OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E ATATÜRK’ÜN DE YOLUNUN KESİŞTİĞİ URLA TAHAFFUZHANESİ
Salgın hastalıklar, tarih boyunca insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük yaşamsal tehditlerden biri oldu. Geçmişte veba, kolera, çiçek ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklar kitlesel ölümlere yol açarken, Aralık 2019’da Çin’de ortaya çıkan COVID-19 pandemisi de kısa sürede tüm dünyaya yayılarak küresel bir sağlık krizine dönüştü. Modern dünyayı hazırlıksız yakalayan ve sağlık sistemlerini zorlayan bu süreç, salgınlara karşı geliştirilen en temel koruyucu yöntemlerden biri olan karantina uygulamalarının ne kadar hayati ve stratejik bir öneme sahip olduğunu bir kez daha görünür kıldı.
18. ve 19. yüzyıllarda küresel salgınlara karşı Avrupa’dan Amerika’ya, Akdeniz’den Avustralya’ya kadar pek çok ülke kendilerini korumak için güçlü bir sağlık sistemi kurdu. Bu sistemin en önemli halkasını ise tahaffuzhaneler yani karantina merkezleri oluşturdu. Asırlar boyunca liman kentlerinin görünmez sağlık kalkanı olan bu merkezler salgın hastalık riskine karşı deniz yoluyla gelen yolcular ve mürettebatın sağlık kontrolünden geçirildiği, eşyalarının ve ticari yüklerin dezenfekte edildiği, hastalık şüphesi bulunan kişilerinse günler hatta haftalar boyunca izole edildiği yerlerdi. Bu sistem sayesinde salgınların ülkeye girişi ve sınır ötesine geçmesi engellenir, hem ulusal hem de uluslararası ölçekte halk sağlığının korunması en üst düzeyde sağlanırdı.
DÜNYA KARANTİNA TARİHİNDE İZ BIRAKAN MERKEZLER
Salgın hastalıklarla mücadele için kurulan lazaretler yani karantina merkezleri, yüzyıllar boyunca dünyanın farklı liman kentlerinde hayati bir rol üstlendi. Bu merkezlere yani bulaşıcı hastalıklarla ilgili kurumlara verilen “lazaret” adı da tarihsel bir göndermeye dayanıyor. Kelime, Orta Çağ’da cüzzamlıların koruyucu azizi olarak kabul edilen ve ismi İncil’de de geçen Aziz Lazarus’tan geliyor.
Dünya karantina tarihinin en bilinen lazaret örnekleri arasında ise 1377 yılında ilk resmi karantina uygulamalarının hayata geçirildiği Hırvatistan’daki Dubrovnik Lazaretleri, 1423’te İtalya’nın Venedik kentinde kurulan ve dünyanın ilk kalıcı karantina hastanelerinden biri kabul edilen Lazzaretto Vecchio, 1832’de Avustralya’da faaliyete geçen Sidney Karantina İstasyonu, 1892-1954 yılları arasında milyonlarca göçmenin sağlık kontrolünden geçtiği New York’taki Ellis Island Sağlık Kontrol Merkezi ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde özellikle Hindistan ve Uzak Doğu’dan gelen hacı adaylarını denetlemek amacıyla Kızıldeniz’de kurulan Yemen-Kamaran Adası Tahaffuzhanesi yer alıyor. Bu merkezler, salgın hastalıkların kıtalar arasında yayılmasını önlemek amacıyla kurulan dünya karantina tarihinin en önemli ve simgesel örnekleri arasında gösteriliyor.
DOĞU AKDENİZ’İN EN ÖNEMLİ KARANTİNA MERKEZLERİNDEN BİRİ
Osmanlı İmparatorluğu döneminde idaresindeki Yemen’de olduğu gibi salgın hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla Beyrut, Trablusgarp, İstanbul gibi liman şehirlerinde de kapsamlı bir karantina ağı oluşturuldu. Bu çerçevede birçok tahaffuzhane inşa edilirken, bu sağlık ağının en önemli halkalarından biri ise İzmir’in Urla ilçesinde kuruldu. Doğu Akdeniz’in en önde gelen karantina merkezlerinden biri kabul edilen Klazomenai/ Urla Tahaffuzhanesi, günümüz tıp dünyasında New York’taki Ellis Adası ve Dubrovnik’teki Zupa Dubrovacka Adası ile birlikte dünyada tam donanımlı olarak ayakta kalabilmiş üç ada merkezinden biri. Bu tarihi merkez, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de genç bir subayken görev yolculukları sırasında dönemin sağlık ve karantina kuralları gereği kısa süreliğine kaldığı, bir devlet başkanı olarak da denetlediği yerlerden biri olarak tarihte özel bir yere sahip. 1865 yılında Antik Klazomenai kenti kalıntılarının da bulunduğu 320 dönümlük adada Fransızlar tarafından inşa edilen tesis, 1892 yılında tam kapasiteyle hizmete girdi ve 1950’li yıllara kadar faaliyetini sürdürdü. Günümüzde Sağlık Bakanlığı bünyesinde Urla Karantina Adası Tahaffuzhane Müzesi olarak düzenlenen tarihi yapıda müzeleşme çalışmaları devam ediyor.
URLA KARANTİNA ADASI’NIN HİKAYESİNİ MÜDÜR TURGUT YILMAZ ANLATTI
Salgın hastalıkların gölgesinde geçen yüzyıllarda, insanlığın en büyük savunma hatlarından biri olan karantina merkezleri geçmişin "görünmez düşmanlarına" karşı kurulan stratejik kalelerdi. Bu tarihsel mücadelenin Türkiye’deki en çarpıcı simgelerinden olan Urla Tahaffuzhanesi’nin (Karantina Merkezi) kuruluş sürecini, Osmanlı dönemindeki rolünü, Atatürk’ün bu tarihi merkezle yolunun nasıl kesiştiğini ve tesisin günümüze kadar gelen tarihsel değerine kadar pek çok detayı, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla Urla Karantina Adası Müdürü Turgut Yılmaz ile konuştuk. Tarihin tozlu sayfalarından günümüzün pandemi gerçeklerine uzanan sohbetimizde, tarihi yapının hikayesini Yılmaz Müdür’ün anlatımıyla dinledik.
SALGINLARA KARŞI OSMANLI’NIN SAĞLIK KALESİ
Soru: Turgut Müdürüm, söyleşimize Osmanlı döneminde salgın hastalıklarla mücadelede önemli bir rol üstlenen Urla Tahaffuzhanesi’nin kuruluş sürecini konuşarak başlasak…
Cevap: Osmanlı İmparatorluğu’nda Karantina Teşkilatı yani Meclis-i Tahaffuz, kolera, veba, tifüs, sarıhumma, çiçek gibi salgın hastalıklar karşısında, ülkenin sağlık sınırlarını kontrol altında tutmak amacıyla Nisan 1838’de Sultan II. Mahmut tarafından kuruldu. İzmir Karantinası ise ilk olarak 1840’ta bugün Karantina Semti olarak bilinen Karataş’ta faaliyete geçti. Ancak İzmir, demiryollarının da etkisiyle hızla büyüyen bir ticaret devine dönüşünce, Karataş bölgesi zamanla şehrin içinde kaldı. Oysa karantina uygulamasının amacı, yurt dışından gelen yolcuların yerel halkla temasını kontrollü şekilde sağlamak ve salgın riskini şehirden uzak tutmaktı. Şehirle iç içe geçmiş bir merkezde bu kontrolü sağlıklı yürütmek mümkün değildi. Bu yüzden hem şehirden izole hem de şehre ulaşımı kolay olan Urla Karantina Adası seçilerek, 1865 yılında Fransızlara 323 dönümlük adada günlük yaklaşık 600 kişinin giriş yapabileceği bir kapasitede tahaffuzhane tesisleri inşa ettirilerek, 1869 yılında sistem buraya taşındı. Gemi İzmir’e yanaşmadan önce yurt dışından gelen herkesin (diplomatlar dahil) bu adada dezenfeksiyon sürecinden (tahaffuz) geçmesi zorunluydu.
OSMANLI’NIN KARANTİNA AĞI VE URLA’NIN STRATEJİK ÖNEMİ
Soru: Osmanlı döneminde tahaffuzhaneler sağlık sistemi içinde nasıl bir rol üstleniyordu? Urla’yı Doğu Akdeniz’deki benzerlerinden ayıran temel özellikler neler?
Cevap: Tahaffuzhaneler o dönem Hariciye Nazırlığı’na (Dışişleri Bakanlığı) bağlı, stratejik birer savunma hattıydı. Limanlarda ve kara ticaret yollarında bulunmaktaydı. 1870’lerde Hicaz’dan Balkanlar’a kadar uzanan coğrafyada 140’a yakın merkez vardı. Urla’yı eşsiz kılan ise, Osmanlı’da "ilmi (bilimsel) karantina" yöntemlerine göre tasarlanan ilk yer olmasıdır. Tahaffuzhane adeta küçük bir gibi planlanmıştı. Kompleksin merkezinde duşlar, sterilizasyon üniteleri ve odalarını barındıran ana tahaffuzhane binası yer alıyordu. Bunun yanı sıra karantina kampüsünün bulunduğu adada telgrafhane, tercümehane, lokanta, personel lojmanları ile sağlıklı ve hasta yolcular için ayrı koğuşlardan oluşan bir yapı düzeni vardı. Yolcu yoğunluğunun arttığı dönemlerde ise geçici çadırlar kuruluyordu. Bu yapılardan 20 karantina binası günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.
1935 yılına ait haritalara göre ise adada daha sonra yalnızca hastane binası ve ona bağlı ek yapılar inşa edilmiş, bunun dışında yeni bir yapılaşmaya gidilmemiştir. Urla Tahaffuzhanesi aynı zamanda Fransız mühendisler tarafından kurulan raylı sistemler ve devasa buharlı sterilizasyon makineleri (etüv) sayesinde, bir yolcuyu ve eşyalarını birkaç saat içinde dezenfekte edebilen endüstriyel ölçekte bir tesisti. Bu merkez özellikle ticaret ve hac yolculuğu yapan, başta kuzey hac yolu üzerinde Anadolu, Rumeli, Bosna ve Rusya yönlerinden gemiyle seyahat eden insanlar için önemli bir sağlık kontrol noktası olarak hizmet veriyordu.
BİR YOLCUNUN ADADAKİ KARANTİNA SERÜVENİ
Soru: O dönem gemiyle gelen bir yolcu adaya ayak bastığında onu nasıl bir süreç bekliyordu? Adım adım hangi tıbbi ve hijyenik prosedürlerden geçiliyordu?
Cevap: Süreç oldukça disiplinli ve sistemliydi. Limana doğrudan yanaşmalarına izin verilmeyen gemiler, adanın yaklaşık bir mil açığında demirlerdi. Yolcular ve mürettebat buradan filikalarla Karantina Adası’na getirilirdi. Adaya çıkan herkes önce tahaffuzhane binasında kayıt altına alınırdı. Ardından yönlendirildikleri soyunma odalarında kıyafetlerini çıkararak özel filelerin içerisine koyarlar, sadece peştemal ve takunya giyerek, buradan geçtikleri özel duş odalarında ((hijyen banyoları) sabun ve özel dezenfektanlarla yıkanırlardı. Duştan çıktıklarında kendilerine verilen steril giysilerle ilk muayeneden geçerlerdi.
HASTALIK ŞÜPHESİ TAŞIYANLAR TECRİT KOĞUŞLARINA ALINIRDI
Soru: Peki muayenenin ardından hastalık şüphesi taşıyanlar ve sağlıklı görülen yolcular için adada nasıl bir süreç başlıyordu?
Cevap: Doktor kontrolünde hastalık şüphesi taşıyanlar hemen tecrit koğuşlarına alınır ve tedavileri tamamlanıncaya kadar burada tutulurdu. Sağlıklı görülen yolcular ise olası belirtilerin ortaya çıkıp çıkmadığını gözlemlemek amacıyla adadaki misafirhanelerde birkaç gün süren karantina gözetimi altında kalırdı. Hastalık nedeniyle hayatını kaybedenler ise inançlarına uygun ritüellerle adanın doğu bölümündeki mezarlıkta defnedilirdi. Bulaşma riskini azaltmak amacıyla mezarlar derin kazılır ve üzerlerine sönmüş kireç dökülerek izolasyon sağlanırdı. Günümüzde Karantina Adası’ndaki bu mezarlıkta yaklaşık 350 mezar bulunduğu biliniyor.
KIYAFETLER VE EŞYALAR NASIL STERİLİZE EDİLİYORDU?
Soru: Yolcuların kıyafetleri ve eşyaları karantinada nasıl dezenfekte ediliyordu?
Cevap: Yolcular duştayken, kıyafetleri ve eşyaları dönemin en ileri teknolojisi sayılan sistemli bir dezenfeksiyon sürecinden geçerdi. Kıyafetleri soyunma bölümündeki hem teması hem de mahremiyeti sağlayan döner dolap sistemi aracılığıyla odanın diğer tarafına aktarılır ve görevliler tarafından yüksek sıcaklıkla çalışan özel sterilizasyon kazanlarına yerleştirilirdi. Bu sistem sayesinde kıyafetler yaklaşık 120 derece buharla sterilize edilir, böylece mikroplardan arındırılırken ıslanmadan yeniden kullanılabilecek hale gelirdi. İpekli giysilerin zarar görmemesi için ise basıncı biraz daha düşük olan etüvlere konur ve bu kıyafetlerin dezenfeksiyonu sağlanırdı. Yolcuların bavul ve diğer eşyaları da ayrı etüvlerde, ısıya dayalı yüksek buhar yöntemi ile temizlenirdi. Bu işlemler, salgın hastalık riskinin başka bir ülkeden deniz yoluyla şehre taşınmasını önlemek için uygulanan en önemli tedbirler arasındaydı
DÖNEMİN İLERİ TEKNOLOJİSİ ETÜV VE BUHARLI STERİLİZASYON
Soru: Tahaffuzhanede kullanılan tıbbi yöntemler ve ekipmanlar hakkında bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Tahaffuzhaneler temel olarak izolasyon ve tecrit merkezleri olarak tasarlanmış yapılardı. Urla Tahaffuzhanesi’nde kurulan sistem ise dönemi için oldukça ileri bir mühendislik anlayışını yansıtıyordu. Tesis içerisinde raylı taşıma hatları, duş kabinleri, dezenfeksiyon fırınları ve buharla çalışan sterilizasyon kazanları bulunuyordu. Burada yolcuların yanı sıra beraberlerinde getirdikleri eşyalar, bavullar, mektuplar ve ticari mallar da özel dezenfeksiyon işlemlerinden geçirilirdi. Bu amaçla yüksek sıcaklık ve buharla çalışan özel fırınlar ile sterilizasyon sistemleri kullanılırdı. Tahaffuzhanede ayrıca “kirli alan” ve “temiz alan” ayrımı yapılır, böylece bulaş riskinin kontrol altında tutulması sağlanırdı. Sterilizasyon kazanları ve etüv sistemleri dönemin en önemli tıbbi ekipmanları arasında yer alıyordu. Bu teknolojilerin daha küçük ölçekli uygulamaları ise ilerleyen yıllarda hastanelerde de kullanılmaya başlandı.
AÇIKTA BEKLEYEN GEMİLER NASIL DENETLENİYORDU?
Soru: Yolcular ve eşyalara yönelik karantina işlemleri uygulanırken, açıkta demirleyen gemiler için de özel bir kontrol var mıydı?
Cevap: Elbette vardı. Karantina uygulamaları yalnızca yolcularla sınırlı değildi. Gemiler de sıkı bir denetime tabi tutuluyordu. Salgın hastalıkların yayılmasında rol oynadığı düşünülen haşerata karşı gemiler ilaçlanıyordu. Böylece halk sağlığını korumaya yönelik tüm tedbirler titizlikle uygulanmış olurdu.
40 GÜNDEN BİLİME, KARANTİNA SÜRELERİ NASIL BELİRLENDİ?
Soru: "Karantina" kelimesi köken olarak İtalyanca’da 40 rakamını çağrıştırıyor. Urla Tahaffuzhanesi’nde yolcuların adada kalış süresi de bu süreye mi dayanıyordu, yoksa tıbbi kriterlere göre mi belirleniyordu?
Cevap: Haklısınız, karantina Latince kökenli ve "kırk gün" demek. Ortaçağ’da salgın şüphesi taşıyan gemilerin 40 gün limana yanaşmasına izin verilmezdi. Ancak o dönemlerde bu süreyi belirleyen uygulamaların tamamen bilimsel temellere dayandığını söylemek zor. Daha çok gözleme ve geleneksel kabullere dayalı bir yöntem söz konusuydu. Pek çok kültürde 9, 19 ve 40 gibi sayılar sembolik anlamlar taşır. Bizim kültürümüzde de “kırkını çıkarmak”, “kırklara karışmak” gibi ifadeler bunun örnekleridir. Ancak 19. yüzyılda mikroorganizmaların keşfiyle birlikte karantina uygulamaları da bilimsel bir temele oturmaya başladı. Artık karantina süreleri, hastalıkların kuluçka dönemlerine göre belirleniyordu. O dönemin en büyük salgın tehditlerinden biri koleraydı ve tüm protokoller bu hastalığın kuluçka evresine göre, tıpkı yakın zamanda COVID-19 pandemisinde yaşadığımız 14 günlük süreçler gibi bilimsel veriler ışığında belirleniyordu.
BİR SUBAYIN ZORUNLU BEKLEYİŞİ, BİR LİDERİN TAKDİRİ
Soru: Çağdaş Türkiye’nin Önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün de genç bir subay olarak karantina süreci yaşadığı bu adayı, Cumhuriyet döneminde de ziyaret ettiği biliniyor. Bu konu hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Cevap: Osmanlı döneminde deniz yolculuklarında uygulanan karantina sistemi nedeniyle Urla Tahaffuzhanesi, dönemin askeri ve sivil yolcuları için önemli bir sağlık kontrol noktasıydı. Mustafa Kemal Atatürk’ün de genç subaylık yıllarındaki görev yolculukları sırasında bu merkezle yolunun kesişmiş olabileceğine dair yerel anlatılar bulunur. Atatürk’ün Urla Karantina Adası ile belgeli teması ise 30 Haziran 1926’da gerçekleştirdiği ziyaretle kayıtlara geçmiştir. İzmir suikastı girişimi sonrası çıktığı yurt gezisi kapsamında Urla’ya gelen Atatürk, bir zamanlar kısa süreliğine karantinada kaldığı tahaffuzhaneyi bu kez denetlemek amacıyla gezer. Tesisteki işleyişten, hijyen standartlarından ve disiplinli yapıdan duyduğu memnuniyeti bizzat dile getiren Atatürk’ün bu takdiri yerel anlatılarda halen aktarılır.
MÜBADELE YILLARINDA BİR SAĞLIK KAPISI
Soru: Osmanlı döneminde kurulan Tahaffuzhane, Cumhuriyet döneminde de hizmet vermeye devam etti mi? Tesisin günümüze uzanan serüveninden kısaca bahseder misiniz?
Cevap: Osmanlı’da olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de stratejik önemini koruyan Tahaffuzhane, 1923 Lozan Mübadelesi sırasında Anadolu’ya gelen birçok mübadilin ilk sağlık kontrolünden geçirildiği önemli geçiş noktalarından biri olarak görev yaptı. Girit, Selanik, Kavala ve Drama başta olmak üzere Ege ve Makedonya bölgelerinden gelen Müslüman Türk mübadiller, İzmir’e ulaşmalarının ardından Urla Tahaffuzhanesi’nde sağlık muayenesinden geçiriliyor, gerekli görülen durumlarda birkaç gün ya da hafta karantinada tutuluyordu. Sağlık kontrolleri tamamlanan mübadiller daha sonra Anadolu’nun farklı şehirlerine yerleştirilmek üzere sevk ediliyordu. Bu yönüyle Tahaffuzhane yalnızca bir karantina merkezi olarak görev yapmakla kalmadı, aynı zamanda Ege üzerinden gelen binlerce mübadilin Anadolu’ya attığı ilk adımlara tanıklık eden önemli bir tarih mekanı haline geldi.
100 YIL SONRA YENİDEN SIĞINAK OLDU
Soru: Tahaffuzhane geçmişte karantina merkezi olmasının yanında, gerektiğinde insanların daha uzun süre barındırıldığı bir yer olarak da hizmet veriyordu. Yakın dönemde de benzer bir sosyal işlev üstlendi mi?
Cevap : Doğrudur. Burada yolcular yalnızca karantina süresince değil, gerektiğinde daha uzun sürelerle de ağırlanıyordu. Bu işlev, yakın geçmişte bir kez daha kendini gösterdi. 12 ilimizi etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bazı depremzedeler, felaketten yaklaşık 10 gün sonra adaya getirilerek yaklaşık dört ay boyunca burada misafir edildi. Böylece Urla Karantina Adası, yaklaşık bir asır sonra yeniden insanlara güvenli bir sığınak olma görevini üstlenmiş oldu.
KORE GAZİLERİNDEN COVID KARANTİNASINA
Soru: Lozan Mübadelesi sırasında önemli bir sağlık kontrol noktası olarak kullanılan Tahaffuzhane, Cumhuriyet’in ilerleyen yıllarında da kullanıldı mı?
Cevap: Evet, Cumhuriyet döneminde de uzun yıllar boyunca kullanılmaya devam etti. En son Kore gazileri için kullanıldı. Ancak ilerleyen yıllarda adanın sağlık hizmeti serüveni zamanla kabuk değiştirdi. 1955 yılında mevcut tesislere ek olarak bir Karantina Hastanesi inşa edilerek sağlık hizmetlerinin kapsamı genişletildi. Hastane binasının atıl kalmaması amacıyla yapı bir süre Deniz ve Güneş Tedavi Enstitüsü olarak değerlendirildi. 1960’lı yıllarda ise tesis Kemik ve Mafsal Hastalıkları Hastanesi olarak hizmet vermeye başladı. 1986 yılında Urla Devlet Hastanesi’ne dönüştürülen bina, 2014 yılında yeni hastane binası ilçe merkezine taşınana kadar sağlık hizmeti vermeyi sürdürdü. 1865’ten bu yana sağlık misyonunu sürdüren tesis, barış zamanlarında Sağlık Bakanlığı’nın hizmet içi eğitim merkezi olarak kullanılırken, olağanüstü dönemlerde ise kriz durumlarına yönelik hazır tutuluyor. Tarihi tesis, Aralık 2019’da Çin’de başlayıp kısa sürede tüm dünyaya yayılan ve Mart 2020’de Türkiye’de de görülen COVID-19 pandemisi sırasında ise yeniden asli işlevini hatırlatan bir rol üstlendi ve karantina süreci geçirmesi gereken bazı grupların izolasyonu için kullanıldı.
ATA YADİGARI YAPILAR RESTORASYONLA YENİDEN HAYAT BULDU
Soru: Urla Tahaffuzhanesi, bugün nasıl bir işleve sahip? Müzeleşme hedefi ve yakın dönemde gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Tarihi bina halk arasında “müze” olarak bilinse de müzeleşme süreci henüz tamamlanmış değil. Tarihi bina halk arasında “müze” olarak bilinse de müzeleşme süreci henüz tamamlanmış değil.
Günümüzde burada Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir hizmet içi eğitim merkezi faaliyet gösteriyor ve Dünya Sağlık Örgütü ile ortak yürütülen programlar kapsamında sağlık profesyonellerine yönelik eğitimler düzenleniyor. Tarihi dokusu güçlü bir kültür mirası niteliği taşıyan Tahaffuzhane kompleksinin, mevcut yapısı korunarak bir karantina müzesine dönüştürülmesi ve turizme kazandırılması hedefleniyor. Bu aşamada okullar ve sivil toplum kuruluşları için randevulu ziyaretler düzenliyoruz. Geçtiğimiz beş yıl içinde Sağlık Bakanlığı olarak adada bulunan tüm karantina yapılarının restorasyonunu gerçekleştirdik. Tarihi tesis 2020’de restorasyona girdi. Üç yıl süren çalışmaların ardından ata yadigarı binaların özgün dokusu korunarak 2023 yılı sonunda yaklaşık 80 milyon TL’lik yatırımla yeniden hizmete açıldı. Restorasyon süreci aslında müze olma sürecinin başlangıcı kabul edilebilir ve müze oma sürecimiz devam ediyor.
ZİYARETÇİSİNİ 160 YIL ÖNCESİNE GÖTÜRÜYOR
Soru: Urla Tahaffuzhanesi’ni ziyaret edenleri en çok neler etkiliyor?
Cevap: Burayı ziyaret edenleri en çok yapının kendisi ve o günlerden günümüze eksiksiz ulaşan tarihi etüv kazanları ile duş sistemleri etkiliyor. Her şeyin orijinal haliyle korunmuş olması, ziyaretçiyi bir anda 160 yıl öncesine götürüyor. Osmanlı’da bilimsel karantinaya yönelik kurulan ilk merkezlerden biri olan Urla Tahaffuzhanesi, tüm müştemilatıyla günümüze ulaşabilmiş nadir yapılardan biri. Bu özgünlük ziyaretçiler üzerinde oldukça etkileyici bir iz bırakıyor. Dünyada tam donanımlı ayakta kalan üç ada merkezinden biri olması ise burayı çok özel kılıyor.
GEÇMİŞE SAYGI, GELECEĞE İLHAM
Soru: Hem tarihsel derinliği hem de günümüze uzanan serüveniyle önemli bir miras taşıyan bu tarihi mekanla ilgili verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkür ediyoruz. Son sözlerinizi alsak, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla kıymetli doktorlarımıza ve sağlık çalışanlarımıza mesajınız nedir?
Cevap: Böylesine köklü bir sağlık mirasını yeniden hatırlatmaya vesile olan bu söyleşi için ben teşekkür ederim. Özellikle tıp öğrencilerine ve gençlere, geleceği inşa ederken geçmişi asla küçümsememelerini söylemek isterim. Urla Tahaffuzhanesi’ni gezen biri, ecdadımızın o dönemin kısıtlı imkanlarına rağmen nasıl “zamanının ötesinde” bir sağlık sistemi kurduğunu çok net görür. Gerçekten ilerlemek istiyorsak önce bu büyük geçmişe saygı duymalı, ardından ondan ilham almalıyız. Bu ada, sağlık çalışanlarının fedakarlığının ve insan hayatını koruma sorumluluğunun tarih boyunca nasıl taşındığının en somut tanıklarından biridir. Urla Karantina Adası Müdürlüğü olarak dün olduğu gibi bugün de insan hayatını her şeyin üzerinde tutan tüm hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyoruz.
TÜM SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN 14 MART TIP BAYRAMI’NI KUTLUYORUZ
Salgınlara karşı kurulan sağlık savunma hatlarının önemli örneklerinden biri olan Urla Tahaffuzhanesi, sağlık tarihinin bugünlere ulaşan en kıymetli miraslarından biri olarak varlığını sürdürüyor. İnsan hayatını korumak için verilen büyük mücadelenin hafızasını yaşatan bu anlamlı durakta, geçmişten bugüne insan hayatını her şeyin üzerinde tutan, fedakarlıklarıyla umudu yeşerten, toplum sağlığı için özveriyle görev yapan hekimlerimiz başta olmak üzere tüm sağlık emekçilerinin 14 Mart Tıp Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyoruz. İyi ki varsınız, hep de var olun.
Fulya OMAÇ / Urla - İZMİR