Geçmişten Günümüze Kadınlarımız

Mehmet EROĞLU

Her sene 8 Mart gününü kadın hakları için kutluyoruz. Ne güzel kadınlarımızın da insan olduğunu hiç olmazsa senede bir gün hatırlıyoruz. Ama buna rağmen bu kutsal günde bile kadınlarımıza şiddet ve aşağılanmalarının devam edildiğine tanık oluyoruz.

Ben kendi anamın kara yazgısında olduğu gibi bütün hanımların da geçmişleri anam gibi yokluk yoksulluk içinde çaresiz oldukları halen günümüzde de devam etmektedir.

Anam acılar içinde on çocuk dünyaya getirmiş. O günün şartlarında bu çocukları büyütmek için yoğun çaba göstermiş. Yoksulluğun ülkeyi bir uçtan bir uca sardığı, çetin doğa şartlarına karşı verilen mücadeleden ve amansız hastalıklardan kardeşlerimden dördü erken yaşta ölmüş. Anam bunların arkasından çok ağlamış üzülmüş. Bazı iş yaparken ölen çocuklarına ağıt yakar ve ağladığına çok tanık oldum.

Anam sabahleyin çok erken kalkar tandırı yakar mutlaka bir tarhana çorbası yapar sofrayı hazırlar ilk önce çocuklarının yemesini bekler sonrada kendisi yerdi. Hele ırgatlık zamanı sabah ezandan önce kalkar herkesi de kaldırır ekin biçmeye gidilirdi. Tabi kendisi orağı ile tarlanın başında hazır olurdu. Sırtında doğru dürüst giyeceği ayağında da genelde ayakkabısı yoktu. Akşam tarladan gelince mutlaka yine tandırı yakar gece yarılarına kadar yufka yapardı. Ekin biçme ve harman zamanında yani yaz aylarında anamın neredeyse iki saat uykusu yoktu. Ben anamın bulaşık yıkarken uyuduğunu çok gördüm.

Ülkemizde kadın hakları araştırmacılarına göre doğu Anadolu ve Güney-Doğu Anadolu’daki kadın sorunları, diğer bölgelere göre çok daha değişkenlik gösteriyor. Bunun nedeni öncelikle aşiret, ağalık ve kendisine Şeyh unvanı yakıştıran dini ve cinselliği sömüren yobazlar vardır. Buralarda töre cinayeti, berdel, okula göndermeme ve erken evlendirme, ayrıca dayak ve şiddet hanımların ortak sorundur.

Bu dayak sorunu hakkında yapılan bir araştırmaya göre sözde eğitim sorunu yüksek olan erkeklerin eşlerine daha fazla şiddet uyguladıkları görülüyor. Böyle bir kısır döngü içine girilerek hem fiziksel hem de duygusal olarak yara alan insanlar kendilerine ve birbirlerine zarar veriri hale gelmektedir.

İçimi sızlatan bir görüntüde eşlerinin yüzünü ve gözünü mosmor şişiren ve her tarafını morartan bir caninin bu hale getirdiği eşi ile poz vermesidir. Bu caniye insan denir mi?

Ama günümüzde lakabının başında prof. olan cahiller o kadar çoğaldı ki. Bursa Uludağ Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Prof. Dr. Hamdi Döndüren bakın neler saçmalıyor. Bunların yetiştirdiği öğrencilerden ne beklersiniz.

Kadın erkekle tokalaşamaz

Kadın 9 yaşında evlenebilir.

Kadından ve gâvurdan tanık olmaz

Akraba evliliği caizdir.

Doğum kontrolü yasaktır.

İz bırakmadan kadınları dövün

Evlilik dışı cimada erkeğe yüz kırbaç.

Evlilik dışı cimada kadına recm ile ölüm.

Erzurumlu Ziya paşa demiş ki “İlim insanın cehaletini alır eşşekliği baki kalır”

Ne diyelim ülkemi bu duruma düşürenler utansın.

Bazı hanımlarda komşularının ve diğer tanıdıklarının anlamaması için bu yüzü ve gözü moraran kadıncağız kendini döven eşini ele vermek istemez. Ya kapıya çarptım der veya düştüğünü söyler.

Hele bazılarınınki hiç de akla,  fikre ve vicdana sığmayan bahaneler üretir.”Kocam değil mi döverde severde” diyerek onuruna, haysiyetine verdiği derin duygusal yaradan, belki de ailesel ve ekonomik zorunluluktan kocasına mahkûm olduğundan sineye çekmek zorunda kalır.

Kadın ve erkek doğanın ayrılmaz bir parçası bir düzenleyicisi, efendisi akıl sahibi olan tek canlı varlığı olan inandır. İnsan iki ayrı cinsin bütünüdür.

Ya da Platon’un dediği gibi “Symbion balığı gibi iki farklı parçanın bütünüdür”.

Kadın ve erkekten oluşan insanlık tanrının yasaları karşısında eşittir. Ve birbirlerinden üstün değillerdir. Ama sonraları Havva anamızın Âdem babamızı sözde suça teşvik etmesi gerekçesi ile kadını aşağılama ta o zamandan beri devam etmiştir. Kadını sadece cinsel bir obje gibi görünmeye başlanmıştır.

Koca Nazım ne demiş:

 …Ve kadınlarımız

Bizim kadınlarımız

Korkunç ve mübarek elleri,

İnce küçük çeneleri, kocaman gözleriyle

Anamız, avradımız yârimiz.

Sanki hiç yaşamamış gibi olan

Ve soframızdaki yeri,

Öküzümüzden sonra gelen

Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız

Ve ekinde, tütünde, odunda pazardaki

Ve kara sabana koşulan ve ağıllarda

Işıltısından yere saplı bıçakların

Oynak ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan

Kadınlar

Bizim kadınlarımız.

***

Kadınlarımızın çilesi halen 2015 yılında da acı bir şekilde devam etmesi çok ama çok üzücü.

Bizler Nene Hatunları, Çete Ayşeler, Halide Edip Adıvar’ı cepheye mermi ve cephane taşıyan hanım kahramanlarımıza buradan saygılar sunuyor ve mekânları nur olsun diyorum

Yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi Anadolu kadının yazgısı bugünde değişmemiştir.

Buna rağmen 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun…

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.