Çocukluk oyunlarından siyasetin mızıkçılığına

Ramazan TÜLÜ

Hangimiz çocuk olmadık ki, hele bizim kuşak yani elli yaş üstündekiler… İçlerinde hiç erik çalmayan var mıdır?

Çamurlu ve tozlu sokak aralarında ya da küçücük bir alan bulunca elimize plastik bir top geçtiğinde ona bir tekme atıp şut çekmenin zevki, yanında şuta maruz kalıp topun keskin uçlu bir taş parçasına veya bir çalı dikenine değmesiyle çıkan “Fıısss” sesi ve yaşanan büyük hayal kırıklığı…

Top sahibi çocuğun gücü ve havası, takımı onun kurması, oyun içinde hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda topu eline alıp “Oynamayacağım işte, top benim değil mi?” diyerek oyunu bozması…

Bir de saldırıya uğrayıp gücü yetmediğinde “Sen bizim sokaktan, evimizin önünden geçeceksin; işte o zaman abime dövdüreceğim!” diye dayılanmaları…

Bunları niye mi anımsadım? Son günlerde ülkede siyasal aktörlerin yaptıkları işler ve ilkesiz, tutarsız, menfaat kokan davranışlarını gördükçe bu masum çocukluk anıları aklıma geldi de ondan.

Bu ülkede emeğiyle geçinmeye çalışanlar niye çaresiz? Niye hep yoksul kalıyorlar? Benim cevabım: hırsızlar, arsızlar ve devlet imkânlarını, milletin emeğini fütursuzca harcadıkları halde doymayanlar yüzünden.

Irk, din, cinsiyet, felsefi inanç fark etmez; gözyaşı ve alın terinin rengi hep aynıdır.

Adam ülkenin başkentini çeyrek yüzyıl yönetmiş. Hakkındaki iddiaların haddi hesabı yok. Yargıya hesap vermeye gidişine bakınca görüyoruz tuhaflıkları… Ağzında sakız, gözünde güneş gözlüğü, etrafında takım elbiseli korumalar… Sanki yargıya ifade vermeye değil de bir şova gidiyor. Çıkışta da devam ediyor: “Bir değil, iki değil, beş yüz kere sıçradım ve hep takipsizlik aldım” diyerek yargıya meydan okuyor. Kendi gücüne mi güveniyor, yoksa mezarlıktan geçerken korkup ıslık mı çalıyor, belli değil.

Bu ülkenin ekonomisinin düzelmesi ve yoksulluğun önlenmesi için büyük çalanlara tanınan imtiyazlara son verilip sıradan bir hırsız için uygulanan müeyyidenin orantılı şekilde tatbik edilmesi gerekir.

45-50 sene önce yaşadığımız Güneş Motel vakası günümüz demokrasisinin maruz kaldığı tasallut karşısında oldukça masum kalır. Hiç olmazsa onlar bir bakan koltuğu kapmıştı.

Bugün ise anamuhalefet ikiye bölünmüş, ortalık toz duman. Belediye başkanları ve milletvekilleri rozet takma törenlerinde gerdan kırıyor; içlerinde takla atan, asker selamı verenler bile var. Bazı beldelerde kovuşturma olmadan “tedbir amaçlı” tutuklanan belediye başkanlarının arkasında dönen ayak oyunları, teklifler, tehditler, şantajlar ve vaatler… Bir bakmışsınız yüz binlerce seçmenin iradesi yok sayılmış, belediye bir başka siyasi tarafa geçmiş.

Seçmeninin iradesini satanların kendi kişiliklerine saygısı yok ki millete ve ülkeye yararı olsun. Siyaset bu kadar mı düşer ayak altına!

Esefle karşıladığım bir başka olay da bir büyükşehir belediyesinde yaşandı. İktidar yanlısı kişilerin, bir şehrin en özgün gününde (Kurtuluş günü) protokol krizi yaratıp muhalif merkez ilçe belediye başkanına yer ve söz vermemeleri… Bunun izah edilebilecek akıllı, mantıklı, tutarlı bir gerekçesi olabilir mi?

Hayret bir şey… Biz bugüne kadar kimleri adam sanıp oy vermişiz diye hayıflanmaktan başka elimizden bir şey gelmiyor.

Mızıkçılık yapan çocukluk arkadaşlarımı ve çocukluk anılarımı arıyorum. Çünkü onlar doğal ve içtendi, yapmacık değildi…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.