Kutsal Ramazan Ayı

Mehmet EROĞLU

 

Değerli okurlar hepinizin bildiği gibi Ramazan ayı Müslümanlarca kutsal bir aydır. Bu ayda oruç tutularak insanlara açlığın ne olduğunu fakir fukaraya nasıl yardım edilmesi gerektiğini hem kutsal kitaplarda hem de kendi mukaddes dinimizde uzunca anlatılır.

Fakat bu mübarek ay da bile insanlar kendi reklamlarını yapmak için gösteri ve madrabazlık yaparak ı kutsal ayı nasıl istismar etiklerine tanık oluyoruz..

Geçmiş senelerde ramazan ayında Aydınımız da bir iftara davet edildim. Ben Ramazan ayında iftar yemekleri fakirlere ve yoksullara verilir sanıyordum. Gittiğim bu iftar yemeğinde hiç fakir yoktu. Böyle bir iftar yemeğinin sevabı yüce makamca kabul olunur mu? Onu mevlam bilir.                                     

Bu sene de artık ramazanın sonuna yaklaşıyoruz. Bir hafta sonra Ramazan sona eriyor.

Gerçek dindarları ayrık tutarak ve onlara saygı duyarak her gün televizyonlarda bu ayı kazanç ayı olarak gören yobazlara ne dersiniz.

Her ramazan ayında olduğu gibi bu ramazan ayı bu gibi yobazlardan çok çekti. Ben inanıyorum ki bu kutsal ay öbür dünyada bizlerden şikâyetçi olacaktır.

Adam kandırmaca, yalan söyleme, iftira atma gırla gitti ay boyunca…

Riyakârlık vardı, gösteriş vardı, israf vardı bu ayda…

“İftar yemeği” adı altında bazı kişilerce reklam panayırları kuruldu ülkenin dört bir yanında.

Devlet imkânlarıyla, devlet malıyla şatafatlı iftar sofraları kurdurdu büyüklerimiz.

Hani “Tüyü bitmemiş yetim öksüz hakkı” yırtınılıyordu ya işte onların hakları veya helal rızıklarından kesilen paralarla ikram edildi iftar sofralarına.

Her zaman, her akşam birlikte yediler tüyü bitmemiş yetimin, öksüzün hakkını, devlet malını. Hem de öyle üç-beş kişiyle değil, en az üç yüz, beş yüz kişiyle…

Sırf konuşmuş olmak için. Yalanlarına birkaç daha yalan eklemek için milletin kesesinden verilen bu iftar sofralarında yukarda değindiğimiz gibi yalan, iftira atma, riya vardı.

Bütün bu ikramlar devlet kesesinden yapılıyordu.

Çünkü hiçbir kişisel servet böyle bir harcamaya imkân tanımazdı.

Bunun bir tek adı var o da devlet kesesinden hovardalıktı.

Ne diyelim; ne söylesek boş.

Yiyene de, yedirene de afiyet şeker olsun, bal kaymak olsun diyemeyeceğim.

Haram olsun.

Yanılmıyorsam bu iftar sofralarında Sayın Cumhurbaşkanı yüreğinden gelerek ne dedi;

“Bizler teröristler kadar onurlu ve gururlu olmazsak…” diye bence sürçü lisan mı etti bilmiyorum ama adam öldüren bebekleri öldüren binlerce insanımızın ölümüne neden olan terör örgütü ne zaman beri onurlu ve gururlu oldu.

Önümüzde ki hafta sonu ülke genelinde devlet malı ile yapılan israflı ve hovardalık sona erecek ve yüce dinimizin asla ve asla kabul etmediği bu aşırı israflar son bulacaktır. (tabi bulabilirse…)

Sayın okuyucular acaba Türkiye genelinde bu ayda verilen iftar yemekleri bütçemize kaça mal oldu dersiniz?

Bu masraflarla kaç tane okul yapılırdı, kaç köyümüze yol götürülür,  kaç yetime giyeceği bir pabuç ve üşümemesi için bir kaban alınabilirdi?

Bu gösteri panayırına harcanan paralarla kaç hastaneye birer diyaliz makinesi veya röntgen cihazı alınabilirdi?..

Ama bunlar siyasetçilerimize oy getirmiyor ki!..

Siyasetçilerimize bir akşam yemeğine tav olacak sözüm ona sanatçılar, sözüm ona bürokratlar, sözüm ona vatandaşlar, sözüm ona akademisyenle onurlu ve gururlu oldular mı? Ben anlamakta zorlanıyorum.

Bizim örf ve adetlerimizde ananelerimiz de iftar yemeği vermek çok önemli bir gelenektir.

Ama aşırıya ve gösterişe kaçmamak, fakiri fukarayı gözetlemek ve israf etmemek şartıyla...

Maalesef günümüz Türkiye’sinde her şeyin değerini düşürdükleri gibi mübarek ramazana gösterilen saygı ve hürmetinde değerini düşürdüler. Her akşamı devlet malıyla hovardalık yaptılar.

Samimiyeti ve hüsnüniyeti yok ettiler. Yerine gösterişle riyayı ve siyaseti getirdiler.

Tabii yazık ettiler. Kuş sütünün bile var olduğu üç yüz – beş yüz kişilik iftar sofralarının yer aldığı bu ülkede kimileri lale devrini yaşarken kimileri de bir tas çorbaya bir kuru ekmeğe muhtaç durumdalar.

Bir yazarımız Silvanlı Hacı Oruç’un intiharını anlatmış

                                              ***

Silvan ilçesinde seyyar satıcılık yapan Hacı Oruç da bu ülkenin bir vatandaşı idi…

Aylardan Ramazan olduğu için Hacı Oruç’ta oruçluydu.

İftar vaktine de az kalmıştı.

Evine geldi; eli, kolu boştu, o gün çoluk çocuğunun nafakasını temin edememişti. Yedi yabancı gibi korka korka çaldı evinin kapısını. Kapıyı on bir yıllık eşi açtı.

Kadın kocasının elinin kolunun boş olduğunu gördü, o da onun kadar yıkıldı. İki çocuk babası Hacı Oruç içeri girince her erkeğin sorduğu bir soruyu sordu hanımına “Akşama ne yaptın?”  dedi.

Kadın söyleyecek söz bulamıyordu. Zavallı kadın içi kan ağlaya ağlaya, boğazında düğümlenen hıçkırıkları gizlemeye çalışarak “Evde yemek yapacak bir şey yoktu, yemek yapamadım.” diyebildi.

Bu cevap en güçlü erkeği bile yere yıkacak bir cevaptı. 

Bu cevap ömründe sırtı yere gelmemiş bir pehlivanı bile yerlere serecek kadar öldürücü bir cevaptı.

Hacı Oruç odasına çekildi ve iftar vaktine çok az kala iftarını bile açmadan intihar etti.

Hacı Oruç’ta bu ülkenin vatandaşıydı,

Oda çoluk çocuk sahibiydi,

Onunda bu topraklarda yaşamaya hakkı vardı.

Ama Hacı Oruç mübarek ramazan günü çoluk çocuğuna yedirecek bir akşam yemeğini bulamadığı için “Yaşamak benim neyime” dedi ve yaşamına son verdi.

Keşke Hacı Oruç’ta iftar sofrasını kurabilseydi. Çoluk çocuğuna yanına alıp o sofra için “Fevk aleninde fevkinde” diyebilseydi.

Ne hoş olurdu…

Ama Hacı oruç hanımının ve çocuklarının rızkını evine götüremediği için intihar etti

Göstermelik çadır kuran sırf konuşmak için iftar sofrası düzenleyenlere de haram olsun

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.