İftiranın gölgesinde adalet aranır mı?

Cevdet ŞAHİNOĞLU

Bir hukuk devletinin en temel güvencesi, insanların korkmadan doğruyu söyleyebilmesi ve hiç kimsenin baskı altında ifade vermeye zorlanmamasıdır. Eğer bir ülkede insanlar "İfade ver, iki gün sonra evindesin", "Konuşursan kurtulursun" ya da "Başkalarının suçu vardır, yardımcı ol" gibi sözlerle karşı karşıya kaldıklarını iddia ediyorsa, artık tartışılması gereken yalnızca bir dava değildir; tartışılması gereken, adalet mekanizmasına duyulan güvenin kendisidir.

Son günlerde kamuoyuna yansıyan el yazılı belgeler ve açıklamalar, uzun süredir devam eden yargı sürecine ilişkin yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Açıklamayı yapan taraf, hakkında ifade veren kişinin daha önce farklı beyanlarda bulunduğunu, bu beyanların ise baskı, vaat ve yönlendirme altında alındığını öne sürüyor. Yine aynı açıklamada, bazı kişilerin para teklif edildiğini, avukatlar aracılığıyla yönlendirme yapılmaya çalışıldığını ve iftira niteliğinde ifadeler üretildiğini iddia eden el yazılı notlara dikkat çekiliyor. Bu iddiaların doğruluğu elbette bağımsız yargı mercilerince araştırılmalı ve hukuki süreç içerisinde değerlendirilmelidir. Ancak böylesine ciddi iddiaların görmezden gelinmesi de kamu vicdanını rahatlatmayacaktır.

Türkiye'de ne yazık ki soruşturma süreçleri çoğu zaman mahkeme salonlarından önce sosyal medya mahkemelerinde yürütülüyor. Henüz iddianamesi dahi hazırlanmamış dosyalar üzerinden insanlar suçlu ilan ediliyor; bazı hesaplar ve bazı yayın organları tek taraflı bilgilerle kamuoyu oluşturuyor. Oysa hukuk, algıyla değil delille çalışır. Sosyal medyada en çok paylaşanı değil, mahkemede en güçlü delili olanı esas alır.

Eğer gerçekten birileri tanıklara baskı yaptıysa, ifade karşılığında vaatlerde bulunduysa ya da insanları yönlendirmeye çalıştıysa bunun da hesabı verilmelidir. Yok eğer bu iddialar gerçeği yansıtmıyorsa, bunu da ortaya koyacak olan yine bağımsız ve tarafsız bir yargılama olacaktır. Çünkü adalet, yalnızca suçluyu cezalandırmak için değil; masumu korumak için de vardır.

Bugün toplumun ihtiyacı, sloganlar değil; şeffaflıktır. İftiralarla gerçekler birbirine karıştığında kaybeden yalnızca sanıklar ya da müştekiler olmaz. Kaybeden, hukuka olan toplumsal inanç olur.

Adalet, baskıyla alınmış olduğu iddia edilen ifadelerin değil; özgür iradeyle ortaya konulan delillerin üzerine inşa edilmelidir. Gerçekten hukuk devletinde yaşamak istiyorsak, herkes için aynı ilke geçerli olmalıdır: İddialar araştırılmalı, belgeler incelenmeli, tanıklar özgür iradeleriyle konuşmalı ve karar yalnızca hukuka dayanmalıdır.

Çünkü gerçeklerin en büyük savunucusu bağıran kalabalıklar değil, tarafsız adalettir.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.