“Laiklik adam olmaktır”

Ramazan TÜLÜ

Yıl 1997.

Manisa Barosu üyelerine mesleki katkı kapsamında bir Panel düzenlemiş ve bu etkinliğine DEÜ Hukuk Fakültesinden de 4-5 tane Profesör davet etmişti.

Ben de o tarihte yine aynı fakültede Hukuk Eğitimini tamamlayan, Manisa Barosu nezdinde staj yapan bir Stajyer Avukat idim.

Panelde hocalarımız kendi branşlarında güncel sorunlara yönelik kısa ve özlü sunumlarda bulundu.

Medeni Usul Hukuku Hocamız sunumunu bitirince, bir avukatım sorusuna cevap verirken "Bize göre HUMK (Hukuk Usulü Muhakemeler Kanunu) fevkalade yerindedir. Değiştirilmesi için hiç bir neden yoktur, sadece dilinin yeni Türkçe ile güncellenebileceği" diye bir vurgulama yaptıktan sonra.

"Gölge etmesinler başka ihsan istemiyoruz!" diyerek bir çıkış yaptı ve salon alkışlarlar ile inledi, tabii ki alkışlayanlardan birisi de bendim.

Aynı hoca 2010 yılında bu kez Aydın Barosunun bir etkinliğine katılarak Yeni yürürlüğe giren ve kendisinin de Komisyon Başkanlığı yaptığı HMK (Hukuk Muhakemeleri Kanunu) hakkında biz avukatlara sunum yaparken. "Arkadaşlar biz bu yasayı hazırlarken bu madde üzerinde çok tartıştık ve bizim 'Laikçi Arkadaşlar' en çok şu hususa karşı çıktılar" diye bir söz sarf etti.

Ben ansızın sükut-u hayale uğrayıp tası tarağı toplayarak salonu terk ettim.

Çünkü daha önce derslerini dinleyip kitaplarını okuyan biri olarak bir bilim adamının ülkedeki siyasal iklim ve esen rüzgara göre yön değiştirmesini kabullenmem mümkün değildi.

103 yaşındaki Cumhuriyet, bir asrı aşkın bir süreçte, laikliğin birey yani çağdaş insan olmak için gerekli bir ilke olduğunu geniş halk kitlelerine yeterince öğretemediği gibi, bir kısım yöneticiye, özellikle siyasilere, ayrıca kamu görevlisi olan vali, kaymakam, elçi, rektör, dekan, profesör, okul ve kurum müdürü, yargıç, savcısı, avukat, öğretmenin, komutan, polis şefi, ilahiyatçı, müftü ve imam gibi meslekler de öğretememiştir.

1924’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk, TBMM kürsüsünden, “Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre (akıl yürütme) karşı değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz" diye konuşmuştur.

Bir anlamda laikliğin tanımını yapmıştır. Softa bir meclis üyesinin “Paşam bu anlattığınız şeyler laikliği hatırlatıyor. Nedir bu laiklik dediğiniz şey?” diye sorduğunda da, “Laiklik adam olmaktır” diyerek, çağdaş insan olmanın gerekliğini vurgulamıştır.

Jön Türkler, yani İttihat ve Terakkinin tarih sahnesine çıktığı günden beri laiklik konusu bu coğrafyada hep tartışılır. Laikliği siyasal, toplumsal, hukuksal yaşantımıza sokan, benimsenmesi ve korunması için her türlü önlemi alan 1920 Aydınlanması ve 1923'te kurulan devrimci cumhuriyet olmuştur. Öyle ki “laiklik, devrimci cumhuriyetin olmazsa olmazıdır.”

Cumhuriyet sayesinde okuma yazma imkanı bulabilmiş, iş, meslek, mevki, makam sahibi olmuş, mal mülk edinmiş bu insanlar, özellikle DP’nin iktidara geldiği 1950 yılından itibaren devrimci cumhuriyeti yolundan saptırmayı, okullarda, üniversitelerde, yerel ve genel idarelerde, yargı, parti, sendika, dernek, kooperatif, birlik, şirket gibi kamu ve özel kuruluşlarda aklı ve bilimi dışlamayı, hamasetle ve popülizmle iş görmeyi, laikliği devlet, toplum, birey yaşamından çıkarmayı neredeyse meslek edinmiş, eğitimi ve öğretimi laçkalaştırarak çağdaş toplum oluşumuna, akıllı, bilgili yurttaş yetişmesine engel olmuş, toplumun ve gençliğin geleceğini karartmıştır.

Yeni kuşak nesiller gerektiği gibi bilgilendirilip aydınlatılmadığı için, ulusun tarihini ve yaşanmışlıklarını yeterince bilmemesi normaldir.

Ancak milletin vergileriyle yetişmiş, ekmeğini yemiş, suyunu içmiş, okullarında okuyarak, iş yerlerinde çalışarak beceri kazanmış, iş ve meslek sahibi olmuş, ikbal ve istikbal görmüş bu kişiler 623 yıl hüküm sürmüş Osmanlı’da fen bilimleri dışlandığı için topluma ve insanlığa yararı dokunacak bir fizikçi, kimyacı, biyolog, matematikçi, felsefeci, tıpçı, ekonomist, maliyeci, tarihçi yetiştiremediğini bilmesi gerekmez mi?

Halkın öz diline yabancı (Türkçe olmayan) dille yapılan eğitim ve öğretim sonucu halka okuma ve yazma öğretilemediğini. Cumhuriyet ilan edildiğinde okuma yazma oranının %2’lerde olduğunu, azınlıklar, askerin komuta kademesi, az sayıda mülki idareci, maliyeci, muallim ve molla dışında okuryazar bulunmadığını, örgütlü işçinin ve sanayicinin olmadığını, toplumun %80’nin köylerde, mezralarda yaşadığını, ilkel tarım ve hayvancılıkla uğraştığını bilmiyor mu?

Bu zevat takımı, Osmanlı’da ıslahat çalışmalarına karşı medrese çıkışlı mollaların, kapı kulu sipahi ve kazan kaldıran yeniçerinin öncülüğünde, “istemezük” diye baş kaldırıldığını, rasathanenin topa tutulup yıkıldığını, “kutsal kitabı basıyorlar” diye matbaanın yakıldığını, kitap ve gazete basım evlerinin tahrip edildiğini duymamış mıdır?

Meşrutiyetin ilanından sonra meşrutiyete uygun memur yetiştirmek için Osmanlı’nın Fransa’da laik okul açtığından da haberleri yok mudur?

1923 Cumhuriyeti, Osmanlının bilimde, sanatta, tarımda, ticarette ve sanayide geri kalışının, emperyalizme av oluşunun asıl sebeplerinin taassup, akıl ve bilim dışılık ile dinci gerici eğitim ve öğretim olduğunu saptamıştır.

Öncelikle, “Hâkimiyet Bila Kaydı Şart Milletindir” (Egemenlik Bağsız ve Koşulsuz Ulusundur) diyerek egemenliği gök yüzünden ve temsilcisi halifeden alarak asıl sahibi olan yeryüzündeki millete teslim etmiştir.

Türk Milletinin de ulus olma bilincini geliştirmek ve tarihini sağlıklı bir şekilde öğrenmesi için TTK (Türk Tarih Kurumu) kurulmuştur.

Türk dilini yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak için TDK (Türk Dil Kurumu) kurulur. Ayrıca Halkın kolay okuma yazma öğrenebilmesi için atin harflerinden oluşan “Yeni Türk Alfabesi” kabul edilmiştir.

Eğitim ve öğretimde köklü değişiklikler için "Tevhid-i Tedrisat Kanunu" çıkarılarak Eğitim Birliği sağlanmıştır. Laik ve bilimsel eğitimi temel alan yeni okullar açılmıştır. Darülfünun üniversiteye çevrilmiştir, “halk mektepleriyle” halkına okuma yazma öğretmiştir. Tarımda, hayvancılıkta, ticarette ve sanayide atılımlar yaparak köylü toplumunu çağdaş bir topluma dönüştürmek için yeni atılımlar yapılmış. Devrim yasalarıyla ve yeni kurumlarla toplumun yüzü çağdaşlığa çevrilmiştir.

Kulluk (tebaa olmak) yasaklanıp, “fikri hür vicdan hür nesiller” yetiştirmektir asıl gaye diyerek birey olmanın yolları açılmış ve yurttaşlık bilinci esasa alınmıştır.

İşte tüm bu olumlu gelişmeler ve ilerlemeler her ne kadar siyasiler ve yöneticiler ağzına sözcük olarak almasa da ve yeni kuşakların öğrenmemesi için çaba harcasa da "Laiklik İlkesi" ve "Laik anlayış" sayesinde gerçekleşmiştir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.