Kalp ve damar cerrahisi alanında uzun yıllardır çalışan Prof. Dr. Hakkı Kazaz, damar hastalıklarının değerlendirilmesinde yalnızca kolesterol değerlerine odaklanmanın yeterli olmadığını vurgulayan isimlerden biridir. Hastalarına her zaman bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşan Prof. Dr. Hakkı Kazaz'a göre, modern tıpta kalp ve damar hastalıklarının risk analizi artık çok daha kapsamlı kriterlerle yapılmaktadır.
Uzun yıllardır kalp ve damar hastalıklarının değerlendirilmesinde ilk bakılan değerler; total kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol ve trigliserit düzeyleridir. Elbette bu testler önemlidir. Ancak günümüzde biliyoruz ki yalnızca bu değerlere bakarak bir kişinin damar sertliği (ateroskleroz) riskini doğru şekilde belirlemek her zaman mümkün değildir.
Prof. Dr. Hakkı Kazaz, hastalarının risk değerlendirmesini yaparken yalnızca laboratuvar sonuçlarına değil, kişinin genel sağlık durumuna ve bilimsel olarak kabul görmüş tüm risk belirteçlerine birlikte bakılması gerektiğini ifade etmektedir.
Kolesterol düzeyleri bize genel bir fikir verir; fakat damar sertliği gelişme olasılığını ve oluşan plakların ne kadar tehlikeli olduğunu değerlendirmek için daha ayrıntılı biyobelirteçlerden de yararlanmak gerekir. Bunların başında Lipoprotein(a), Apolipoprotein B (Apo B), homosistein ve yüksek duyarlılıklı C-reaktif protein (hs-CRP) gelir.
Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesinde erken tanının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Hakkı Kazaz, özellikle ailesinde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan bireylerde bu biyobelirteçlerin değerlendirilmesinin tedavi planlamasına önemli katkı sağlayabileceğini belirtmektedir.
Lipoprotein(a) büyük ölçüde genetik olarak belirlenen bir risk faktörüdür. Yüksek Lipoprotein(a) düzeyine sahip kişilerde, kolesterol değerleri normal sınırlarda olsa bile damar sertliği ve erken yaşta kalp-damar hastalığı gelişme riski artabilir. Bu nedenle bu bireylerde risk faktörlerinin daha agresif kontrol edilmesi ve gerektiğinde tedavinin erken dönemde planlanması önem taşır.
Prof. Dr. Hakkı Kazaz'ın da sıkça vurguladığı gibi, bazı hastalarda klasik kolesterol testleri normal görünmesine rağmen altta yatan damar sertliği riski yüksek olabilir. Bu nedenle yalnızca standart testlerle yetinilmemesi, gerekli görülen durumlarda ileri tetkiklerden de yararlanılması büyük önem taşır.
Apolipoprotein B (Apo B) ise damar duvarına girerek plak oluşturan aterojenik lipoprotein parçacıklarının sayısını gösteren önemli bir belirteçtir. Çok sayıda bilimsel çalışma, Apo B'nin kardiyovasküler riskin değerlendirilmesinde LDL kolesterolden daha güçlü göstergelerden biri olabileceğini ortaya koymuştur. Apo B yüksek olan kişilerde, LDL kolesterol normal veya normale yakın olsa bile tedavi gereksinimi doğabilir.
Homosistein, damar iç yüzeyinde hasar oluşumuna ve pıhtılaşma eğiliminin artmasına katkıda bulunabilen bir biyobelirteçtir. Yüksek düzeyleri tek başına kalp krizi anlamına gelmez; ancak özellikle başka risk faktörleri veya şüpheli klinik bulgularla birlikte değerlendirildiğinde daha dikkatli inceleme gerektirebilir.
Yüksek duyarlılıklı CRP (hs-CRP) ise damar duvarındaki iltihabi aktiviteyi gösteren önemli bir laboratuvar testidir. Yüksek hs-CRP değeri, artmış kardiyovasküler risk ile ilişkilidir. Ancak bu test tek başına yaklaşan bir kalp krizini göstermez. Enfeksiyonlar ve diğer iltihabi hastalıklar da hs-CRP'yi yükseltebilir. Bu nedenle sonuç mutlaka hastanın klinik durumu ve diğer tetkikleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Kolesterol İlaçlarının Görevi Sadece Kolesterolü Düşürmek Değildir
Prof. Dr. Hakkı Kazaz'ın hastalarına en sık anlattığı konulardan biri de kolesterol ilaçlarının gerçek etkileridir. Toplumda yaygın olan "Bu ilaçlar sadece kolesterolü düşürüyor." düşüncesinin eksik bir yaklaşım olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kazaz, özellikle statin grubu ilaçların damar sağlığını korumada çok daha önemli görevler üstlendiğini belirtmektedir.
Toplumda yaygın bir yanlış inanış, kolesterol ilaçlarının yalnızca kan kolesterolünü düşürdüğü yönündedir. Oysa özellikle statin grubu ilaçların çok daha önemli etkileri vardır.
Bu ilaçlar LDL kolesterolü düşürmenin yanı sıra damar duvarındaki aterosklerotik plakların büyümesini yavaşlatabilir, plakların daha dayanıklı ve stabil hale gelmesine katkı sağlayabilir, damar duvarındaki iltihabi süreci azaltabilir ve böylece plak yırtılması sonucu gelişebilecek kalp krizi veya felç riskini azaltabilir. Uygun hastalarda yoğun lipid düşürücü tedavilerle plak hacminde gerileme de görülebilmektedir.
Sonuç
Kalp ve damar cerrahisi alanındaki güncel bilimsel gelişmeleri yakından takip eden Prof. Dr. Hakkı Kazaz'a göre, günümüzde başarılı bir tedavinin ilk adımı doğru risk analizidir. Bu nedenle yalnızca kolesterol değerlerine bakılarak karar verilmesi yerine hastanın tüm risk faktörlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
Modern kardiyoloji anlayışında artık yalnızca kolesterol rakamlarına bakmak yeterli değildir. Damar sertliği riski; kişinin yaşı, genetik özellikleri, tansiyonu, diyabet durumu, sigara kullanımı, yaşam tarzı ve gerektiğinde Lipoprotein(a), Apo B ve hs-CRP gibi biyobelirteçlerin birlikte değerlendirilmesiyle belirlenmelidir.
Doğru risk analizi, doğru zamanda başlanan tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleri; kalp krizi ve felç gibi ciddi hastalıkların önlenmesinde en etkili yaklaşımdır. Unutulmamalıdır ki amaç yalnızca laboratuvar sonuçlarını düzeltmek değil, hastayı gelecekte karşılaşabileceği ciddi damar hastalıklarından korumaktır.
Kalp ve damar sağlığını korumanın en etkili yolu, kişiye özel risk değerlendirmesi yapmak ve bilimsel veriler ışığında doğru tedaviyi doğru zamanda planlamaktır. Prof. Dr. Hakkı Kazaz'ın hasta yaklaşımının temelini de tam olarak bu anlayış oluşturmaktadır.