Erdem’in ‘Toker’ savunması neyi eksik bırakıyor?

Servet TÖZ

AK Parti Aydın İl Başkanı Mehmet Erdem’in, Borsa İstanbul’daki manipülasyon iddiaları kapsamında tutuklanan Kerim Toker hakkında yaptığı açıklama, ilk bakışta partiyi korumaya dönük bir “mesafe koyma” çabası olarak okunuyor. Ancak açıklama dikkatle incelendiğinde, söylenenlerden çok söylenmeyenler öne çıkıyor. Kamuoyunun zihnini kurcalayan sorulara net cevaplar verilmediği için, yapılan açıklama şüpheleri dağıtmak yerine daha da derinleştiriyor.

Erdem’in açıklamasında iki vurgu özellikle öne çıkarılıyor: “Bu bir temennidir” ve “aramızda hiçbir ticari ilişki yoktur.” Ne var ki siyasette bazı cümleler, niyet edilenin aksine etki yaratabilir. Çünkü vatandaş artık sadece yargı sürecinin sonucuna değil, o sürece gelene kadar yaşananlara, kimlerin neyi bilip bilmediğine, hangi risklerin neden görmezden gelindiğine de bakıyor. Siyaset, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir alandır.

Kerim Toker’in 2022 yılında Sermaye Piyasası Kurulu tarafından borsa manipülasyonu iddiasıyla 6 ay işlem yasağı almış olması, sıradan bir ayrıntı değildir. O dönemde adli bir soruşturma açılmamış olabilir. Ancak SPK gibi önemli bir kurumun verdiği yaptırım, siyasette ciddi bir uyarı anlamına gelir. Böyle bir uyarıya rağmen Toker’in partide önemli görevlerini sürdürmesi, bugün kaçınılmaz olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Bu risk neden görmezden gelindi? Parti yönetimi bu durumu bilmiyor muydu, yoksa bilindiği halde mi önemsenmedi?

Mehmet Erdem’in “hiçbir ticari ilişkimiz yok” sözleri de tartışmayı sona erdirmiyor. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun AK Parti’ye katılımının ardından Kerim Toker’in Teşkilat Başkanlığı görevinden alınarak Yerel Yönetimler Başkanlığına getirilmesi ve belediyede etkili bir konuma yükseltilmesi, elinde tespihle adeta belediyede bir karargâh kurduğu yönündeki yorumlarla birlikte, kamuoyunda ister istemez yeni soru işaretleri doğuruyor. Bu görevlendirme gerçekten sadece siyasi bir tercih miydi, yoksa perde arkasında başka dengeler mi vardı?

Buna ek olarak Aydın Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ertuğrul Yamen, Başkan Çerçioğlu’nun sekreterinin eşi Ozan Çavuşoğlu ile AK Parti adına Kerim Toker ve Hüseyin Pekgüzel’in sık sık aynı otelde bir araya geldikleri iddiaları da gündeme geldiğinde, “hukuki mesafe” vurgusunun neden kamuoyunu ikna etmediği daha net anlaşılıyor. Çünkü siyasette güven, yalnızca “yasalar çerçevesinde kaldık” demekle sağlanmaz; görüntü de en az gerçek kadar önemlidir.

“Para ile imanın kimde olduğu bilinmez” denir. Doğrudur. Ancak Kerim Toker’in borsayı tek başına manipüle edecek büyüklükte bir mali gücünün olmadığı yönündeki değerlendirmeler, gözaltı ve tutuklama sürecinde İl Başkanı Mehmet Erdem ve Hüseyin Pekgüzel’in yanında bulunmasıyla birleşince, ticari ilişki iddialarını daha da tartışmalı hale getiriyor.

Bu rahatsızlık yalnızca kamuoyuyla sınırlı değildi; parti içinde de ciddi huzursuzluklar yaşandığı biliniyor. “Erdem, Çerçioğlu ve Toker karar vericiydi” algısı, teşkilatın farklı kademelerinde yüksek sesle dile getirilmeye başlanmıştı. AK Partili Büyükşehir Belediye Meclis üyelerinin, karar süreçlerinde devre dışı bırakıldıklarını düşünerek “biz bostan korkuluğu muyuz?” şeklinde tepki göstermeleri, bu huzursuzluğun en açık göstergesiydi. Kadın Kolları cephesinde de benzer şikâyetler vardı; belediyeye alınan personellerin büyük bölümünün Kerim Toker’in yakın çevresinden olduğu yönündeki iddialar uzun süredir kulislerde konuşuluyordu.

Tüm bu tablo, Mehmet Erdem’in “hukuki mesafe” vurgusunun neden yeterli bulunmadığını açıkça gösteriyor. Çünkü siyasette güven, yalnızca kanunlara uygun davranmakla değil, aynı zamanda güçlü bir etik duruş sergilemekle sağlanır. SPK yaptırımına rağmen görevde tutulmuş bir ismin, bugün yaşananların tüm siyasi sorumluluğunu tek başına üstlenmesi ve bunun “partiden istifa etti” denilerek geçiştirilmesi, kamuoyunun vicdanını rahatlatmıyor. Siyasi sorumluluk, tek bir ismin omuzlarına yüklenerek ortadan kaldırılamaz.

Mehmet Erdem’in açıklaması, partiyi koruma refleksi açısından anlaşılabilir olabilir. Ancak bu açıklama, kamuoyunu ikna etmeye yetmiyor. Çünkü mesele yalnızca Kerim Toker’in hukuki süreci değil. Asıl mesele, siyasetin kendi iç denetimini ne kadar ciddiye aldığı ve etik sınavdan geçip geçemediğidir.

Bu sınavda cevapsız kalan her soru, toplumun siyasete olan güvenini biraz daha aşındırıyor. İşte asıl tehlike de tam burada başlıyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.