Çok şükür ki sıcak!..

Şerif KUTLUDAĞ

“Çok şükür ki sıcak!..” başlığını okuyunca bana öyle gelir ki, bazı okurlarım benim hakkımda hoş olmayan ifadeler geçirmişlerdir içlerinden…

Çünkü, “Sarı Sıcak” diye tabir edilen yılın en sıcak günlerini yaşıyoruz… Bugün ve yarın için barometredeki sıcaklığın 45 derece, etkisinin ise 50 derece olacağı bilgisi kaç günlerdir gerek basın yayın organları aracılığıyla gerekse sosyal medya araçlarıyla kamuoyuna ardı ardına duyurular yapılmakta ve herkesin kendi konumuna göre gerekli önlemleri alması konusunda uyarılmaktadır.

“Çok şükür ki sıcak!..” başlığında gerçekten samimiyim…

Neden mi derseniz!.. Atalarımızın “Soğuk olmayan kıştan, sıcak olmayan yazdan kork!..” dedikleri bir sözleri vardır “Çok şükür ki sıcak!..” sözüme dayanak eylediğim…

Nasıl ki kış mevsimi soğuğuyla ve yağışlarıyla değer ve önem kazanıyorsa, bahar mevsimi nisan yağmurları ve dağları yeşile boyayan bitki örtüsü ile değer kazanıyorsa yaz mevsimi de bize bol bol her türden ürün veren yaz sıcaklarıyla önem ve değer kazanıyor…

Pazarlarda tezgâhları süsleyen çeşit çeşit her türden meyveyi sıcaklara borçluyuz: İncir, kavun, karpuz, kayısı, zerdali, kiraz, vişne, erik, şeftali vb meyvelerin her birisi sıcaklar sayesinde sofralarımızı ve midelerimizi süslüyor. Buğday, fasulye, barbunya, bakla, salatalık, araka vb her türden gıdayı yine sıcaklara borçluyuz.

Evet bu sıcaklarda meslekleri gereği sıcaklığı kat be kat fazla hisseden ve yaşayan meslek erbapları da vardır. Ör: Uzun yol şoförleri, fırınlarda ekmek çıkaran emekçiler, inşaatlarda ve açık arazide çalışmak zorunda olanlar. Lokanta ve restoranlarda yemek pişirme konumunda bulunan aşçılar vb.

Benim babam inşaatlarda çalışan bir taş duvar ustasıydı… Çalışmadığı günlerde para gelmezdi. Onun için sıcak demez soğuk demezler çalışırlardı… Bağ Kur yoktu, Yeşil kart yoktu, yaşlılık maaşı yoktu… Yani sosyal güvencenin s’si bile yoktu. Onun için de çalışırlardı.

Ülkemizde şu anda makinelerin yaptığı çok işi bir zamanlar sadece insanlar yaparlardı. Beden gücü belirleyiciydi. Hatta köy okulları mayıs ayı girdiğinde kapanırdı neden mi? Çünkü köy çocukları da tarımsal faaliyetlerinde çalışırlardı…

İnşaatlar tamamen insan gücüyle yapılırdı. Onun için de binalar çok yüksek olmazdı, olamazdı… her türden yapı insan gücüyle yapılırdı.

Yazın çok sıcak olmasının bir yararı da turizm ekonomisine getirdiği hareketliliktir elbette. Ülkemizde yeni yeni gündeme gelmeye başlayan on iki ay boyunca sürecek olan kesintisiz turizm anlayışına gelirken turistlere sunduğumuz yegâne imkânımız güneş ve denizdi…

Neyse değerli okurlarım sözü fazla uzatmadan Karacaoğlan’ın serinleteceğini umduğum bir şiiri ile noktalamak istiyorum sözlerimi:

ÇUKUROVA BAYRAMLIĞIN GEYERKEN

Çukurova bayramlığın geyerken

Çıplaklığın üzerinden soyarken

Şubat ayı kış yelini kovarken

Cennet dense sana yakışır dağlar

Ağacınız yapraklarla donanır

Taşlarınız bir birliğe inanır

Hep çiçekler bağrınızda gönenir

Pınarınız çağlar akışır dağlar

Rüzgar eser dallarınız atışır

Kuşlarınız birbirile ötüşür

Ören yerler bu bayramdan pek üşür

Sünbül niçin yaslı bakışır dağlar

Karac'oğlan size bakar sevinir

Sevinirken kalbi yanar gövünür

Kımıldanır her dertlerim devinir

Yas ile sevincim yıkışır dağlar

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.