İnfaz hukukunda son değişiklikler ve 2026 uygulaması

Ceza infaz hukuku, son yıllarda peş peşe yapılan kanun değişiklikleri nedeniyle yalnız mahkûm olunan cezanın miktarına bakılarak değerlendirilemeyecek kadar çok katmanlı bir yapıya ulaştı. Koşullu salıverilme oranı, denetimli serbestlik, tekerrür, suç tarihi, açık ceza infaz kurumuna ayrılma koşulları, mahsup edilecek süreler ve geçici maddeler aynı infaz dosyasında farklı sonuçlar doğurabiliyor.

Özellikle 2025 yılında yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun ile 2025 yılının sonunda kabul edilen 7571 sayılı Kanun, infaz hesabını doğrudan etkileyen önemli değişiklikler getirdi. Bu düzenlemelerin etkisi 2026 yılında da devam ediyor. Son dönemde kabul edilen yeni yargı düzenlemeleri nedeniyle kamuoyunda infaz sisteminin tekrar değiştiğine ilişkin değerlendirmeler bulunsa da her yargı paketinin koşullu salıverilme veya denetimli serbestlik sürelerini değiştirdiği kabul edilemez.

İnfaz hesabında öncelikle kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün hangi suçtan kurulduğu, suçun işlendiği tarih, hükümlünün mükerrir olup olmadığı, varsa ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığı ve cezanın hangi özel infaz rejimine tabi olduğu belirlenmelidir. Birkaç günlük suç tarihi farkı dahi uygulanacak denetimli serbestlik rejimini değiştirebilir.

Ceza hukuku alanında çalışan Av. Ramazan Sertan Safsöz, özellikle son değişikliklerden sonra infaz hesabının yalnız verilen hapis cezasının belirli bir oranla çarpılması biçiminde ele alınmasının ciddi hatalara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Suç tarihi ile hüküm ve kesinleşme tarihinin birbirinden ayrılması, geçici maddelerin ayrı ayrı incelenmesi ve birden fazla ilam bulunan dosyalarda her mahkûmiyetin kendi infaz rejiminin korunması gerekiyor.

4 Haziran 2025 Tarihli Değişiklik İnfaz Sisteminde Yeni Bir Dönem Başlattı

7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 4 Haziran 2025 tarihinde yürürlüğe girdi. Kamuoyunda 10. Yargı Paketi olarak anılan düzenleme, ceza hukukunun farklı alanlarında değişiklikler içermekle birlikte infaz hukuku bakımından özellikle denetimli serbestlik, ikinci kez tekerrür ve özel infaz usullerinde önemli yenilikler getirdi.

Düzenlemenin infaz hesabına en fazla etki eden hükümlerinden biri 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesine eklendi. Denetimli serbestlikten yararlanılabilmesi bakımından hükümlünün ceza infaz kurumunda belirli bir asgari süre geçirmesi zorunluluğu getirildi.

Kanuna göre hükümlünün denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazından yararlanabilmesi için, beş günden az olmamak kaydıyla, koşullu salıverilme tarihine kadar ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin en az onda birini kurumda geçirmiş olması gerekiyor.

Bu değişiklik özellikle kısa süreli hapis cezalarının infazında önem taşıyor. Önceki sistemde, diğer koşulların oluşması hâlinde çok kısa süre içinde denetimli serbestliğe ayrılabilen bazı hükümlüler bakımından artık kanuni bir asgari kurumda kalma süresi bulunuyor.

Yeni Onda Bir Kuralında Suç Tarihi Belirleyici

7550 sayılı Kanun’la getirilen onda bir şartının bütün hükümlülere uygulanması mümkün değil. Aynı Kanunla 5275 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 11. madde, yeni 105/A düzenlemesinin Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenen suçlar bakımından uygulanmayacağını düzenliyor.

Bu nedenle 4 Haziran 2025 tarihi infaz hesabında yeni bir eşik oluşturuyor. Suç tarihinin bu tarihten önce veya sonra olması, denetimli serbestliğe ayrılmadan önce kurumda geçirilmesi gereken asgari sürenin hesabını değiştirebiliyor.

Buradaki tarih mahkûmiyet kararının verildiği veya kararın kesinleştiği tarih değil, suçun işlendiği tarihtir. Örneğin yargılaması 2026 yılında sonuçlanan ancak suçu 2024 yılında işlenmiş bir kişi bakımından yalnız hükmün 2026 yılında kesinleşmiş olmasına dayanılarak yeni onda bir kuralının uygulanması doğru değildir.

İnfaz hukukunda tarih ayrımının önemi, aynı ceza miktarına mahkûm iki kişinin farklı sürelerle ceza infaz kurumunda kalabilmesine neden olabilir. Hukuki görünüş bakımından benzer iki dosya, suç tarihlerinin farklı olması nedeniyle farklı geçici madde hükümlerine tabi olabilir.

Denetimli Serbestlik Her Dosyada Doğrudan Bir Yıllık İndirim Anlamına Gelmiyor

Denetimli serbestlik uygulaması kamuoyunda çoğu zaman cezanın son bir yılının otomatik olarak dışarıda geçirilmesi biçiminde değerlendiriliyor. 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesinin uygulanması bundan daha fazla koşula bağlıdır.

Hükümlünün tabi olduğu koşullu salıverilme tarihi, açık ceza infaz kurumunda bulunma veya açık kuruma ayrılma hakkını kazanmış olma durumu, iyi hâl değerlendirmesi, suç tarihi ve uygulanabilecek geçici hükümler birlikte ele alınmalıdır. 4 Haziran 2025 ve sonrasında işlenen suçlarda yeni asgari kurumda kalma şartı da hesabın bir parçası hâline gelmiştir.

30 Mart 2020 tarihine kadar işlenen bazı suçlar bakımından 5275 sayılı Kanun’un Geçici 6. maddesinde yer alan genişletilmiş denetimli serbestlik hükümleri de ayrıca önemini koruyor. Bununla birlikte geçici düzenlemenin kapsam dışında bıraktığı suçlarda yalnız suç tarihinin eski olması üç yıllık denetimli serbestlik süresinden yararlanılmasına yeterli değildir.

Bu nedenle gerçek bir infaz hesabında yalnız ceza miktarı üzerinden hareket edilemez. Uygulanan TCK maddesi ve fıkrası, suç tarihi, koşullu salıverilme oranı, tekerrür ve geçici hükümler birlikte değerlendirilmelidir.

İkinci Defa Tekerrürde Koşullu Salıverilme Sistemi Değişti

7550 sayılı Kanun’un infaz hukukundaki önemli değişikliklerinden biri de ikinci defa tekerrür hükümlerine ilişkin oldu. Önceki sistemde ikinci kez mükerrirler bakımından koşullu salıverilme imkânının bulunmaması, uzun süredir infaz hukukunun en ağır sonuç doğuran alanlarından birini oluşturuyordu.

5275 sayılı Kanun’un 108. maddesinde yapılan değişiklikle ikinci defa tekerrür hâlinde süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme yolu açıldı ve uygulanacak oran dörtte üç olarak belirlendi.

Böylece ikinci defa tekerrür kararı bulunan bir hükümlünün süreli hapis cezasının tamamını koşullu salıverilme imkânı olmadan ceza infaz kurumunda geçirmesi yönündeki eski sistem değişti. Güncel düzenlemede diğer koşulların oluşması hâlinde dörtte üç oranı üzerinden koşullu salıverilme hesabı yapılabiliyor.

Ancak adli sicilde birden fazla mahkûmiyet bulunması, kişinin kendiliğinden ikinci defa mükerrir olduğu anlamına gelmez. Tekerrür hükümlerinin hangi mahkûmiyetler nedeniyle uygulandığı ve kesinleşmiş hükümde mükerrirlere özgü infaz rejimine ilişkin karar bulunup bulunmadığı kontrol edilmelidir.

Av. Ramazan Sertan Safsöz’e göre infaz dosyalarında tekerrür bakımından yapılan hataların önemli bir bölümü, adli sicil kaydı ile hükümdeki tekerrür kararının birbirine karıştırılmasından kaynaklanıyor. İnfaz rejimi bakımından esas alınması gereken veri, kesinleşmiş hüküm ve buna bağlı infaz evrakıdır.

Özel İnfaz Usullerinin Uygulama Alanı Genişletildi

7550 sayılı Kanun yalnız koşullu salıverilme ve denetimli serbestliği değiştirmedi. 5275 sayılı Kanun’un 110. maddesinde düzenlenen özel infaz usullerinin kapsamı da genişletildi.

Güncel düzenlemeye göre infaz hâkimi, hükümlünün talebi üzerine kasten işlenen suçlarda toplam üç yıl, taksirle öldürme suçu hariç olmak üzere taksirle işlenen suçlarda toplam beş yıl veya daha az süreli hapis cezalarının belirli koşullarla hafta sonu veya geceleyin infazına karar verebilir.

Hafta sonu infazının hükümlünün iş ve aile yaşamı ile ceza infaz kurumunun düzeni dikkate alınarak aynı süre korunmak kaydıyla hafta içi günlerde uygulanabilmesine de imkân tanındı.

Konutta infaz bakımından yaşa ve hükümlünün durumuna göre uygulanan sınırlar da genişletildi. Kadın, çocuk veya altmış beş yaşını bitirmiş kişiler bakımından toplam üç yıl; yetmiş yaşını bitirenlerde dört yıl; yetmiş beş yaşını bitirenlerde beş yıl; seksen yaşını bitirenlerde ise altı yıl veya daha az süreli hapis cezasının, kanundaki diğer koşulların oluşması hâlinde konutta çektirilmesine karar verilebiliyor.

Ağır hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceği belirlenen hükümlüler bakımından da özel düzenleme bulunuyor. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar dışında, kanunda aranan sağlık ve toplum güvenliği koşullarının gerçekleşmesi hâlinde cezanın konutta infazına karar verilebilmesi mümkün hâle geldi.

Bu hükümler doğrudan ve otomatik tahliye hükümleri değildir. Özel infaz usulüne karar verilmesi için kanundaki şartların somut dosyada değerlendirilmesi ve gerekli hâllerde infaz hâkimi kararı alınması gerekir.

31 Temmuz 2023 Düzenlemesinde Aralık 2025 İtibarıyla Önemli Değişiklik Yapıldı

İnfaz hukukunda 2026 yılında etkisi en fazla hissedilen değişikliklerden biri, 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun’la 5275 sayılı Kanun’un Geçici 10. maddesinde gerçekleştirildi.

Geçici 10. madde ilk hâliyle büyük ölçüde 31 Temmuz 2023 tarihinde ceza infaz kurumunda bulunan veya Covid-19 izni kapsamında belirli statülerde olan hükümlüler üzerinden uygulanıyordu. Bu durum, aynı tarihte veya daha önce suç işlediği hâlde yargılaması daha geç kesinleşen kişilerin düzenlemeden yararlanamaması nedeniyle yoğun tartışmalara neden olmuştu.

7571 sayılı Kanun, Geçici 10. maddenin altıncı fıkrasındaki temel tarih kriterini değiştirdi. Artık yalnız 31 Temmuz 2023 tarihinde ceza infaz kurumunda bulunma durumu değil, düzenleme kapsamındaki suçun 31 Temmuz 2023 tarihi veya öncesinde işlenmiş olması önem taşıyor.

Böylece yargılaması veya hükmünün kesinleşmesi daha uzun sürdüğü için 31 Temmuz 2023 tarihinde ceza infaz kurumunda bulunmayan bazı hükümlüler bakımından da düzenlemeden yararlanma imkânı doğdu.

31 Temmuz 2023 Tarihi Bir Genel Af Tarihi Değil

Geçici 10. maddede yapılan değişikliğin bir genel af veya bütün suçlar bakımından cezada indirim biçiminde değerlendirilmesi doğru değil. Düzenleme, belirli koşulları taşıyan hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ve devamında denetimli serbestliğe daha erken ayrılabilmesine ilişkin özel bir infaz rejimi getiriyor.

Toplam hapis cezasının miktarı, kapalı ceza infaz kurumunda geçirilmiş süre, açık kuruma ayrılmaya kalan zaman ve açık kurumda geçirilmesi gereken süre gibi koşullar önemini koruyor.

Ayrıca kanun belirli suçları düzenleme dışında bırakıyor. TCK m.82/1-d, e ve f kapsamındaki bazı nitelikli kasten öldürme suçları, deprem nedeniyle bina veya yapıların yıkılması, çökmesi ya da hasar alması sonucunda meydana gelen öldürme suçları, TCK m.102 ve m.103 ile m.104’ün ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen cinsel suçlar kapsam dışında bulunuyor.

Devletin güvenliğine, anayasal düzene, millî savunmaya ve devlet sırlarına ilişkin kanunda belirtilen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar yönünden de Geçici 10. maddenin istisnaları ayrıca dikkate alınmalıdır.

Bir hükümlünün suç tarihinin 31 Temmuz 2023 veya daha eski olması tek başına erken açık kuruma ayrılma veya üç yıl erken denetimli serbestlik hakkı doğurmaz. Suç türü ve diğer şartlar mutlaka kontrol edilmelidir.

Suç Örgütüne Üyelik ile Örgüt Faaliyeti Kapsamında İşlenen Suç Ayrılmalı

Geçici infaz hükümlerinde örgüt kavramı uygulamada ayrıca dikkat gerektiriyor. Bir mahkûmiyetin TCK m.220 kapsamında olması ile başka bir suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi aynı hukuki nitelendirme değildir.

İnfaz hesabında hükümde uygulanan maddeler, gerekçe, suçun hukuki niteliği ve geçici maddede kullanılan istisna ifadeleri birlikte değerlendirilmelidir. Yalnız dosyada örgüt kavramının geçmesi veya kişinin başka sanıklarla birlikte yargılanmış olması, istisna hükmünün otomatik uygulanmasını gerektirmez.

Terör suçları bakımından da benzer bir ayrım önemlidir. Koşullu salıverilme oranı, açık kuruma ayrılma koşulları ve geçici infaz hükümleri birbirinden ayrı hukuki aşamalardır. Bir suçun üçte iki koşullu salıverilme oranına tabi olması, aynı zamanda bütün geçici denetimli serbestlik hükümlerinden yararlanabileceği anlamına gelmez.

İnfaz Hesabında Suç Tarihi Tek Başına Yeterli Değil

Son değişiklikler suç tarihini daha da önemli hâle getirmiş olmakla birlikte, doğru infaz hesabı için tek veri suç tarihi değildir. Kesinleşmiş sonuç ceza, suçun tam hukuki nitelendirmesi, koşullu salıverilme oranı, tekerrür, mahsup, açık ceza infaz kurumuna ayrılma koşulları ve geçici maddeler birlikte değerlendirilmelidir.

Bir hükümlünün gözaltında veya tutuklulukta geçirdiği ve mahsuba tabi olan süreler de hesap üzerinde etkili olabilir. Aynı mahsup süresinin birden fazla mahkûmiyet bakımından tekrar kullanılması mümkün değildir. Tutukluluğun hangi soruşturma veya kovuşturma nedeniyle gerçekleştiği ve daha önce başka bir cezadan mahsup edilip edilmediği incelenmelidir.

Birden fazla kesinleşmiş ilamın bulunması hâlinde mesele daha da karmaşıklaşır. Farklı suç tarihlerine ve farklı koşullu salıverilme oranlarına tabi cezaların yalnız yıl, ay ve gün olarak toplanması sağlıklı bir sonuç üretmeyebilir.

Her ilamın kendi suç tarihi ve infaz rejimi korunarak değerlendirme yapılması, daha sonra toplama ve müddetname işlemlerinin incelenmesi gerekir.

2026 Yılında Yeni Bir Genel İnfaz İndirimi Getirilmedi

2026 yılında kabul edilen yeni yargı düzenlemeleri nedeniyle infaz oranlarının yeniden değiştiği yönünde zaman zaman yanlış bilgiler yayılabiliyor. 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, ceza ve hukuk yargılamasına ilişkin önemli hükümler içermekle birlikte 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da yeni bir genel koşullu salıverilme veya denetimli serbestlik oranı düzenlemedi.

Bu nedenle Ağustos 2026 itibarıyla infaz hesabında özellikle 7550 sayılı Kanun’un 4 Haziran 2025 tarihinde getirdiği hükümler ile 7571 sayılı Kanun’un 25 Aralık 2025 tarihinde Geçici 10. maddede yaptığı değişiklikler güncelliğini koruyor.

İnternet ortamında eski infaz tablolarının kullanılmaya devam etmesi ise hatalı hesaplara neden olabiliyor. Özellikle ikinci defa tekerrür bakımından koşullu salıverilme imkânı bulunmadığını gösteren eski tablolar ile 4 Haziran 2025 sonrası suçlarda onda bir asgari kurumda kalma şartını dikkate almayan hesaplamalar güncel mevzuatı yansıtmıyor.

İnfaz Hesaplama Araçlarında Güncel Mevzuat Esas Alınmalı

İnfaz süresini yaklaşık olarak görmek isteyen kişilerin kullandığı çevrim içi hesaplama araçlarında yalnız temel koşullu salıverilme oranının bulunması yeterli değildir. Aracın suç tarihi, suç türü, tekerrür, mahsup ve geçici infaz hükümleri arasında ayrım yapabilmesi gerekir.

Özellikle 30 Mart 2020, 31 Temmuz 2023 ve 4 Haziran 2025 tarihleri güncel infaz hesabında farklı hukuki rejimlerin ayrılmasında önem taşıyor. Aynı ceza miktarı girildiğinde suç tarihine göre farklı sonuç alınmasının nedeni çoğu zaman bu geçiş hükümleridir.

Güncel mevzuat esas alınarak hazırlanan infaz hesaplama aracı, suç türü, suç tarihi, ceza miktarı, tekerrür, mahsup ve bazı özel durumlar üzerinden koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik sürelerine ilişkin yaklaşık bir değerlendirme yapılmasına imkân sağlıyor.

Bununla birlikte hiçbir çevrim içi hesaplama, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından hazırlanan resmî müddetnamenin veya somut infaz dosyasının hukuki incelemesinin yerine geçmez. Hatalı seçilen suç türü, yanlış suç tarihi veya gözden kaçan bir tekerrür kararı hesap sonucunu tamamen değiştirebilir.

İyi Hâl Hesabın Matematiksel Olmayan Boyutunu Oluşturuyor

Koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik yalnız takvim hesabından ibaret değil. Kanunda aranan iyi hâl koşulu, infazın farklı aşamalarında ayrıca değerlendirilir.

Ceza infaz kurumundaki davranışlar, disiplin durumu, iyileştirme programlarına katılım, kurum kurallarına uyum ve kanunda öngörülen diğer ölçütler idare ve gözlem kurulu değerlendirmesinde etkili olabilir. Matematiksel olarak koşullu salıverilme veya denetimli serbestlik tarihine ulaşılması, hükümlünün aynı tarihte mutlaka kurumdan ayrılacağı anlamına gelmez.

Olumsuz iyi hâl değerlendirmeleri ve açık kuruma ayrılmaya ilişkin uyuşmazlıklar infaz hâkimliği önüne taşınabilir. Aynı şekilde müddetnamede, mahsup işleminde veya uygulanacak infaz rejiminde duraksama ortaya çıkması hâlinde 5275 sayılı Kanun’daki başvuru mekanizmalarının değerlendirilmesi gerekebilir.

İnfaz Dosyasında Kesinleşmiş Hükümden Başlamak Gerekiyor

Av. Ramazan Sertan Safsöz, güncel infaz hesabında en güvenilir başlangıç noktasının kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olduğunu vurguluyor. İddianamedeki sevk maddesi, savcılık mütalaası veya kesinleşmeden önce verilen ve daha sonra kaldırılan bir mahkeme kararı üzerinden infaz hesabı yapılması yanlış sonuca yol açabilir.

Kesinleşmiş hükümde uygulanan madde ve fıkralar, suç tarihi, sonuç ceza, tekerrür kararı ve mahsup hükümleri belirlendikten sonra uygulanacak koşullu salıverilme oranı tespit edilmelidir. Ardından denetimli serbestlik, geçici hükümler, açık kuruma ayrılma şartları ve varsa özel infaz usulleri incelenmelidir.

İnfaz hukukundaki son değişiklikler, aynı miktarda hapis cezasının her hükümlü bakımından aynı süreyle infaz edilmeyeceğini bir kez daha gösteriyor. Özellikle 2025 yılında peş peşe yürürlüğe giren düzenlemelerden sonra suç tarihi ile infaz rejimi arasındaki ilişki daha belirleyici hâle geldi.

4 Haziran 2025 tarihinden itibaren denetimli serbestlikte asgari kurumda kalma şartının devreye girmesi, ikinci defa tekerrürde koşullu salıverilmenin mümkün hâle gelmesi, özel infaz usullerinin genişletilmesi ve 25 Aralık 2025 tarihinde 31 Temmuz 2023 düzenlemesinin suç tarihi esas alınarak yeniden şekillendirilmesi güncel infaz hesabının temel başlıklarını oluşturuyor.

Sağlıklı bir değerlendirme, yalnız ceza miktarının değil, mahkûmiyet hükmünün bütün hukuki özelliklerinin incelenmesini gerektiriyor. İnfaz hukukunda birkaç farklı tarih, bir tekerrür kararı veya geçici madde kapsamındaki bir istisna, hükümlünün ceza infaz kurumunda geçireceği süre üzerinde doğrudan etkili olabiliyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri