Dere Yurt

Nevzat ARSLAN

Bu âlemde,

Her şeyin bir hikâyesi vardır.

Ağıtın, gülmenin, türkünün bile…

Hele benim doğup büyüdüğüm yerlerde ise, Taşın, toprağın, kayanın, derenin, ağacın, pınarın Küçük kızın, canlının, kaderin, ölümün dahi bir hikâyesi vardır.

Yaz tatillerinde, kışın sömestre döneminde ineklerin peşine takılırdım.

Şöyle bir etrafa bakındığımda, her yerde bir hikâye, bir ağıt var.

Yanık harman düzlüğündeyim. Yıllar öncesi harman tutuşmuş, yanmış, zahire umudu seneye kalmış. O günlerde İsmail Hoca’nın oğlu Mülazımı Sânî (Üsteğmen)İbrahim (Esgin) Efendi, Çöl savaşlarının ardından yıllar sonra, zabitan atı ile buraya, baba ocağına gelir, burada Hatça kıza söz kesilir. Bir gece kaldıktan sonra, haber gelir, Kurtuluş Savaşında bölük komutanı olarak Afyon ili Sincanlı kazasına doğru yola çıkar, Daha sonra şehit haberi de burada ailesine ulaşacak, Hatça nişanlısı, boynu bükük, öte yanda Eşe kadın şehit oğulun ardından dizlerine vurarak ağıtlar yakacak. Baba İsmail hocanın gözünden yaşlar süzülecekti. Hem de işte burada…

Yanık Harman düzlüğünün hemen güney yanında Sağır oğullarının samıt (sağır ve dilsiz, adı unutulmuş) oğulları, deve yavrusu ile şakalaşırken can verir, buraya gömülür, dereciğin kıyısında, İki kara taştan oluşan Yörüklere has, bir başına yattığı mezarı var. Yörük ölürse, öldüğü yere gömülür sözünü doğrularcasına…

Yukarıdaki tepe, Karaçakal Yörüklerinin son Yörük beyi Bekir Bey yurdudur. Bu nedenle “Bey Yurdu” olarak anılır. Burası kuşbakışı ovanın üzerinde, kömür ocağı tepeciğine adeta yaslanmış zannedersin. Bekir Bey (Aksoy) 9 direkli çadırını sökerek, develerine eşyalarını yüklemiş avenesi ile birlikte Donduran köyünde yaptırdığı Bey konağına buradan göçmüş, oymağı, beyliği oradan yürütür. Donduran köyünde oturduğu yıllarda yüz kişi ile Malgaç Baskını için gelen Yörük Ali Efe önderliğindeki Kuvayı Milliye ekibini bir hafta süre ile beslemiş, elli kişiyi Donduran köylüleri hep birlikte, Büyük Menderes Nehri kıyısından sallarla, dualarla karşıya uğurladılar.

Bey yurdu, son yıllarda Muharrem Gündüz ailesinin yaz mekânı olur. Aydın CHP Kurultay Delegesi olarak buradan Ankara’ya gitmiş ve oradaki konuşmasında “Az önce Genel Başkanım ile oturdum, sohbet ettim. Türkiye Cumhuriyeti’nde Garp Cephesi Kumandanlığı, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık yapmış bir kişiyle, İsmet Paşa ile benim gibi bir keçi çobanını bira arada oturtan rejimin adıdır Cumhuriyet…” diye başladığı konuşmasında, alkışlar eşliğinde izleyiciler pürdikkat kesilir. Daha sonra İsmet İnönü yanına çağırarak bir süre sohbet eder. İnönü ise, “Az önce Aydın delegemiz Muharrem Gündüz bu kürsüden mücevherat saçtı” deme zarafetinde bulunur…

Karşıda apak badana edilmiş Sultan Halanın yaptırdığı gürül gürül akan “Sultan Çeşmesi” vardı, yan tarafta Selvi ve çınar ağacı ılgıt ılgıt esen yellerden salınır dururdu. Sonraları suyu kuruyan çeşme ile birlikte ağaçlar da kurudu. Az yukarısında Isparta Sofulardan eşkıya, zeybek Mercan’ın saklandığı tarihi mezar yeri “Mercan İni” diye anılır. Burada hısımımız Süleyman Amca, çadırını kurdu, iki odalı ev yaptı. Tarihi mağara oğlakları için korunak oldu. Kadastro geldi, burası ormanlık alan dendi, sürüyü, ineği davarı sattı, tavukları kesti, üç gün yedi. Tası tarağı topladı, kasabaya taşındı. Atı için bir yer buldu. Haftanın 2-3 günü atına bindi, soluğu buralarda aldı. Bakındı, bakındı içi burkuldu…

Yukarıda “Akkızçıkan Tepesi” ise, Ellezoğlu Yaylağının batı yakasında ve önündedir. Tepedeki armut ağacı ömrünü tamamladıkça kökünden yeşeren yaban Ahlat Ağacı dalcıkları büyüyerek tekrar yerini alır. Koca Kürdek’in oğlu Durmuş ile evlendirilen Akkız’ın (Havana) baba evinden, ev dedikse çadırlarının olduğu yurt yerinden gelin olarak çıkarıldığı bu tepe “Akkız çıkan yurdu” olarak anılır olmuştu. Hemen batısındaki derecikte akan pınarların suyu birleşerek tee aşağılara doğru akar gider, Alicik Kavağında koca çay ile birleşir.

Köy çocuğunun hayatı, doğanın koynunda, her günü piknik yaşamı gibiydi. Elimizden çakı ve değnek eksik olmaz. Ucu sivriltilmiş değnekle ya çiğdem kazılır ya da efelek aranır. Kuzukulağı, ekşimik otu, keçimemesi gibi bitkiler de bildiğimiz tanıdığımız ot çeşidiydi. Bazen kulakçık, cırlak, çıntar denen mantarlardan da toplardık. Yakılan ateşin kıyında ısıtılan taşın üzerinde pişirilerek tadına doyum olmayan bir mantar türü olarak bilinir.

Bey yurdunun güneyinde dere kıyısında birçok kişinin konup göçtüğü “Dere Yurt” denen bir küçük düzlük benim çok ilgimi çeker, Çoban yurt yerleri, çadır taşları, kim bilir kaç aile burada kondu, göçtü diye düşünürüm. Büyük asırlık bir pırnar ağacı, düzlüğün kıyısında gölge olur, Akkız Çıkan Deresinin yazın son günlerine kadar akan tertemiz suları buradan geçer, bazen gürül gürül akar. Ayrık otları ile kaplı bu yemyeşil düzlükte inekler saatlerce oyalanır, koca ağacın gölgesinde dinlenir. Uzanırdık şırıldayarak akan suya, kadife kızın tosunu ile yan yana su içerdik.

Asırlık pırnar ağacının dalları üzerinde şahinler dolanıyordu, dikkatle bakınca 3 tane şahin yavrusunun ebeveynlerine bakarak ağızlarını açarak acıktıklarını, haykırdıklarını gördüm. Bir defasında bir gürültü duydum. Karayılan salyangoz kabuğunun içine kafasını sokmuş, salyangozu yemiş fakat kabuğa kafası sıkışmış, ortalığa kendini fırlatıyordu, ses ve hareket hissettiği yere doğru korunma içgüdüsüyle saldırıyordu. Bu esnada yamaçta çalılığın içerisinde bozyürük dediğimiz yılanın tiz tıslamaları duyuluyordu. Bu ürkütücü hallere bizler alışıktık. Bir taş atar, hayvanı ürkütürdük. Kemer kayadaki gölde yüzerdik. Havada akbabalar, kartallar dönerek uçarlardı…

Biz otun, bokun, börtü, böceğin, çiçeğin içinde büyüdük.

Üzüm bağımızda iki alay, gurup keklik yaşardı. Bazen hepsi birden gürültüyle uçarlar, bizi ürkütürlerdi. Keklikler bizim bağ evimizin yakınında yuva kurar, buraya yumurtlar. Çünkü insan yakınında rahat eder, tilkiden, şahinden yabanıllardan korunur. Yavrular yumurtadan çıktığı gibi kaybolurlar. Bir gün önümde keklik yavruları görünmez oldu, şaşırdım. Bir de baktım ki o küçücük yavrular, ayaklarına ot, çalı, çırpı, tezek alıp ayakları yukarıda, sırt üstü, ters yatmışlar, korunma içgüdüleri bile insanı şaşırtan, düşündüren bir ilginçlik gösterisi…

Geçen hafta İsa ile bir zamanlar bağ bağa çadırların olduğu Ellezoğlu yaylağındaki ıssız tepede, sessizce yatan ata mezarlarımızı ziyaret ettik. Dere yurttan geçtik, pirnar ağacı kesilmiş, artık yok. Çayırlı yemyeşil alan talan edilmiş, dere kurumuş, taş yığınları arasında yer yer kızılçamlar boy göstermekte. Bir de o eski yeşillik günleri anımsadım yüreğim karardı, içim burkuldu. Bir yandan gündemde olanlar da sıkıntı verici, emeklinin hali, ülkede adalet alanında yaşananlar, ekonomik sorunlar, savaşlar, bizleri üzüntüye gark ediyor, öte yanda asıl üzüntümüz yarınlarımız olan çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği de kendi adıma diyeyim düşündürücüdür…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.