal ürünlerin üretiminde yaşanan temel sorun, üreticinin yüksek maliyetlerle yetiştirdiği ürünleri sattığında üretim giderlerini karşılayamaması ve emeğinin karşılığını alamamasıdır.

Ürün tarlada, bağda veya bahçede düşük fiyatlarla el değiştirirken tüketici fiyatları yüksek kalıyorsa ortaya yalnızca çiftçinin zararı değil, tarımsal değer zincirindeki gelir dağılımı ve pazarlık gücü sorunu da çıkmaktadır.

Bu durumun ekonomik etkilerini beş başlık altında değerlendirmek mümkündür:

  • Çiftçi: Gelir kaybı, borçlanma, yatırımdan ve üretimden vazgeçme.

  • Kırsal ekonomi: İşçilik, nakliye, tarımsal girdiler ve yerel esnafın gelirlerinde düşüş.

  • Sanayi: Ham madde tedarikinde belirsizlik, kalite ve kapasite sorunları, işleme tesislerinin geleceğinin riske girmesi.

  • Ülke ekonomisi: İhracat gelirleri, döviz kazancı, verimlilik ve rekabet gücü üzerinde baskı.

  • Toplum: Kırsaldan kente göç, kuşaklar arasında mesleki kopuş, gelir eşitsizliği ve ekonomik sıkıntılardan kaynaklanan toplumsal gerilimler.

Bu sonuçlar her üründe ve her yıl aynı ölçüde ortaya çıkmaz. Ancak üreticinin birkaç sezon boyunca zarar etmeye devam etmesi, olumsuz etkilerin birbirini beslediği bir sürece dönüşebilir.

1. SORUNUN BOYUTUNU GÖSTEREN VERİLER

2025 yılı, Türkiye’de meyve üretiminin iklim koşullarına karşı ne kadar kırılgan olduğunu da gösterdi.

TÜİK’in 2025 yılı bitkisel üretim istatistiklerine göre:

  • Meyve, içecek ve baharat bitkileri üretiminde %30,9 azalma

  • Üzüm üretiminde %27,5 azalma

  • Fındık üretiminde %38,5 azalma

  • Antep fıstığı üretiminde %61,5 azalma yaşandı.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Üretim miktarındaki düşüş, tek başına çiftçinin zarar ettiğini kanıtlamaz. Ürün fiyatı yükselse bile çiftçi zarar edebilir. Çünkü verim kaybı, artan girdi maliyetleri, borç faizleri ve satış koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

Örneğin TÜİK’in Haziran 2025 verilerine göre tarımsal girdi fiyatları yıllık %33,88 artmıştı. Bu gösterge; gübre, enerji, zirai ilaç, makine bakımı ve benzeri girdiler üzerindeki maliyet baskısını yansıtmaktadır. Ancak söz konusu oran, bütün ürünlerin üretim maliyetlerinin aynı ölçüde arttığı anlamına gelmez.

Dolayısıyla temel mesele, ürünün satış fiyatının artıp artmadığından çok, çiftçinin elde ettiği net gelirin üretim maliyetlerini karşılamaya, emeğinin karşılığını almaya ve yeni yatırımlar yapmaya yeterli olup olmadığıdır.

2. ÜRÜN BAZINDA YAŞANAN ZARARLAR NEDEN ÖNEMLİDİR?

İNCİR — AYDIN VE EGE BÖLGESİ

Kuru incirde kalite sınıflandırması, aflatoksin riski, kurutma, depolama ve ihracat standartları fiyatların belirlenmesinde önemli rol oynar.

Üretici, ürününü düşük fiyatla satmak zorunda kaldığında işleme, tasnif, paketleme ve pazarlama aşamalarında oluşan katma değerden yeterince pay alamayabilir. Kalite sorunları ise hem üreticinin hem de ihracatçının gelirini olumsuz etkileyebilir.

ÜZÜM — MANİSA, DENİZLİ VE EGE BÖLGESİ

Üzüm, sofralık ve kurutmalık tüketimin yanı sıra şarap, pekmez, meyve suyu ve diğer işlenmiş ürünlerin üretiminde de ham madde olarak kullanılmaktadır.

Hasat döneminde alıcı sayısının sınırlı olması, kalite gerekçesiyle yapılan fiyat kesintileri veya ihracat siparişlerindeki daralma, üreticinin pazarlık gücünü zayıflatabilir.

Ekonomik nedenlerle bağların sökülmesi ise sonraki yılların üretim kapasitesini de azaltabilir.

ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI — EGE VE AKDENİZ

Zeytin üreticisinin geliri yalnızca ham zeytin fiyatına bağlı değildir. Yağ randımanı, ürünün sofralık veya yağlık niteliği, hasat ve sıkım giderleri de gelir üzerinde belirleyicidir.

Üreticinin zarar etmesi durumunda budama, gübreleme ve bakım gibi işlemler ertelenebilir. Bu durum, gelecek yıllardaki verimi ve zeytinyağının kalitesini olumsuz etkileyebilir.

FINDIK — KARADENİZ

Fındık; kırma, kavurma, ezme, çikolata ve şekerleme sanayisi için stratejik bir ham maddedir.

Üretici gelirindeki belirsizlik, bahçe bakımını ve işçilik talebini olumsuz etkileyebilir. Sanayi açısından ise fiyat dalgalanmaları, stok yönetimini ve uzun vadeli tedarik sözleşmelerini zorlaştırabilir.

ANTEP FISTIĞI — GÜNEYDOĞU ANADOLU

Antep fıstığı; baklava, çikolata, dondurma ve kuruyemiş sektörleri için değerli bir ham maddedir.

Üretimde yaşanan büyük dalgalanmalar, fiyat ve stok istikrarını bozarak tedarik risklerini artırabilir.

Çiftçinin düşük gelir nedeniyle bahçe bakımını azaltmasının olumsuz etkileri, yalnızca ilgili hasat yılında değil, sonraki sezonlarda da görülebilir.

Bu örneklerin ortak noktası şudur: Üretici yalnızca ham madde sağlayan kişi değildir. Üretimin devamlılığı, tarımsal sanayinin ve ihracat zincirinin geleceğini de belirlemektedir.

3. ÜRETİCİNİN ZARAR ETMESİ ÜLKE EKONOMİSİNİ NASIL ETKİLER?

Türkiye’de tarımın ekonomik önemi, yalnızca çiftçinin elde ettiği gelirle ölçülemez.

OECD’nin 2025 yılı Türkiye değerlendirmesine göre tarım sektörü, 2023 yılında ülke istihdamının yaklaşık %14,6’sını sağlamış ve gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) %6,2’sini oluşturmuştur. Tarım ve gıda ürünleri de Türkiye’nin ihracatında önemli bir yer tutmaktadır.

A. MİLLÎ GELİR VE KIRSAL SATIN ALMA GÜCÜ AZALIR

Çiftçinin eline geçen gelirin azalması; traktör, gübre, ilaç, mazot, yedek parça, inşaat, giyim ve yerel hizmetlere yönelik harcamaları da düşürür.

Böylece üreticinin ekonomik kaybı, köylerdeki ve ilçelerdeki diğer işletmelerin gelirlerine de yansır.

B. TARIMA DAYALI SANAYİ BASKI ALTINDA KALIR

Kuru meyve, zeytinyağı, fındık işleme, paketleme, konserve, içecek ve şekerleme fabrikaları, düzenli ve kaliteli ham madde tedarikine ihtiyaç duyar.

Üreticinin bahçesini terk etmesi veya bakımını azaltması, ilerleyen yıllarda ham madde arzını ve sanayinin kapasite kullanımını olumsuz etkileyebilir.

C. İHRACAT VE DÖVİZ GELİRLERİ RİSKE GİRER

Üretimde sürekliliğin bozulması, ihracatçıların siparişlerini zamanında teslim etmesini zorlaştırabilir ve alternatif ülkelerden ham madde temin etme ihtiyacını artırabilir.

Türkiye’nin belirli ürünlerdeki kalite ve tedarik üstünlüğünün zayıflaması durumunda, kaybedilen pazar payının yeniden kazanılması güçleşebilir.

D. KAMU MALİYESİ VE DIŞ TİCARET ETKİLENİR

Üretim kapasitesinin azalması, bazı ürünlerde ithalat ihtiyacını artırabilir. Üreticilerin borçlarını ödeyememesi de finansal baskı oluşturabilir.

Öte yandan tarımsal desteklerin doğru ve verimli biçimde planlanması, kırsal altyapının güçlendirilmesine ve üretim kapasitesinin korunmasına katkı sağlayabilir.

Burada önemli bir çelişki ortaya çıkmaktadır: Ürün fiyatlarının düşmesi, tüketiciler ve sanayiciler açısından kısa vadede avantaj sağlayabilir. Ancak fiyatların üretimin sürdürülebilirliğini tehdit edecek kadar düşük kalması, ilerleyen dönemlerde arz daralmasına, fiyat dalgalanmalarına ve tedarik sorunlarına yol açabilir.

4. ÜRÜNLERİN YOK PAHASINA EL DEĞİŞTİRMESİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

Bir ürünün üreticiden çıkış fiyatıyla nihai tüketici fiyatı arasında fark bulunması, tek başına haksız kazanç elde edildiğini göstermez.

Nakliye, fire, depolama, finansman, işleme, ambalaj, kalite kontrol, vergi ve perakende satış maliyetleri de hesaba katılmalıdır.

Asıl sorgulanması gereken, bu değer zincirinde hangi aktörün ne kadar risk üstlendiği, ne ölçüde katma değer oluşturduğu ve pazarlık gücünün nasıl dağıldığıdır.

5. TOPLUMSAL OLAYLAR VE SOSYAL YAPI ÜZERİNDEKİ ETKİLER

Çiftçinin zarar etmesinin toplumsal sonuçları genellikle ani değil, zaman içinde birikerek ortaya çıkar.

KIRSALDAN KENTE GÖÇ HIZLANABİLİR

Tarımdan geçimini sağlayamayan gençler, kentlerde iş aramaya yönelebilir.

Kırsal nüfusun yaşlanması ise tarımsal bilgi ve becerilerin kuşaklar arasında aktarılmasını zorlaştırabilir.

BORÇLULUK VE AİLE İÇİ EKONOMİK GERİLİMLER ARTABİLİR

Hasat gelirinin kredi, gübre, mazot ve işçilik borçlarını karşılamaya yetmemesi; ailelerin harcamalarını kısmasına, yeniden borçlanmasına veya sahip oldukları varlıkları satmasına neden olabilir.

TARIM İŞÇİLİĞİ VE MEVSİMLİK İSTİHDAM DARALABİLİR

Bahçe bakımı, budama, hasat ve paketleme faaliyetlerinin azaltılması, yalnızca çiftçileri değil, tarım sektöründe çalışan diğer emekçilerin gelirlerini de olumsuz etkileyebilir.

PROTESTOLAR VE YEREL TOPLUMSAL GERİLİMLER YAŞANABİLİR

Üreticiler, zararlarının karşılanmadığını veya fiyatların belirlenmesinde söz sahibi olamadıklarını düşündüklerinde protestolar, yol kapatma eylemleri ve kooperatifleşme talepleri artabilir. Kamu kurumlarına yönelik tepkiler de yoğunlaşabilir.

Ancak bu gelişmelerin yaşanması kaçınılmaz değildir. Üreticilerin örgütlenme düzeyi, iletişim kanalları, destek mekanizmaları ve yerel koşullar belirleyici rol oynar.

TOPLUMSAL ADALET ALGISI ZEDELENEBİLİR

Üreticinin emeğinin karşılığını alamadığı, buna karşılık ürünlerin tüketiciye yüksek fiyatlarla ulaştığı yönündeki algının yaygınlaşması, piyasa kurumlarına ve ekonomik düzene duyulan güveni zayıflatabilir.

Burada önemli bir bilimsel ayrım yapmak gerekir: Çiftçinin gelir kaybıyla göç, protesto veya toplumsal gerilim arasında ekonomik bağlantılar bulunması, her toplumsal olayın doğrudan tarımsal zarardan kaynaklandığını kanıtlamaz.

Bu ilişkinin gücü; bölgesel gelir, istihdam, borçluluk ve göç verileri üzerinden araştırılmalıdır.

6. TÜRKİYE’NİN DÜNYA MARKASI OLAN TARIM ÜRÜNLERİ NASIL KORUNABİLİR?

Çözüm, yalnızca taban fiyat açıklamakla veya çiftçiye dönemsel destek vermekle sınırlı kalmamalıdır.

Üreticinin sürdürülebilir bir gelir elde etmesi ile tüketicinin ürünlere makul fiyatlarla ulaşabilmesi birlikte gözetilmelidir.

OECD’nin Türkiye değerlendirmesinde de üretim planlaması, kaynakların verimli kullanılması, pazarlama ve sulama altyapısı gibi konuların tarımsal sürdürülebilirlik açısından taşıdığı önem vurgulanmaktadır.

Özellikle incir, üzüm, zeytin, fındık ve Antep fıstığında hedef, yalnızca üretim miktarını artırmak olmamalıdır.

Asıl hedef; kaliteli ürünü doğru zamanda, doğru pazara ulaştırırken üreticinin de sürdürülebilir gelir elde edebildiği bir sistem kurmak olmalıdır.

SONUÇ: SORUN YALNIZCA ÇİFTÇİNİN DEĞİL, ÜLKENİN ÜRETİM KAPASİTESİNİN DE SORUNUDUR

Türkiye’nin dünyada tanınan tarımsal ürünlerini yetiştiren üreticiler uzun süre zarar etmeye devam ederse ülke, aynı anda üç önemli kayıpla karşılaşabilir:

Ekonomik kayıp: Üretici gelirlerinin, kırsal harcamaların ve tarımsal yatırımların azalması.

Stratejik kayıp: İşleme sanayisinin düzenli ham maddeye erişiminin zorlaşması ve ihracattaki rekabet gücünün zayıflaması.

Toplumsal kayıp: Kırsal nüfusun azalması, mesleki bilgi aktarımının kesintiye uğraması ve ekonomik gerilimlerin artması.

Bu nedenle tarım politikalarının başarısı, yalnızca üretim miktarı veya ihracat tutarıyla ölçülmemelidir.

Çiftçinin üretim maliyetlerini karşılayabilmesi, ailesini geçindirebilmesi, bahçesini yenileyebilmesi ve gelecek yıl da üretime devam etmek istemesi, tarım politikalarının başarısını değerlendirmede temel göstergeler arasında yer almalıdır.

“Bir ülkenin tarımsal zenginliği, yalnızca dünya pazarında ne kadar ürün sattığıyla değil, o ürünü üreten insanın üretimde kalabilecek ekonomik güce sahip olup olmadığıyla ölçülür.”

Türkiye açısından asıl soru şudur:

İncir, üzüm, zeytin, fındık ve Antep fıstığı gibi ürünlerden elde edilen ekonomik değerin ne kadarı üreticide kalıyor, ne kadarı işleme, ticaret ve perakende aşamalarında oluşuyor?

Bu sorunun ürün bazında, yıllara göre ve üretim maliyetlerini de kapsayan verilerle yanıtlanması, hem çiftçinin yaşadığı ekonomik kayıpların hem de bu kayıpların ülke ekonomisine yansımalarının somut biçimde ortaya konulmasını sağlayacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.