Mevlana üzerine!

Nevzat ARSLAN

Geçtiğimiz hafta, 7-17 Aralık haftası, “Şeb i Arus” Mevlana’nın vefatının 749. Yılı nedeniyle Uluslararası düzeyde anma törenleri düzenlenir. Asıl adı Muhammed Celaleddin-i Rumi’dir.

Bugün Afganistan sınırları içinde kalan Belh şehrinde 30Eylül 1207 tarihinde dünyaya gelir, baba Bahaeddin Veled birlikte Moğol istilası nedeniyle Nişabur, Bağdat üzerinden Karaman’a sonra Konya’ya yerleşirler. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde, Konya’da İplikçi Medresesinde idareci olarak önce baba sonra oğul ders verir.

Mevlana 17 Aralık 1273 yılında Konya’da vefat eder. İplikçi Camiinde kılınan cenaze namazından sonra 500 metrelik yolu cenaze alayı, ancak 7-8 saatte alabilmiştir. Kalabalık bir gayrı Müslüm katılımı da olur. Babasının da yattığı Selçuklu Sarayının eski Gül Bahçesine gömülür

**

Burada yazdıklarımı birkaç yıl önce, gece geç vakitlerde TRT1’de program yapan Pelin Çift Hanım ile bir akademisyenin aktardıklarından not alarak hazırlamıştım. Hürriyet Gazetesi Başyazarı Ertuğrul Özkök, Mevlana Müzesi ziyareti sonrasında sayfasında da aynı şeylerden bahsetmişti.

**

Türklerde türbelerde naaş, zemin altında, hazırlanan mezar odasına gömülür, yukarıda sanduka odası vardır. Osmanlılarda naaş, direkt toprak altına gömülür. IV. Murat Bağdat seferi esnasında Konya’da Mevlana türbesine gelir, alt mezar odasına inmek ister, her nasılsa böylesine sert mizaçlı bir sultanın inmesine izin verilmez, bu defa elinde tuttuğu teşbihini bilerek mezar odası kapağından düşürür ve alınmasını ister. Mezar odasına indirilen küçücük kız çocuğunun çıkışta dili tutulur, ölene kadar konuşamaz. Mezar odasında Mevlana’nın mumyalandığı, açık olduğu görüşü hâkimdir. Bu mezar odası girişi tuğla ile örülerek kurşunla kapatılmıştır. 749 yılda bir tek o kız çocuğunun girdiğinden söz edilir.

**

Cumhuriyet döneminde Mevlana Türbesi, müzeye dönüştürülerek Konya Asarı Antika Müzesi olarak düzenlenir, müze müdürü atanır. Daha sonra adı Mevlana Müzesi olacaktır. Bu arada Mevlevi dedeleri, neyzenler de odacı kadrosuna alınır. 1930’lu yıllarda Müze Müdürü Yusuf Bey odasında otururken, mezar odasında ne var acaba hele bir bakayım diye içinden geçirir. Aniden kapı açılarak dışarıdan yaşlı odacı (Mevlevi dedesi) yere kapanır, “Müdür Bey ne olursunuz oraya girmeyin” diye feryat eder. Bir süre şaşıran Müdür Bey, mezar odası girişine gelir, etrafına bakınır, usulca örtüyü kaldırmak istediğinde bir başka odacı önüne kapaklanır, “Müdür bey eviniz yanıyor” diye çığlık atar. Yusuf Bey oturduğu mahalleye ulaştığında evinin tamamen yandığını görür. Bu hengâme içerisinde bir postacı da kendisini aramaktadır, bir zarf teslim eder. Zarfı açtığında tayini çıkmıştır. Yanan evini ve düzenini tayin olduğu Ankara’da kuracaktır. Dönüş yolunda arabanın kapısı kendiliğinden açılarak küçük oğlu araçtan fırlayarak vefat eder. Konya’ya geri dönülür, oğul toprağa verilir.

Yusuf Bey, Mevlana’yı ziyaret eder, “Yetmedi mi, yetmedi mi artık, affet” diyerek dua eder…

**

Daha sonraları anlatılanlara göre, eski müdür beyin yeğeni Konya valiliğine memur olarak ilk kez tayin olur. Göreve başladığı günün gecesinde rüyasında Mevlana’yı görür. Mevlana; öğle namazı ardından türbenin kuzey doğu köşesine gelmesini, orada gül ağacının altında bir emanet olduğunu, hiç çekinmeden almasını ister. Yeğen istenen yere geldiğinde Mevlevilerin toplaştığını, kendisine yol açtıklarını, bir de eline kürek tutuşturduklarını görür. Büyük gül ağacının dibini eşeleyince topraktan Mevlana’nın mühürlü yüzüğü çıkar, dayısı Yusuf Beye verir…

**

Kırşehir’de Esnaflar Piri Ahi Evran’ın karısı Kayseri iç kalesinde Moğol saldırısında çarpışırken, Konya Selçuklu Sarayı (İlhanlı) Moğol baskısı altındadır. Mevlana ile Moğollar arasında sorun yaşanmamasının ilginç bulunduğundan da söz edilmektedir.

Şems- Tebriz-i ile olan dostluğu unutulmaz. Bu dostluğa karşı çıkan oğlu Alâeddin’in önderlik ettiği ahaliden bir kesim ile Şems’in öldürüldüğü, kuyuya atıldığı, bir başka rivayete göre ise; Şems’in İran’a kaçtığı da anlatılır.

**

Kayseri’de Kadı Burhanettin, Mevlana’nın hocalarındandır. Mevlana Farsça olarak Mesnevi adlı eserini yazar, “Gel ne olursan ol, ister Mecusi, ister İsevi, ne olursan ol yine gel” ”Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile sevgi yayan kucaklayan bir tasavvuf ehli olur Mevlana…

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.