Knidos Antik Kenti soyuldu, sıra Kaz Dağları’nda mı?

Mehmet EROĞLU

Değerli okurlar,

Hepinizin bildiği gibi Knidos Antik Kenti, Muğla’nın eşsiz ilçesi Datça’da yer alıyor. Ancak bu toprakların taşıdığı tarihi miras, ne yazık ki yüzyıllardır yabancıların ilgisini çekmiş ve çoğu zaman da yağmalanmıştır. Gelin, Knidos’un nasıl soyulduğunu birlikte hatırlayalım.

Yıl 1857…

Knidos açıklarına İngiliz Kraliyet Donanması’na ait “Supply” adlı savaş gemisi demir attı. Gemide bulunan kişi, İngiliz arkeolog Charles Thomas Newton’du. Yanında 200 tayfa ve 2000 sterlin vardı.

Newton, küçük bir keşif teknesiyle Knidos kıyılarına çıktı ve bölgede kamp kurdu. Köylüler durumu hemen Mehmet Ali Ağa’ya haber verdi. Çünkü o yıllarda belediye yoktu, kaymakam yoktu, jandarma yoktu. O dönemde “ağa” demek devleti temsil eden güç demekti.

Mehmet Ali Ağa önce Newton’a bir haberci gönderdi. Haberci, yanında hediye olarak 10 tavuk götürmüştü. Ardından Mehmet Ali Ağa da adamlarıyla birlikte Knidos’a geldi; beraberlerinde bir koyun, bal, yumurta ve incir vardı. Düşünebiliyor musunuz? Tarihi eserleri götürmeye gelen yabancılar, hediyelerle karşılandı.

Newton, bölgede kazı yapmak için Mehmet Ali Ağa’dan 100 işçi istedi. Ağa bu isteği hemen kabul etti. Ancak onun da iki talebi vardı: Reşadiye’de yaptıracağı cami için Knidos’tan çıkacak taşlar ve Muğla Ağası’na karşı İzmir Paşası nezdinde destek.

Newton “bakarız” dedi.

Kısa süre sonra Datça köylerinden toplanan 100 iri yapılı köylü, Knidos kazılarında çalıştırılmak üzere Newton’un emrine verildi. İşçilere çok düşük ücret ödeniyordu. Ancak çoğu hayatında ilk kez para gördüğü için verilen parayı büyük bir şaşkınlıkla kabul ediyordu.

Newton, bir dönem 50 Datçalı işçiyi Didim’deki kazılara da götürdü. İşçilerin büyük bölümü, hayatlarında ilk kez yarımadanın dışına çıktıklarını söylüyordu.

Mehmet Ali Ağa’nın desteği ve Datçalı köylülerin emeğiyle Newton, tam 384 gün boyunca Knidos’u adeta talan etti. 10 ton ağırlığındaki Knidos Aslanı ile Oturan Demeter heykelinin çıkarılması ve 212 sandık dolusu tarihi eserin gemilere taşınması yine bu köylülerin omuzlarında gerçekleşti.

O insanlar aslında soyulduklarını bilmiyordu.

Devlet onları ağalara teslim etmişti. Açlık sınırında yaşam mücadelesi veren insanlar, İngilizlerin söylediği her işi yapmak zorunda bırakılmıştı.

Newton, anılarında Datçalı işçilerin ne kadar çalışkan olduğundan övgüyle söz eder.

Aradan 162 yıl geçti…

Yıl 2019.

Bu kez sahnede Kanadalı maden şirketi Alamos Gold vardı. Devletin verdiği izinlerle Kaz Dağları’nda büyük bir doğa yıkımı başladı.

Yüzlerce dönüm alan kazıldı, ormanlar yok edildi. Siyanürlü yöntemlerle toprağın, derelerin ve yer altı sularının kirletildiği iddia edildi. Yaklaşık 195 bin ağacın kesildiği söylendi. Geleceğimiz, doğamız ve yaşam kaynaklarımız tehdit altına girdi.

Ve bütün bunlar yine Türk işçileriyle yapıldı.

Devletin düşük ücret politikalarına mahkûm ettiği işçilerle…

Tıpkı Knidos’u yağmalayan Charles Newton gibi, yabancı şirketler de Türk işçilerden memnuniyet duyduklarını dile getirdi. Şirket CEO’su John McCluskey’nin, Türk işçilerini överken kullandığı sözler hâlâ hafızalarda:

“Türkler taş taşımakta çok iyiler.”

Değerli okurlar,

Arkeoloji tarihinde Knidos’un en önemli eserlerinden biri kuşkusuz Knidos Afroditi’dir. Dünyanın ilk çıplak kadın heykeli olarak kabul edilen bu eser, M.Ö. 4. yüzyılda Atinalı heykeltıraş Praksiteles tarafından beyaz mermerden yapılmıştır.

Heykelde Afrodit, bir eliyle giysisini tutarken diğer eliyle bedenini örtmeye çalışır biçimde tasvir edilir. O döneme kadar tanrıçalar hep örtülü betimlenirken, Praksiteles’in bu cesur yorumu büyük yankı uyandırmıştır.

Aslında heykel, Kos Adası halkı için yapılmıştı. Ancak ada halkı heykeli fazla “müstehcen” bulup reddetti. Bunun üzerine Knidoslular heykeli satın aldı ve kentin en yüksek noktasına yerleştirdi. Rivayetlere göre insanlar yalnızca bu heykeli görmek için dünyanın dört bir yanından Knidos’a geliyordu.

Ünlü tarihçi Lusien, Afrodit heykelini şöyle anlatır:

“Güzelliğini hiçbir şey örtmemişti; yalnızca sol elinin hafifçe kapattığı yer dışında…”

Knidos halkı, ekonomik sıkıntılar yaşadığı dönemlerde bile heykellerini satmayı reddetti. Hesiodos’un dizelerinde anlattığı Afrodit’in doğuşu, bu kültürel mirasın ne kadar derin anlamlar taşıdığını bugün bile göstermektedir:

“Ak köpükler çıkıyordu tanrısal uzuvdan;
Bir kız türeyiverdi bu ak köpükten…”

Değerli okurlar,

Geçmişte Bergama, Milet, Didim ve Priene gibi sayısız antik kentimiz yabancı arkeologlar tarafından talan edildi. Üstelik bunu yine bu toprakların insanlarının emeğiyle yaptılar.

Bugün ise benzer tartışmalar Kaz Dağları üzerinden sürüyor.

Bu eserler, bu topraklarda yaşayan insanların emeğiyle ortaya çıktı. Bu coğrafyanın ruhunu, hafızasını ve kültürünü taşıyor. Bu nedenle ait oldukları yere dönmeleri yalnızca tarihi değil, vicdani bir sorumluluktur.

Dün Knidos’tu…

Bugün Kaz Dağları…

Yarın sıra nerede olacak?

Bekleyip göreceğiz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.