Ey Pabucumuzun Kutusu Sen Neymişsin Meğer!

Nevzat ARSLAN

Hatırlıyorum da yoksuldu ailelerimiz, pabucu zor alırlardı ki, kutusu, mutusu da yoktu hani o zamanlar. 17 Aralık operasyonunda, İmam-hatibe yardımdı, hayırlı bi iş içindi, deyip de milyon dolar konulan pabuç kutuları şöyle bir yana dursun…

**

Ortaokulda iken, kasabadaki eskici Hulusi Amca’dan kullanılmış pabuçları babam ucuza alır, tamir ve boyanın ardından giydirirdi. Okuldan gelince naylon ya da lastik pabuçlar giyilmeliydi ki eskisi eskimesin.

**

Madran Baba Dağlarının kuzey yamaçlarındaki çadırlarında doğan rahmetli babam çocukluğunda, kışın yağmur ve soğuktan sertleşen kabara pabuçları giyilmez olunca, yalınayak davar peşindedir. 1930’lu yılların sonunda kış kırağısında çişini yapan keçinin sıcak idrarına emmisiyle basarak, şıp şıp tepinip üşüyen ayaklarını ısıttıklarını anlatırken içi burkulurdu.

**

Şu emekli halimizde 20-30 liralık pabuçlarla idare ediyoruz. Kutusuz, mutusuz,

Naylon poşete doldurup koltuğumuzun altına sıkıştırıp yallah…

**

Para sayım makinesini doladık dilimize. Azıcık da makul olalım lütfen!

Düşünsenize 6 para kasası olan odada bir sayım makinesi elbette çok görülmez. Maazallah 6 kasa dolusu para geldiğinde, haydi otur da say hele bi görelim. Kolay değil, saymakla adamın iflahı çıkar, geberir alimallah! Orada hava, su, ekmek, kadar ihtiyaçtır para sayma makinesi a kardeşim…

**

Bulvarda dolaşırken veledin birisi boş kutu yığınına tekme attı. Önüme kayarak gelen ayakkabı kutusunu kenara doğru bir ayak hareketiyle çekmek istedim, ağırlığı dikkatimi çekti. Kıyısından şöylecene bir kaldırıp da içine bakmak istedik.

Nasrettin Hoca’nın dediği gibi,

-Ya çıkarsa!

-Bir çift ayakkabı mı unutuldu acep?

derken bir de baktık ki, bir evin günlük çöpleri doldurulmuş.

Bebek kıç bezi, muayyen gün bezi ile soğan ve meyve kabukları…

**

Bizim Durmuş Ali’yi andım.

“Gökten Hülya Avşar yağsa,

Bizim başımıza İbram Tatlıses düşer.”

Der dururdu.

**

Kaset eylemlerinde de kutunun önemine dair bir anekdot,

(Rahmetli Fakir Baykurt hocanın “Kaplumbağalar” adlı romanında (s.106) tarlasında bir gece oğlu ve gelinini çırılçıplak yakalamacık oynarken gören ihtiyar Kır Abbas söylenir. “Haşhaş tanesi kadar akıl yok bu insanoğlunda canım! Varsılı, yoksulu, kaymakamı, yarbayı, maraşalı hepsi bunun derdinde… Bunun içine bir parmacık bal mı sürmüşler? … bu anasını sattığımın kutuya…” diyerek söylenir.)

**

İzmir’de yaşayanlar çok iyi anımsar. Sokaklarda “Nayloncu Dede” denen, saçı sakalı birbirine karışmış, poşet takıntılı bir vatandaş vardı. Çırılçıplak soyunur, bulduğu poşetleri bütün vücuduna iplerle sarar, bir o kadarı da elinde dolaşırdı. Yazın neyse püfür püfür tamam da kışın pek de üzülürdüm haline. Göremez olmuştuk, öldüğünü falan düşündük bir ara... Daha sonra öğrendik ki bizim nayloncu, tedavi edilmiş, Tire Huzurevinde sağlıklı bir yaşam sürmeye başlamış. Önüne aniden poşet atıverenler de olurmuş, duraklar, poşete bakar, bir de etrafına bakınırmış. Onun gibi boş ayakkabı kutusu görenler, bir an duraklayıp acı bir gülümsemeden sonra yoluna devam ediyor.

**

Demirel, Rahmetli Ecevit ve Türkeş döneminde siyasetin seviyesini hiç düşündünüz mü? Suntacı Yahya’yı çeyrek asır konuştuk. Demirel ne demişti, “cezasını çeksin” sözünden başka… 

**

Ey! Pabucumuzun kutusu sen nelere kadirmişsin de bilememişiz. Pabuç, terlik, CD, çer, çöp, çeyiz hatta milyon dolarlar bile koyulan, ülkede gündem olan bir kutucukmuşsun. Aydın’da pabuç sallayan bisikletli ise, haftanın meşhur ama meçhul amcası oldu.  Gösterdiği Pabuç da pahalı artık!

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.