İslama Sığınan Hırsız ve Ahlaksızların Hikayesi -1

Mehmet KIZILASLAN

Bahsini yapacağım olaylar, Muz Padişahlığının bir sancağında cereyan etmektedir. Bu günkü kurumlarla hiçbir alakası yoktur.

Uygun oluşu, sizin anlayışınızın güzelliğinden ve tevafukların sonucudur.

Hikaye bu ya bu, padişahlığın sancak beyi, seçimle göreve gelirmiş. Seçmenleri onun, nereden geldiğini, Anasını, Basını, köyünü, mal varlığını çulunu, çulsuzluğunu çok iyi bildiği için, Cibilliyet ve oba nutukları atışına hayran olmuş ve Padişahın düşüncesine uygun olmamasına rağmen sancak beyi seçmişler.

Yine hikaye bu ya, sancağın sınırları içinde, yol, sokak, kümes, cami, konak ve ev yapılabilmesi için, sancak beyinin yanında sorumlu birisi görevliymiş. Ceberut mu ceberut, sinsi mi sinsi, rüşvetçi mi rüşvetçi birisiymiş bu zatı muhterem.

Öyle şaşalı bir yaşamı varmış ki bu, zatı muhteremin, Envayı çeşit koşu ve hızlı giden atları ve sancak beyininkinden, daha değerli sarayları ve konakları olmaya başlamış.

Kendisine başını sokacak ev yapmak isteyenlere, işyeri yapmak isteyenlere, çıkarılan güçlükler, sancak beyinin ve mahiyetindeki diğer yardımcılarına şikayet olarak aktarıldığında; sancak beyi ve yardımcıları bu rüşvetçi zat için “ aşamıyoruz bu aşağılık herifin kurallarını, mevzuatını”  diyerek beceriksizliklerini anlatarak mağdurları başlarından savarlarmış.

Bazen de, seçimle gelen sancak beyi de, bu zatı aşamadığını söyleyip, mağdurlarla alay eder gibi davranırmış.

Olaylar bazen kadıya kadar ulaştırıldığında, kadılarda ya belge eksikliği yüzünden işlem yapamaz,  ya da iş yaptırmak isteyen insanların usulsüz istekleri de para karşılığında yapıldığından, alan memnun, satan memnun durumu oluşurmuş.

Muz devleti padişahı da, dış devletlerde olup bitenlerden midir, yoksa nedendir bilinmez,  sancak beylerinin yaptıklarını kontrol edemez duruma gelmiş.

Kanunlar nizamlar sancak beyine ve mahiyetindekilere işlemez olmuş. Sancak sınırları içinde Haklı mağdur, haksız güçlü, ulema suskun, parası olan her türlü imtiyazı satın alır olmuş ve millet huzursuz olmaya başlamış.

Milletin rahatsız olduğunu ve dönen dolaplardan habersiz olduğunu zanneden ve seçimle gelen sancak beyi, iç huzurunu sağlamak için umre ziyaretlerine ve dış gezilere çok gidip gelmeye başlamış.

Yoldan, sokaklardan, yapılardan, iş yeri yapılarından sorumlu olan zatı muhterem de, usulsüzlüklerinin görünmemesi ve ahali tarafından dini bütün görünmek için mi yoksa, iç huzurunu yakalaya bilmek için mi bilinmez, oda umre ziyaretlerine koşmaya başlamış.

Hikaye bu ya umre ziyareti yapmaya gittiği kutsal topraklarda, saçı sakalı ağarmış bir dede yanına yaklaşmış,

-“ Oğul dinlersen sana birkaç söz söyleyeceğim. İç huzuru kazanman için” demiş. Sıkıntıdan kurtulmak isteyip Dünya nimetlerinin cazibesine kapılan, yapılaşmadan sorumlu zatı muhterem

- “Buyur amca lütfen yardım et bana” demiş.

-“ Oğul suç senin değil. Ta dedene kadar gidiyor senin namussuzluğun”

-“ Babanın namussuz oluşuna kadar gidiyor”

-“Ananın, babana misilleme yapışına kadar gidiyor”

-“Ablanın ahlaksızlığı da senin gibi onlardan geliyor”

Dede ne diyorsun sen, diyemeden dili tutulmuş, bizim hırsızın. Dede devam etmiş.

-“ Oğlum eğer gerçekten günahların af olsun istiyorsan; geri döndüğünde aldığın rüşvetleri, paylaştıklarından topla ve aldığın şahıslara geri ver. O iyi idareci gibi görünüp, bütün suçları senin üzerine atan, sancak beyi ve yardımcılarından da, paylaştıklarınızı geri al, sahiplerine geri ver. Helalleş mağdur insanlarla. Ve bir daha yapma bu yaptıklarını. Tövbe et. Aksi halde, ne Allah seni affedecek, nede haklarını gasp ettiğin ahali.

Diğer yandan burada yaptığın yanına kar kalabilir ama, öbür dünyada seni çaldıkların, gasp ettiklerin, helal yolla kazanmadıkların, koruyamayacak oğul” demiş

Eğer bu dediklerimi yapmazsan, bu bildiklerimi sizin sancağınızdaki Allahtan başka hiçbir şeyden korkmayanlara anlatacağım. Onlarda bütün aleme rezil eder seni.

Hem bu dünyada, hem öbür dünyada kurtulmak istiyorsan dediklerimi yap oğul” demiş ve ortadan bir anda kaybolmuş.

Umrede, yaptıkları pisliklerin günahlarından kurtulacağını zanneden, gasp ettiklerinin ve rüşvet olarak aldıklarının, yanına kar kalacağını hayal eden, haramzade kara, kara düşünmeye başlamış.

Yok parasına, (Beleş denecek rakamlara) gasp ettikleri arsaların karlarını paylaştıkları, aldığı rüşvetleri paylaştıkları, döndürdükleri dolapların ardından elde ettiklerini paylaştıkları, hırsızlar da verecek miydi bakalım geriye haksız kazançlarını?

Bütün bu çalmalara, çırpmalara rağmen, umre ya da hacla günahını sıfırlayabileceğini zanneden bu zatı muhterem, şoka girmiş kara, kara düşünmeye başlamış.

Saygılarımla, bu hikayeler devam edecek zannediyorum; Muz ülkesindeki zulüm sancaklardaki yolsuzluklar bitene kadar.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.