Ege’nin hafızasını konuştuk: Toprağın sakladığı tarihi ve insan zihninin gerçekliğini Prof. Dr.Kürşat Şahin Yıldırımer yorumladı

Akademik çalışmaları yalnızca klinik psikoloji alanıyla sınırlı kalmayan; toplumsal normlar, kültürel yapı ve kolektif bilinç üzerine uluslararası yayınlarıyla dikkat çeken, sosyal psikoloji alanında üstün doktora derecesine sahip saygın bilim insanı Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, disiplinlerarası yaklaşımıyla tarih, toplum ve insan zihni arasındaki ilişkileri analiz eden nadir akademisyenlerden biridir.

Onun bakış açısı, coğrafyayı yalnızca fiziksel değil; sosyolojik ve psikolojik katmanlarıyla anlamamızı sağlar. Kendisiyle bu kez Ege Bölgesi’nin tarihsel ve toplumsal hafızasını konuştuk.

Hocam, Ege’yi neden yalnızca bir coğrafya değil de “canlı bir arşiv” olarak tanımlıyorsunuz?

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer: Çünkü Ege, sadece bugünün şehirlerinden ibaret değildir. Bu topraklarda yürürken aslında binlerce yıllık insan hikâyelerinin üzerinde yürürüz. Lidyalılar, Frigler, Karyalılar ve diğer kadim Anadolu toplulukları burada yalnızca yaşamamış; aynı zamanda genetik ve kültürel izler bırakmıştır. Bir bölgenin demografik yapısını anlamak için yalnızca bugünkü nüfusa değil, tarihsel katmanlara bakmak gerekir.

Durkheim’ın söylediği gibi: “Toplum, bireylerin toplamından daha fazlasıdır.” Ege de tam olarak böyledir; tek tek medeniyetlerin değil, onların birleşiminden oluşan bir kolektif hafızadır.

Persler, Roma ve Bizans gibi büyük imparatorlukların bölgeye hâkim olması nüfusu değiştirdi mi hocam?

Prof. Dr. Yıldırımer: Hayır, asıl önemli nokta burada. Tarihte birçok siyasi egemenlik değişmiştir; ancak bu değişimler nüfusun silinmesiyle değil, kültürlerin üst üste binmesiyle gerçekleşmiştir. Mimari yapılara, ticaret yollarına, şehir planlarına baktığınızda bunu net görürsünüz. Her medeniyet bir öncekini yok etmek yerine çoğu zaman onun üzerine eklemiştir. Bu yüzden Ege’de tarih doğrusal değil, katmanlıdır.

Hocam 1071 sonrası Türk göçleri bölgenin yapısını nasıl etkiledi?

Yıldırımer: Türklerin Anadolu’ya gelişi Ege için bir kırılma değil, dönüşüm sürecidir. Oğuz ve Türkmen boylarının yerleşmesiyle 13. yüzyıla gelindiğinde bölgenin demografik çekirdeği büyük ölçüde Türk topluluklarından oluşmuştur. Osmanlı ise bu süreci rastlantıya bırakmamış, Yörük ve Türkmen aşiretlerini planlı iskân politikalarıyla yerleştirerek hem güvenliği sağlamış hem de üretim ağını kurmuştur. Bu aslında sosyolojik açıdan bir nüfus mühendisliği örneğidir.

Balkan göçleri ve mübadele süreci Ege’yi nasıl değiştirdi hocam?

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer: 18. ve 19. yüzyıllarda Balkanlar’dan gelen muhacirler, Çerkes ve Abaza toplulukları Ege’de yeni yerleşimler kurdu. Bu yalnızca nüfus artışı değil; ekonomik ve kültürel canlılık anlamına geliyordu. 1923 mübadelesi ise modern tarihin en büyük nüfus değişimlerinden biridir. Yunanistan’dan gelen Türkler, özellikle ticaret ve şehir ekonomisinin gelişiminde belirleyici rol oynamıştır.

Weber’in şu sözü burada anlam kazanır: “Tarih, yalnızca olanı değil; nasıl ve neden olduğunu anlamaya çalışmaktır.” Ege’yi anlamak için de olayların arkasındaki toplumsal dinamikleri okumak gerekir.

Hocam son yıllarda sıkça konuşulan “devlet hafızası” tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Yıldırımer: Tarih sadece belgelerden ibaret değildir; tartışmalar, iddialar ve henüz açıklanmamış dosyalar da tarihin parçasıdır. Devlet arşivleri ve güvenlik yapıları her zaman hassas alanlar olmuştur. Bu tür meselelerde kesin yargı vermek bilimsel değildir. Tarihçinin görevi hüküm vermek değil, veriyi analiz etmektir. Ancak şu gerçek değişmez: Devlet hafızası, millet hafızasının en stratejik parçasıdır.

Bugün Ege’ye baktığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz sayın hocam?

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer: Bugün Ege tek bir kimliğin değil, tarih boyunca birbirine eklemlenmiş kimliklerin coğrafyasıdır. Bu yüzden onu anlamak için slogan değil, bilim gerekir. Kimliğini bilen toplumlar geleceği kurar; geçmişini bilmeyenler başkalarının yazdığı tarihin figüranı olur. Ege’nin toprağı bize şunu söyler:

“Tarih yalnızca geçmiş değildir; uyanık kalmayı bilenler için bir pusuladır.”


Disiplinlerarası yaklaşımı, tarihsel bilinç ile toplumsal psikolojiyi birleştiren yorum gücü ve akademik derinliğiyle Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, yalnızca bir bilim insanı değil; aynı zamanda toplumsal hafızayı analiz eden bir düşünce rehberidir. Onun çalışmaları, coğrafyayı anlamanın aslında insanı anlamak olduğunu bir kez daha gösteriyor. Akademi dünyasında hem klinik psikoloji hem sosyal psikoloji hem de toplumsal analiz alanlarında ürettiği uluslararası nitelikteki çalışmalar, kendisini çağdaş bilim insanları arasında ayrıcalıklı bir konuma taşımaktadır.

Hocamızın güncel yazı ve çalışmalarını Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer Websitesi adresinden takip edebilirsiniz. Bu nitelikli söyleşi için kendilerine içten teşekkürlerimizi sunarız.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Sağlık Haberleri