Kızılçullu

Nevzat ARSLAN

Bilmem Kızılçullu adını duymuş muydunuz?                                                                                 

Eski İzmirliler bilirler. İzmir ile ilgisi olanlar duymuş olabilirler. Yeni nesil heyhat bilmez ama yakın dönemin efsanelerinden Köy Enstitülerinden biri de bu semtte idi. İlgilenenler anımsayacaklardır. Günümüzde Şirinyer semtinin eski adı…

İzmir’de Buca’ya yönelerek Yeşildere köprüsüne ulaştığınızda,  sağda Kızılçullu Su Kemerlerinin bağlandığı, araç parkı, araç havuzu anlamına gelen Nato’ya ait “Car Pool” yazısı dikkatinizi çeker. Bir zamanlar bu araç parkının yerinde Kızılçullu Köy Enstitüsü vardı. Nebi Dadaloğlu’ndan bir dörtlük;

“40 bin köye 40 bin okul
 Savaş bitmiş halkım yoksul
 Anam kalmış yetimle dul
 Yürü Kızılçullum yürü.”

Çeyrek asırdan fazla yaşadığım dönemde İzmir’de, bu araç parkının bulunduğu köşedeki kahvehaneye yolum düştü, gazeteleri okudum, çayımı söyledim, yudumlamaktayım.  Masanın bir köşesine izin isteyerek kravatlı, kasketli, mürekkep yalamış, yaşlı bir beyefendi oturdu. Selam verdi, çok geçmeden, yutkundu, titrek sesle ‘Car Pool” yazılı köşeyi işaret ederek “burada hayatım değişti evlat, burası Kızılçullu Köy Enstitüsüydü…                                              

Benim de ilgili olduğumu görünce, sandalyesini biraz yaklaştırdı adının Mehmet öğretmen olduğunu söyleyerek anlatmaya başladı. “Bergama’dan omuzumda çuval ile geldim, makus talihimiz değişmişti. Kendi eserim tahta bavulumla Anadolu köy okullarına göreve çıktım. Burada Amerikan Koleji varmış. Atatürk el koyuyor, ilave binalar yaptık, tam şuraya giriş kapısı yaptık. Direkler dikerek tahta ile çevirerek en üst sırasına “Kızılçullu Köy Enstitüsü” levhasını astık. Mandolinlerimiz vardı. Notalara hala ezbere gider parmaklarım. Piyano denen müzik aletini de burada gördüm. Durmadan çalışırdık. Sadece ders değil ha! Binalar, evler inşa eder, bilimsel tarım öğrenir, kültür sanat dersleri, matematik, tarih, halıcılık, arıcılık, folklor, resim, ipekböcekçiliği, kunduracılık, hayvancılık ve en az bir çalgı aleti çalma zorunlu idi. Ağaç dikerdik, tavuklarımız vardı…”  Bir ara daldı gitti. Aniden ayağa kalktı, Enstitü girişi tam şurasıydı, yok yok, biraz bu taraftaydı.”  Karşı kaldırıma geçti, heyecan içinde araçların arasından sesleniyordu, şurada eski kolej binası vardı, buraya bir tane yeni biz yaptık” derken yerleri şaşırdığını fark ederek geldi, çöktü masaya  “Çook değişmiş çook, şaşırdım” dedi ve sustu. Gözlerini gökyüzüne dikti.                                   

“Anadolu’nun birçok yerinde öğretmenlik yaptım. Talebelerime Ankara’yı, İstanbul’u, Hakkâri’yi, Sultanlığı, Cumhuriyeti anlattım. Yolu izi olmayan köylerde oradan oraya sürüldüğüm de oldu. Nihayetinde emekli olduk. Çocuklar İzmir’de iş buldu, bana da az öteden ev bulundu. Haftanın 2-3 günü gelir, burayı izlerim, eski günleri yâd ederim, gözlerim yaşarır…                              

Sonra burası kapatıldı. Adnan Menderes tekrar Amerikalılara, Natoya vermiş. Birde Kızılçullu adını Kızılı yani komünizmi çağrıştırıyor denilerek şuraya Şirinyer adı verilmiş. İçim burkuluyor, şu “Car Pool” yazan yeri gördükçe. Şurası bir park olsa, bir taşa “Burada Kızılçullu Köy Enstitüsü” vardı diye yazılsa, gelip otursak, çocuklarımıza, torunlarımıza anlatsak da karşıdan seyretmesek olmaz mıydı?” dediğinde hak vererek biz de boynumuzu büktük.

Ayrılırken dinlediğim için teşekkür etti. Gözlerini silerken iç geçirdi, “Torunlarım bile dinlemek istemiyor burada geçen günleri anlatmak istediğimde… Çok sıkıyorum herhalde, benim amacım ise, ülkenin geçtiği zor yılları aktarabilmek onlara…”

Zor yıllar…

Bu ülkenin zor yılları olmuştur. Babamın rahmetli amcası Birinci Dünya Harbi Gazisi Musda Çavuş, gözleri görmezdi, testisini, tasını, hasırcını alır, çamların gölgesine oturur,  biz çocuklara savaş yıllarını anlatır, kala kala dinleyen bir tek ben… Seslenirdi, ”Haydi oğlum beni eve götürüver gayri…”

Biz çullunun, hisarın kızılı ile uğraşa duralım…                                                           

Kızılçullu adını bile anımsayanımız kalmasın.                                                                  

Kızlar helâda çocuk doğurdu filan masalları dinletelim.                                          

Hasan oğlan Köy Enstitüsü orada gözlerimizin önünde çürüyor.                                                      

Eloğlu bizim kapattığımız köy Enstitüleri ile ilgili hayranlıkla belgeseller yapıyor…                                                         

Mehmet öğretmen de diyor ki; “Talebelerime Ankara’yı, İstanbul’u, Hakkâri’yi, Sultanlığı, Cumhuriyeti anlattım.” Eğitim ailede başlar tamam da çocuklarımızın içinde bulunduğu düzende eğitimcilerin sorumluluğu da hiç mi yok?

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.