Ay'ı aklar kirpiklerin
Giden günün karasından
Kaç yavru kuş kanat çırpar
Ah yâr bilsen şafakla bir kaşlarının arasından
Âmâ bağban bile ey yâr
Çöl suvarır uykusunda
Gül ağzının ballarından
Kaç bir güvey duvak açar
Davulsuz zurnasız naçar
Yoksul gönlüme diktiğin
Varsıl Tuba dallarından
Gurbet sıla karmalanır sarmalanır hasret vuslat
Fizan'a köprü kurulur
Pulsuz pusatsız gülümyâr
Zülfikâr'i endamının
Kuş kanadı darasından
Kaç bir Ferhat su indirir Harşena'dan Şirin'ine
Kaç bir Mecnun tur bindirir
Leyli'si yitik birine
Ah ömrüne ömür katıp uğruna dehri sattığım
Gök döşünde düşe yatıp bacasız ocak çattığım
Kaç bir kumru çiftin bulur
Kaç kocamış ömür solur ah bir görsen öz gözünün hiperbarik çırasından
Essahının olduğuna
İnansa idim enerim düşe döşediğim senin
Varıp Anzer'i tadına serin gülümcük busenin
Erse idim bir kerecik kerevetsiz muradına
Çekip almaz mıydım ah yâr kapatıldığın kaleden
Dalmaz mıydım seyranıma çıkıp fildişi kuleden
Böylesine ayrıksı bir sevdadır yâr
Nakış nakış ibrişim ipek iplikle içliğime işlediğim
Böylesi bir Kızıl Elma böylesi bir ağlar ayva
Kızılca nar kamaş kamaş avurdumla dişlediğim
Duydum duymadım deme yâr
Dünyasılı olmayanın peşindeki Anka'yım ben
Gıdığında gök taşıyan
Yaz kış bahar solmayanın teşindeki kankayım ben